Karakter makama kurban edilmez!

  • GİRİŞ25.02.2026 10:08
  • GÜNCELLEME25.02.2026 10:08

İnsan için gerçek değer ‘makam’dan değil, ‘karakter’den doğar, derim hep. Bunu makam ile karakteri karşıt hale getirmeden, çatıştırmadan, kendimi birini seçmeye zorlamadan söylerim. İfade etmeye çalıştığım gerçek şu: İnsanı yücelten şey, bulunduğu koltuğun, kısaca makamın yüksekliği değil; karakter sağlamlığıdır, taşıdığı güzel ahlâkın derinliğidir.

Yükselmek kolaydır; değerli olmak ya da değerli kalmak zordur. Bir kurumda yükselmek, liyakat, yetenek, deneyim, çabayla birlikte karakter sağlamlığına bağlı olmalıdır da. Patronun ve üst yöneticinin dümen suyuna kendini bırakarak yükselmek, karakteri makama kurban etmek olur.

Her çalışan insan bilir ki iş yerinde bazı mevkiler liyakatle değil, yaltaklanmayla elde edilir. Eğilerek yükselenler, yükseldikleri yerde kendileri gibi eğilmeye razı olanları ister; omurgasız omurgasızla çalışır, yanlarında doğruları değil, dalkavukları barındırırlar. Başı dik duran, vicdanının sesini dinleyen birini gördüklerinde ise bundan huzursuz olur ve onu yıkmaya çalışırlar. Zira doğruluk ve dürüstlük, menfaat düzenini sarsan değerlerdir.

Yükselmek, üstlere yalakalık, keyfi kararlara bağlı olunca, makamlara ehil olmayan kişiler geçer; bu da işi bozar, kaliteyi düşürür. Kimi insanlar basamakları koşarak, hızla çıkar. Biraz eğilmeyi gerektiren kimi yükselişler karakteri aşındırır; eğile eğile çıkılan merdivenin sonunda varılan maksat, yüksek bir makama ulaşmış olmaktır belki; ama karakter artık eskisi kadar sağlam değildir ve omurgasız hale gelmiş olabilir. Yetki artmış, fakat vakar ve hebet azalmıştır. İmza etkisi büyümüş, fakat insan küçülmüştür.

Gerçek yükseliş, haksızlık yaparak, başkalarının omzuna basarak değil; hak ederek, şahsiyetini ve onurunu sağlam tutarak olur. Eğilmeden yürüyebilenler azdır belki, fakat karakter sağlamlığı ve asıl şahsiyet onlardadır. İman ve ibadetler, özellikle namaz ve oruç, insanın karakterini sağlamlaştırır.

İnsan, çoğu zaman bulunduğu makamla, banka hesabındaki parayla ölçüldüğünü sanılır. Halbuki mevki, makam, güç insanı büyütmez. İnsan bulunduğu yere değer katar.

Nice kimse vardır ki ne bir unvanı vardır ne de kapısında asılı süslü bir levhası. Ne var ki sözüne güvenilir, adaletli olduğundan hükmüne itimat edilir, duruşuna saygı duyulur. Hakikate bağlanma, insanı güvenilir kılar. Güven, hayatın omurgasıdır.   

Makam, geçicidir. Güç, değişkendir. Bugün var olan yarın yok olur. Fakat karakter, insanın ardında bıraktığı en sağlam izdir. Karakter sağlamlığı, istikamet üzere yaşayarak elde edilir; varoluş amacına uygun davranmak, omurgalı olmak ve değerlerden taviz vermemekle olur.

Halk çoğu zaman makam sahiplerini alkışlar; fakat zaman, şahsiyet sahiplerini hatırlatır; bir başka deyişle hatırlamaya değer olanlar karakterlerini işine yansıtanlardır. Karakteri sağlam olanlar ve ehil oldukları için sağlam iş yapanlar, tarihe geçer. Peygamberler ve salihler, karakter sağlamlığını, güzel ahlakı ve olgunluğu temsil eder.

Şahsiyetli insan, gerekirse zor olanı seçer; şartlar ne kadar kötü olursa olsun o şahsiyetini korur. Olgun insan, kimi zaman yalnız kalır, bazen geçim sıkıntısı çeker; fakat karakterinden ödün vermez. Çünkü onun gözünde en büyük makam, insanın kendi vicdanında duyduğu huzur, istikamet üzere yaşamada bulunan doyum, Allah’tan aldığı kulluk rütbesidir.

Onurunu, haysiyetini kaybettikten sonra kazanılan her makam ve mevki, aslında değer kaybının üzerine örtülen bir perde, daha doğrusu kefendir, ölümdür. Dolayısıyla karakter makama kurban edilmez. Dünya hayatındaki hiçbir makam ve beşeri rol, karakteri kurban etmeye değmez. Kaldı ki bütün makamlar emanettir ve insan sınavdadır. Makamlar, gelecekteki ebedi hayatı şekillendiren imtihan araçlarıdır; cennetin ya da cehennemin anahtarıdır.

Yorumlar1

  • Hüdaverdi 15 dakika önce Şikayet Et
    Yazınız çok güzel. Teşekkürler
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat