28 Şubat’ın edebiyatını yapmak!

  • GİRİŞ28.02.2026 08:35
  • GÜNCELLEME28.02.2026 08:35

Türkiye’de darbeler yalnızca siyasal hayatı değil, toplumsal hafızayı ve edebiyatın yönünü de belirlemiştir. 27 Mayıs’tan 12 Mart’a, 12 Eylül’den 28 Şubat’a kadar her müdahale kendi mağduriyet anlatısını ve kendi edebî dilini üretmiştir. 

Ancak bu silsile içerisinde 28 Şubat’ın edebiyata yansıması beklenen yoğunluk ve derinlikte olmamıştır.

Oysa 28 Şubat yalnızca bir askerî müdahale değil; toplumu yeniden biçimlendirmeyi hedefleyen kapsamlı bir “psikolojik dizayn” süreciydi.

Ordudan ihraç edilen subaylar, görevden alınan akademisyenler ve hâkimler, katsayı uygulamasıyla önü kesilen imam hatipli gençler, üniversite kapılarında inancı ile eğitimi arasında tercihe zorlanan başörtülü öğrenciler, “irticai” yaftasıyla kamudan uzaklaştırılan binlerce insan…

 Bütün bunlar derin bir toplumsal kırılma oluşturdu. 28 Şubat’ın silindiri, inançlı insanların üzerinden bütün eziciliğiyle geçti.

Elbette Böylesine yaygın bir travmanın edebiyatta güçlü bir karşılık bulması beklenirdi. Fakat 28 Şubat, 12 Eylül gibi kapsamlı bir “mağduriyet anlatısı” bile üretemedi. 

Roman ve hikâyede ustalaşmış bazı yazarlar, belki cesaret edemediklerinden belki de edebî kariyerlerini etkileyeceği kaygısıyla bu alanda kalem oynatmadı. 

Bu da 28 Şubat’ın edebiyata yansımasını sınırladı. Yazılan eserlerin önemli bir kısmı hatırat, tanıklık ya da biyografik metin düzeyinde kaldı. 

Kurmaca metinler ise çoğunlukla bireysel mağduriyetlere odaklandı; sürecin sosyolojik ve siyasal arka planını derinlemesine işleyen büyük romanlar ortaya çıkmadı. 

Bazı yazarlar ise bunun darbe olup olmadığı tartışmasına takılıp kaldı. Oysa sonuçlarına bakıldığında bunun bir darbe olduğu açıkça görülmektedir.

Aldırma çiçek bu da geçecek!

Şairler, romancılara kıyasla 28 Şubat konusunda daha duyarlı bir tavır sergiledi. Şiir romanın yapamadığını imge ve metafor üzerinden dile getirdi. 

İnancın bastırılması, kimliğin ötelenmesi ve sabrın dirence dönüşmesi; dizelerde sembolik ama güçlü bir estetikle işlendi. Bazı şairler hamaset yapmadan slogan atmadan, hakikati kalplere yerleştirmeyi başardı.

Bu vesileyle, “Bin tank, dokuz yüz tank, doksan tank, yedi tank; aldırma çiçek bu da geçecek” diyerek tanklara karşı umudu ve direnci şiirin diliyle ifade eden Mevlana İdris’i özellikle rahmetle anmak isterim.

 Onun dizeleri, 28 Şubat’ın karanlığına karşı şiirden nasıl bir direniş hattı kurulabildiğinin en zarif örneklerinden biridir.

Neden Büyük Romanlar Yazılmadı?

Edebî türler içinde romanın ayrı bir yeri vardır. Halkın iradesini gasp edenlere karşı aydın hassasiyetine sahip yazarların kalemle karşı durması bir namus borcudur. 

27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül üzerine sağ ve sol kesimden nitelikli romanlar yazıldı. Darbe edebiyatına baktığımızda özellikle sol kesimin roman türünde güçlü bir üretim ortaya koyduğunu görüyoruz.

 28 Şubat doğrudan muhafazakâr kesime yönelmiş olmasına rağmen, mütedeyyin edebiyatçıların bu alanda pasif kalmasını anlamak mümkün değil.

Mağdurların tanıklıkları hâlâ canlıyken ne güçlü bir direniş romanı ne de geniş hacimli bir toplumsal çözümleme metni ortaya çıkmadı. 

28 Şubat’ın edebiyatta yeterince işlenmediğini söylediğimde bazı dostlarımız kaleme aldıkları eserleri hatırlatıyor. Elbette yazılanlar vardır; ancak burada mesele nicelik değil niteliktir. 

Bu noktada, Yağmurdan Sonra adlı romanıyla 28 Şubat edebiyatına nitelikli bir katkı sunan merhum Ahmet Kekeç’i de minnetle yâd edelim.

Eksik Kalan Hafıza

Hülasa 28 Şubat toplumsal hafızada derin izler bırakmış; ancak edebiyatımız bu kırılmayı bütün boyutlarıyla işleyememiştir. 

Tanıklık vardır, acı vardır, bireysel hikâyeler vardır; fakat bunları estetik bir düzleme taşıyan güçlü ve kuşatıcı eserler yok denecek kadar azdır.

Darbeler ve edebiyat ilişkisine baktığımızda 28 Şubat’ın, yaşattığı acıya kıyasla edebiyatta daha sönük bir iz bıraktığı tartışma götürmez bir gerçektir.

Eğer bu kırılma güçlü eserlerle kayıt altına alınmazsa gelecek nesiller ne mağdurları ne de zalimleri yeterince tanıyabilecektir. 

Edebiyata girmeyenin ebediyete kalması mümkün değildir. Toplumların yaşadığı travmalar ancak estetik bir işçilikle kalıcı bir derse dönüşür. Eğer insanlığı kanatacak bir eser yazılmazsa o şey yaşanmamış sayılır.

Mağdur Edebiyatı!

Darbe sürecinde aktif rol oynamış bir gazetecinin muhafazakârlara dönüp “Siz ne yaşadınız ki? 28 Şubat edebiyatı yapıyorsunuz” diyebilmesi, yaşananların yeterince anlatılmamış olmasının acı bir sonucudur.

Bu cümleyi kurma cüreti, hakikatin sanat ve edebiyat yoluyla güçlü, estetik ve kuşatıcı bir biçimde kayda geçirilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Oysa mağduriyeti edebî dille, estetik bir derinlikle anlatabilseydik kimse “mağdur edebiyatı yapıyorsunuz” deme cesaretini gösteremezdi.

Bu sebeple 28 Şubat’ın edebiyatı mutlaka yapılmalıdır. 

Allah bu millete bir daha böylesine karanlık dönemler yaşatmasın. Âmin.

Mahmut BIYIKLI / Haber7

 

Yorumlar1

  • Nebahat Yılmaz 48 dakika önce Şikayet Et
    Yeni nesillere o dönemleri anlatmak için daha çok film daha çok roman yazmak gerekir. Tespitlere katılıyorum.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat