“İlle de Roman olsun” Ramazanımız coşsun
- GİRİŞ28.02.2026 08:58
- GÜNCELLEME28.02.2026 09:51
“Kâbe’de Hacılar Hû Der Allah” ilahisini seslendiren Roman kardeşimizin etkisini görünce, “ah şu Roman kardeşlerimiz” dedim.

2005 yılıydı. “Sosyal Politikalar Dergisi”ni çıkarmaya başlamıştık.
İki sayı çıkmış, üçüncü sayının dosya konusu “Romanlar” olsun diye niyet etmiştik.
O günlerde “Roman vatandaşlar” meselesi Türkiye’nin hiç gündeminde yok. Açıkçası biraz da tereddütlüyüz.
Ekip olarak rahmetli Sabahattin Zaim hocaya danıştık.
“Çekinmeyin; isabet etmişsiniz” dedi. Ardından da şu minvalde bir not düştü: “Romanlar sayesinde Balkanlar’da Türk-İslam kültürü devam ediyor. Araştırırsanız siz de görürsünüz.”
Bu uyarı/yönlendirme, bendenizi ciddi şekilde etkiledi ve Romanlar üzerine okumaya/araştırmaya başladım.
Sabahattin hocanın dedikleri doğruydu, ama daha fazlası da vardı.

“Uygar” (aslında yamyam) Batı dünyasında Romanlar’a ölümlerden ölüm beğendirilmiş!
Romanlar 14. yüzyıldan itibaren Avrupa’ya ulaşıyor; önce Balkanlar’a ve Doğu Avrupa’ya, ardından Batı ile Kuzey Avrupa’ya yayılıyorlar.
Başlangıçta ilgi görüyorlar, ancak kısa sürede “düzen bozucu” ve “tehlikeli” ilan ediliyorlar.
Özellikle Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde sürgün, işkence, idam/öldürme ve zorla asimilasyon politikaları uygulanıyor.
1497’de Romanlar “Türklere casusluk yapmak”la suçlanıyor ve ülkeden kovuluyorlar.
1500’de I. Maximilian, muhakemesiz öldürülmelerine zemin hazırlıyor.
1725’te I. Frederick William, 18 yaş üstündekilerin asılmasını emrediyor; aşağılayıcı cezalar sıradanlaşıyor.
Saç kesme, kırbaçlama ve kulak kesme gibi uygulamalar da yaygınlaşıyor.
Romanlara yönelik insanlık dışı bu tablo Almanya’yla sınırlı kalmıyor. 15. ve 18. yüzyıllar arasında Avrupa’nın büyük bölümünde sistematik bir dışlama ve yok etme politikası uygulanıyor.
Danimarka ve İsveç idam kararları alıyor.
İngiltere’de de Romanlar asılıyor ve sürgün ediliyor. Hatta 1530’da VIII. Henry, Romanlara “yardım edenlere ağır cezalar” getiriyor.
Hollanda’da 1525’te V. Charles, ülkeyi terk etmelerini emrediyor; uymayanlara “Roman avları” başlatılıyor.
Fransa’da XII. Louis ve XIV. Louis dönemlerinde de ölüm kararları alınıyor.
Avusturya’da I. Leopold ile VI. Charles, Romanları “kanun dışı” sayıyor.
İtalya’da da Kilise baskısı ve yerleşim yasakları uygulanıyor.
Portekiz, Fransa ve İngiltere Romanları (başta Latin Amerika olmak üzere) sömürge bölgelerine zorla gönderiyor.
Kısacası Romanlar, Avrupa genelinde ya idam ya sürgün ya da ağır aşağılayıcı cezalara maruz bırakılıyor; “önyargı” ve “vahşet” kıta çapında kurumsallaşıyor.
Batı’da 20. yüzyılda da Romanlara yönelik baskı sürüyor.
Almanya yine öncü.
Almanya’da 1926 Bavyera yasasıyla Roman gruplar dağıtılıyor, çocuklar ailelerinden koparılıyor, polis gözetimi/baskısı artırılıyor.
Hitler döneminde zulüm, soykırıma dönüşüyor.
“Üstün/saf ırk politikaları” kapsamında Romanlar tıp deneylerinde kullanılıyor ve yaklaşık 500 bin (bazı tahminlere göre daha fazla) Roman gaz odalarında katlediliyor.
Zulüm Hitler’le sınırlı kalmıyor.
İspanya’da asimilasyon politikaları uygulanıyor.
Çekoslovakya’da binlerce kadın zorla kısırlaştırılıyor.
Romanya’da Ion Antonescu yönetimi Romanları aşağılayan ve dışlayan uygulamalar yürütüyor.
Özetle Romanlar, 20. yüzyıl Avrupa’sında da sistematik ayrımcılık, zorla asimilasyon ve kitlesel şiddetin/vahşetin mağduru olmaya devam ediyor.
Ya bizde durum ne olmuş?
Tabi ki Osmanlı’da tertemiz sayfamız var; bir yok etme ve dışlama politikası elbette görmüyorsunuz.
Romanlar; vakıflarda, zaviyelerde ve şehir hayatında görünür bir şekilde yer alıyorlar; sosyal hayatın temel kurumlarında etkinler.
İktisadi alanda demircilik, müzisyenlik, madencilik, gemi yapımı ile köprü ve kale inşasında çalışıyorlar, hatta “has toprakları”nda görev üstleniyorlar.
Hukuken de sistem içine dâhiller.
Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren kanunnamelerle vergi ve iskânları düzenleniyor; II. Bayezid devrinde “Çingene Sancağı” kuruluyor; Kanuni Sultan Süleyman zamanında “Kanunname-i Kıbtıyan-ı Vilayet-i Rumeli” yürürlüğe giriyor.
Devlete olan katkılarından dolayı belli dönemlerde de vergi muafiyetleri var ve askeriyenin lojistik kısmında belli bir konum edinebiliyorlar.
Hepsinden kıymetlisi; Romanların İslam’a olan katkıları ve hizmetleri pek.
Örneğin Aziz Mahmud Hüdayi Camii ve tekkesiyle ilgili tefrişat işlerinde Romanların katkıları var. Temizlik ve tertip işleri onlarda.
Süleymaniye Camii inşaatında kullanılan çiviler ve benzer malzemeler “Roman dervişler” tarafından imal ediliyor.
Tekkelerdeki zikirlerin müdavimleri; devranların gönül telleri onlar.
Yani Romanlar, Osmanlı İslam kültürünün hem parçası hem de hizmetkârı.
Tam da araştırmalarım sonucu olarak bu gerçekleri tespit ettiğim ve kaleme aldığım dönemlerde bir telefon çalıyor!
Dönemin İstanbul Vali Yardımcısı Şevket Atlı Bey, “Roman Vatandaşlara Yönelik Strateji Belgesi” kapsamında yürütülen çalışmalar için davet ediyor.
Malum, 2009’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öncülüğünde kamuoyunda “Roman Açılımı” olarak bilinen süreç başlatılıyor.
Ardından 2016’da “Roman Vatandaşlara Yönelik Sosyal İçerme Ulusal Strateji Belgesi ve Birinci Aşama Eylem Planı” yürürlüğe giriyor.
Eğitimden istihdama, sosyal yardım ve barınmadan ayrımcılıkla mücadeleye kadar somut hedefler belirleniyor.
Bu hedeflerin İstanbul ayağının uygulanması ve takibi için oluşturulan İl Koordinasyon Kurulu’nda olmamız isteniyor.
Böylece Osmanlı tarihimizde İslam’a ve devlete hizmet eden Romanların günümüz temsilcilerini görme imkânı buluyoruz.
Araştırmalarımla ulaştığım bilgilerin karşılığını bizzat görüyorum: Devletini seven ve inançlarına bağlı, kıpır kıpır “kendine has bir topluluk”.
Değişen bir şey yok yani.
Aynı çizgi devam ediyor Romanlarda!
Ve bu Ramazan…

“Kâbe’de Hacılar Hû Der Allah” ilahisini neşeli ve mütebessim yüzü, yanık sesiyle söyleyen Roman kardeşimiz…
“İlk defa böyle bir Ramazan ayı tadıyoruz sanki” diyenler.
“Okullarımız gençlerimiz için ilk defa bu şekilde bir Ramazan şenliği, neşesi ve muhabbeti ile doldu” diye sevinen aileler.
“Allah, Allah…” diyerek sınıfları, koridorları, okul bahçelerini nurlandıran temiz ve pak yavrularımız.
Milli Eğitim Bakanlığı bir zemin sundu, Roman kardeşimiz kıvılcımı çaktı. Küçük bir gönül kıvılcımı, koca bir gönül ormanını tutuşturdu elhamdülillah.
Yani aslında “kültürel iktidar” alanına bu Ramazan en önemli katkıyı (manevi rüzgârı) Roman bir kardeşimiz verdi; Allah razı olsun.
Şaşılacak bir şey değil bu.
Zira Osmanlı tarihimizde Roman kardeşler, İslam’a hizmet ettiler.
Yine ediyorlar.
Etmeye de devam ederler inşallah.
Prof. Dr. Faruk TAŞCI / Haber7
Yorumlar9
-
Mehmet cahil.
28 dakika önce
Şikayet Et
Bulgaristan daki ve ülkemizde ben Türküm diyen bir çok kişi aslında Romen. Tanıtıklarım var ben Türküm diyenlerden daha dindar ve ben Türküm diyorlar
Beğen
Cevapla
-
Fatih Ahmet
43 dakika önce
Şikayet Et
Elinize Kaleminize sağlık.
Beğen
Cevapla
-
İbrahim
47 dakika önce
Şikayet Et
Kim bilir, Bazen ilk kıvılcımlar Çılgınlar içi kıpır kıpır olanlar tarafından çakılır.Bu arada Türk Milletininde İslam'ın Güzellikleri yaşamak,manevi değerlerine dönme konusunda Tabiri caizse bir susamışlik bir hasret var.
Beğen
Cevapla
-
Mahmut
49 dakika önce
Şikayet Et
Elhamdülillah
Beğen
Cevapla
-
H.kartal
54 dakika önce
Şikayet Et
On numara bir bilgi Allah razı olsun Roman kardeşlerinizle ılgili bilgilerinize...
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle