Ramazan düşünceleri

  • GİRİŞ02.03.2026 09:30
  • GÜNCELLEME02.03.2026 09:30

Mübarek Ramazan Ayı bir arınma ve ibadet ayı olduğu gibi aynı zamanda bir tefekkür ayıdır.

Şartları uygun olanlarımız oruç tutarken bir yandan bedenlerini, duygularını, ihtiraslarını

iradeleriyle kısıtlarken diğer yandan da akıllarını, ruhlarını ve keyfiyetini tam bilemediğimiz başka insani melekelerini olabildiğince inkişaf ettirerek kendilerini yeniden kamil insan olarak  inşa etmeye çalışırlar. Bu inşa sırasında en önemli yaratıcı ve tezyin edici imkanlara tefekkür mirsadı (Gözetleme yeri, rasat yeri) ve mirkati (merdiveni) ile erişilir. 

Tabiri mümkün ise Ramazanda oruç ile inşa edilen İslam insan mimarisinin ana sütunları oruç ve namaz, müştemilatı ve aksesuarı nafileler ve Ramazana uygun güzel ameller ile zikirler ve şükürler, binanın vücudunu ayakta tutan demir çelik konstrüksiyonu akide ve İslam akidesine derinlik ve hayatiyet katan ise tefekkürdür.

Akide ve tefekkür ile yaptığımız oruç ve namaz gibi ibadetlerin anlamını idrak edebiliriz. Eğer anlamını idrakten sonra samimiyet ile bu ibadetler yapıldığında nihai gaye olan ilahi rıza kazanılır.

Oruç İbadetinin Külli ve Şümullü Oluşu

Ramazan ayı içerisindeki oruç ibadeti bir çok yönden külli ve şümullü bir ibadettir. Bu açıdan oruç ibadeti emsalsizdir.

Oruç öncelikle ferdi bir ibadettir. Bizatihi kişi kendini bütün azalarıyla ve varlığıyla sınırlamakta, kendini bu ibadete yoğunlaştırmaktadır. Ancak, bu sadece tek bir ibadet formu değildir. Oruç ibadeti içinde başka ibadetler de gizlidir. Mesela bedenen kendini kısıtlama ve Allah rızası için oruç tutma gibi bedenin dalındaki bütün aza ve hasselerin de oruç tutması söz konusudur ve bu tarz oruç daha makbuldür.

Oruç ibadeti namaz ibadetini de içerir. Tıpkı namaz ibadeti gibi oruç da belirli vakitler arasında tutulur, namazda olduğu gibi tam şekli yoğunlaşma olmasa da oruç halinde de namaz hali gibi ibadeti bazı eylemlerle yapar; bazı eylemlerden de kaçınırız.

Mesela zekat ibadetinin önemli bir payı vardır. Bedenin ve sağlık nimetinin zekatı verilir. Üstelik bu açıdan hayvani varlığımız için sürekli iştiha ile yemek veya bursla sahip olmak istediğimiz nimetlerden kendimizi geri çekme vardır. Keza abdest alarak nasıl ki bazı uzuvlarımızın üzerini temizliyor isek oruç tutarak da uzuvlarımızın içini temizleriz; burada hem maddi hem de manevi temizlik söz konusudur. Allah yolunda cihat etmenin bazı mükellefiyetlerini ve zorluklarını yerine getirir oruç tutan müminler. Oruç bizi cihadın, seferin, ibadetlerin, sabrın zorluklarına hazırlar, mütekâmil ve mütehammil kılar.Mecazen baktığımızda Kuran okuyan dilimiz gibi oruçta da bedenimiz gün boyunca kendi haliyle Kuran okur, her azamız kendi diliyle ve haliyle Kuran tilavet eder; kendi doğasında gizli özellikleri ile zikir, şükür ve ibadetini yerine getirir. 

Birçok açıdan zengin, kapsamlı bir ferdi ibadet olan orucun toplumsal boyutları da vardır. Bir kere aynı iradi kısıtlamaları yaşayan toplum adeta cemaatle namaz kılıyor gibi bir atmosferi yaşar ve yaşatır. Oruç ibadetinde paylaşılan meşakkatler ve nimetler genel olarak toplumun mahiyetini ve niteliğini etkiler, olumlu yönde değiştirir. Bütün bir toplum esaslı bir dinginlik, şükür, sabır, olağan bir vecd haline bürünür. Bunu oruç ayı içindeki toplumsal faydaları sağlayan tamamlayıcı ibadetlerden bağımsız olarak ifade ediyorum.

Oruç ibadetinin diğer ibadetlere nazaran bir güçlü yönü sadece oruçluyu değil, içinde yaşanılan zamanı, hep alışageldiğimiz ihtiyaçlarımızı şekillendirmesidir. Mesela Ramazanda zaman algımız ve çizelgemiz ciddi değişir. Sahurda belli ölçüde yemek, gün boyu aç kalmak bizim hem zaman hem de beslenme rutinimizi değiştirir. Zaman bize değil, biz zamana hakim olma yoluna gireriz. Yeme içme gibi maddi ihtiyaçlarımızı mutlak değil izafi bir mahiyette konumlandırırız.

Oruç ve İncelen Ruh

İslam alimleri beden ve ruh arasında bazen makusen mütenasip (Ters orantılı) bazen de mebsuten mütenasip (Doğru orantılı) bir ilişki olduğunu belirtirler. Mesela ruhun güzelliğinin dışa vurumu, dışarıya aksetmesi mebsuten mütenasip bir ilişkiye örnek verilebilir. Bu yüzden iyi ahlak sahibi insanların ruh ve beden güzellikleri için “Sireti suretine yansımış” deriz.

Bunun aksi de mümkündür, vâkidir. Bunlardan birinin diğerinin faydasına zayıflaması ise makusen mütenasip ilişkinin tam örneğidir. İşte Ramazan ayında yaşadığımız tam da bu değil midir? Oruç nedeniyle canlılara ait hayvani isteklerimizin önüne sedler çekilince insana ait güzellikler sökün ederlerler. Bir seviye üzerinde ise insani hırslarımız, arzularımız, kötü tutumlarımız engellendikleri ölçüde de meleklere mahsus bir saflık ve duruluk ruhumuza ve varlığımıza nakşolur, kurulur.

Letafet, zerafet, ihlas, samimiyet, vecd haddeden geçer, zirveye çıkar. Ramazan ayının ferdi olduğu kadar toplumsal yansımaları ve hakikati de fevkalade değerlidir. Bu ayda Allah’ın (cc) kudretli ve yaratmasının hikmetlerini adeta ta ruhumuzun gözleriyle görürüz, hissederiz. Zengin sofralarda tebellür eden zenginlik ile fakir sofralarına sinmiş fakirliği cömertlik, kadirbilirlik, anlayış, hissediş, duyuş, vb güzel değerlerle inşa edilen ortak varlıkta müşahade ederiz. Burada servetçe farklılığın hakiki sebebini ve hikmetini derin bir rıza duygusuyla his ve idrak ederiz.

İnsanları ve Toplumu Bütünleyen Oruç İbadeti

Oruç ibadeti insanları ve toplumu bütünleştirir, bireysel ve toplumsal planda vahdeti temin eder. Şöyle ki,

“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, …

” (Hucurat Suresi/ 13). ayetinden mülhem diyebiliriz ki Allah (cc) isteseydi herkesi zengin veya herkesi fakir yaratabilirdi. Ancak bizleri zengin vefakir insanlar olarak farklı mertebelerde yaratmıştır ki, insanlar arasında yardımlaşma, Allah adına verme Allah adına alma, merhamet ve şefkat duyma, birbirimizin eksikliklerini ve ihtiyaçlarını tamamlama, bu şekilde de birbirine yapışmış “bünyan-ı mersus” gibi sağlam bir toplum yapısı oluşturmaya benzer bildiğimiz ve bilmediğimiz nice hikmetler ile tezyin etmiştir.

Dindar bir yabancı arkadaşım vardı. Bir eksiğimi kendisinden yazdım talep ederek giderdim. Bu arada da, ihtiyacım olan cihazı almakta tembellik gösterdiğimi, halbuki sırf bunun için alışveriş merkezine gitmiş olduğumu, vs anlatmaya çalıştım. O bana gülümseyerek şöyle dedi: “Böyle bir eksikliğimizin olması çok daha iyi; birimzide olmayanı diğerimiz karşılar, birbirimizle yardımlaşırız, ihtiyaçlarımızı birbirimizden karşılamak bizi bütünler” .

Ramazan gelince hem bütünleşme hem de hakikat noktasında vahdet tecelli etmektedir. Bu hakikatin bir kısmını tefsir için Jorge Louis Borges’a ait harika bir metafor üzerinden düşünelim. Der ki Borges “Ölüm geldi zengin ile yoksulu eşit kaldı!”.

Ramazan ayının mütekâmil oruç kutsiyetinde zengin ile yoksul yaşantı ve basit ihtiyaçları karşılama bakımından adeta eşitlenmektedir. Ramazan ayında orucun bu tesiri bazen öyle hissiyat doğurmaktadır ki, farklı yaşantılar bile aynı hissiyatın içinde eriyip gitmektedir. Yahya Kemal’in “Atik Valde’den İnen Sokakta” şiiri tam da bu cümleyi müşahhas hale getirmektedir. Y. Kemali iftardan önce gittiği bu fakir semtte hissettiklerini nefis bir üslup ile anlatmaktadır:

“İftardan önce gittim Atik- Valde semtine,

Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,

Sessizdiler. Fakat Ramazan maneviyyeti

Bir tatlı intizara çevirmiş sükuneti;

Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,

Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;

Bakkalda bekleyen fukara kızcağızları

Az çok yakından sezdiriyor top ve iftarı.

…..

Top gürleyip oruç bozulan lahzadan beri,

Bir nurlu neşe kapladı kerpiçten evleri.

Ya Rab nasıl ferahlı bu alemi nasıl temiz!

Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neşesiz.

Yurdun iftarından uzak kalmanın gamı

Hadsiz yaşattı ruhuma bir gurbet akşamı.

Bir tek düşünce oldu teselli bu derdime;

Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:

“Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;

Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.

(Yahya Kemal Beyatlı)

Kendisi oruçlu olmasa da oruç tutan o fukara semtini nasıl da duyumsadığına bir bakar mısınız? Orucun semtin fukara kızcağızlarına, kerpiç evlere, tenha sokaklara, derin sükunete nüfuz etmesini nasıl da hissetmiş ve ifade etmiş!Hem de hangi vaziyette? Kendisinin oruçsuz olduğunu ifade ediyor o hazin iç çekişini hissettiren kelimeleriyle:

“Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neşesiz”

Bu hazin iç çekişin

yalnız başına bir duygu olmadığını anlıyoruz zira “Yurdun iftarından uzak kalmanın gamı/

Hadsiz yaşattı ruhuma bir gurbet akşamı. ” Bu derin iç çekiş derin bir uzaklık içinde yakınlık duygusudur. Nitekim kendisini ferahlatan ve derdine teselli olan şey o muhitte yaşayan insanlara duyduğu aidiyet hisleridir.

“Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür/

Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.

Oruçsuz olmasına karşın adeta oruç tutan bütün semtin hissiyatını yaşayan, hatta onları kendi uzaklığına derman kılan bir münevverin kendisi kadar orucun maneviyatının da birleştiriciliği, ortak bir atmosfer yaratması söz konusudur.

Bu ortak müsamaha, yakınlık, dinginlik atmosferini bugün içinde bulunduğumuz ortamda da görmek, hissetmek isterdim. Oruçla dilinden ve elinden doğabilecek kötülükleri, hırslarını, ihtiraslarını, menfi hislerini bağlayan müminlerin birbirlerini affetmelerini duyumsamak isterdim. Fukara kalplerinde mütevazı bir yerim olsun isterdim. Kin ve nefretle kalkan ellerin şefkatle, merhametle, muhasebe ile aşağıya inmesi görmeyi dilerdim. Kin ve haset ile kabaran duyguların, öfkelerin ebeden oruçla bağlanmasını arzu ederdim. Ferdi olarak ruhumuz, kalbimiz ve aklımız saflaşırken bunun sosyal ilişkilerimize ve toplumumuza da yansıması ne güzel olurdu?

Hürmüzgan’ın Minab Kızları

“Top ve iftarını az çok sezdiren bakkalda bekleyen Atik-Valde’nin fıkara kızcağızları” bugün

bana Hürmüzgan Eyaletinin bir şehri olan Minab’ın kız çocuklarını hatırlattı. ABD ve İsrail uçaklarının bombaladığı kız ilkokulunda şehit kız çocuğu sayısının 28 Şubat’ın akşam saatlerinde 85’e yükseldiğini basından okudum. İçimi tarifsiz bir keder ve acı kapladı. İçimde gayri iradi tahayyül ettiğim görüntüleri ve bana verdiği acıları tariften acizim.

Yüreğimizde Gazze’nin kızları, çocukları ve annelerinin yangını devam ederken Minab'ın bu masum yavrularının çığlıkları matemlerimize matem kattı. Aklıma İslam Dünyasının hüzün ve matem şairi de olan Akif merhumun beyitleri geldi:

“Yollar geçiyor ki ya Muhammed

Aylar bize hep Muharrem oldu!

Akşam ne güneşli bir geceydi…

Eyvah, o da leyl-i matem oldu.

(Mehmet Akif Ersoy)

Ne yazık ki İslam dünyasının bütün ayları Muharrem oldu yine! Bütün Müslüman şehirleri Kerbela (Çar- bela) oldu! Yine Akif’in feryatları ile söylersek:

“Harab iller, serilmiş hanümanlar, başsız ümmetler,

Yakılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar”

…“Tegallübler, esaretler, tahakkümler, mezelletler,

Riyalar, türlü iğrenç ibtilalar, türlü illetler.

“Geçerken, ağladım geçtim; dururken ağladım durdum;

Duyan yok, ses veren yok, bin perişan yurda başvurdum.

….

Derinlerden gelir feryadı yüzbinlerde âlâmın;

Ufuklar bir kızıl çember, bükük boynunda İslam’ın!” (M. Akif Ersoy; İstanbul, 1918)

Böylesi acılara dayanamaz koca şair, bir başka eserinde:

“Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım,

Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım” der.

Yanmış yakılmış İslam beldelerinin ortasında matemle feryat ederken bilmem ki bu feryatları duyan olur mu?

Eski Ramazanlardan Bir Hüzün Kesiti

Yazılacak elbette çok şey var hüzün ve acı adına. Ama ben sadece duygusal hafızamda kalan küçük bir hatırayı paylaşmak istiyorum. Sanırım 1987 veya 1986 yılı Ramazan ayı idi. O günün şartlarında çok kıymetli bir yeri olan bir dini yayında Mısırlı hafız ve kıraat alimi

Abdulbasit Abdussamed’in röportajı vardı.

Abdulbasit Abdussamed’i (1927- 1988) bizim yaşlarda olanlar iyi hatırlayacaklardır. 1980’li yıllarda hayli dokunaklı, hüzünlü, bazen de coşkulu insanı mest eden ses üslupları ile özellikle Mısırlı hafız ve kıraat alimlerinin Kuran kasetleri dinlenirdi. Abdussamet, Mustafa İsmail bu zatlar arasında belki en fazla dinlenenler idi. Ben de gençliğimin heyecanlı dalgaları arasında bu ikisini severek ve biraz da hüzünlenerek dinlerdim. İşte Abdussamed’in röportajını görünce merak ettim. Acaba Kuranı bu kadar güzel okuyan ve beni hüzünlendiren bu hafız salt sesi güzel bir kıraat üstadı mıydı yoksa derununda bir şeyler gizli miydi?

O yıllar bu soruyu sormamı gerektirecek dönüşüm yıllarıydı çünkü. Bu değerlendirmemi, algımı merak eden dostlarımıza o dönemin bence en güzel anlatımlarından biri olan Mustafa Kutlu’nun Sır hikaye kitabını I1990) ve bu kitaptaki mürit hikayesini öneriyorum. Bu algımı en iyi anlatan hikayedir Mustafa Kutlu’nun Mürid’i. Hikayede samimi müridin alemi manada artık şehirde yaşayan şeyhini görmesi, şeyhinin kendinden köyündeki Akpınar kaynak suyundan istemesi üzerine şehire gitmesi anlatılır manevi bir bir üslup ile. Mürit Akpınar suyundan doldurup yollara düştüğünde geçtiği yerlerde hayat saçar, mutluluk ve huzur saçar, bundan kendisinin haberi yoktur tabi ki. Şehre erişip, Şeyhinin dergahının kapısına geldiğinde şeyhinin etrafındaki modern bürokratlar ve işadamlarını görmesi ve içeri girememesi anlatılır. Şeyhi ile ancak göz göze gelip, ondan suyu oracıkta bırakıver yollu bir tebessümünü görünce, testiyi dergahın kapısı önüne bırakıp mutmain şekilde dergahtan ayrılır… Bu aslında o dönemin Müslüman dünyasındaki çelişkilerin ve yarılmanın zarif bir anlatımıdır. İşte ben hep müridin samimiyet ve ihlasınıaramışımdır ne zamandan beri. İşte tam da bu yüzden, Abdüssamed’in derununu anlamak istemiştim kim bilir?

Röportajın başlığı altındaki sözü bir taraftan sevince bir taraftan da hüzne boğmuştu beni:

“Kudüs’ün İsrail’in zulümlerine maruz kalması beni hüzünlendiriyor”

Sevince boğmuştu, zira

Hafız’ın derununda hüzün, acı, samimiyet tebellür etmişti. Hüzne boğmuştu çünkü, Kudüs’ün hali ve Ondaki yansıması beni de üzmüştü derinden. Sonra neler okuduğumu hatırlamıyorum. Ama bu cümle kalbime kazınmıştı. Bu röportajından kısa süre sonra da vefat etmişti Hafız Abdussamed (Allah rahmet eylesin). Ancak ne zaman o eski Kuran tilavetlerini hatırlasam Hafızın bu sözünü hatırlarım.

Bir de Lübnanlı Diva Feyruz’un Zehret-ül Medain (Meydanların Çiçeği Kudüs) şarkısını daha doğrusu “Kudüs Kasidesini” hatırlatıyor bana:

“Ey namaz şehri senin için namaz kılıyorum

Senin için ey meskenlerin güzeli şehirlerin çiçeği

….

Ey İsra gecesi, ey göğe uğrayan insanların yolu Gün geçtikçe gözleriniz sana çevriliyor, ve ben dua ediyorum

Kudüs şehri yıkılınca Sevgi geriledi, dünyanın kalbine savaşlar yerleşti

Parlak öfke geliyor, ben imanla doluyum.

Parlak öfke geliyor korkunç atlarıyla geliyor

Zalim yüzü yenecek

Ev bizimdir, Kudüs bizimdir

Elimizle Kudüs’ün şanını geri alacağız

Elimizle, Kudüs’e selam olsun…

(Feyruz; Şehirlerin Çiçeği Kudüs; Jérusalem in my Heart albümünden)

Ne yazık ki bugün artık Kudüs, uluslararası toplum tanımasa da fiilen İsrail’in işgali altında ve elinde ve İsrail sadece Gazze ve Lübnan'ı değil uzak dairedeki İsfahan'ı, Meşhed’i, Tahran’ı, Kum’u, vs bombalıyor. Sadece şehitlerin çiçeği değil artık bütün İslamın şehirleri bombardımanlar altında ya da boyun eğmiş duruyor çağın kötücül güçlerine…

Ve İsrail, insanlığın içinden vicdanları çekip çıkarıyor; zulmü bir evrensel değere dönüştürüyor. Bir ümit var mıdır? Bir ilahi yardım gelir mi acaba? Acaba şairin öngörüsü gerçek olur mu:

“Abisten-i safa vü kederdir leyal hep

Gün doğmadan meşime-i şenden neler doğar”

(Geceler daima hüzün ve mutluluklara gebedir

Gün doğmadan gecenin rahminden neler doğar)

(18. Yüzyıl şairlerinden Rahmi Efendi)Sahi bu karanlık gecenin rahminden ne doğacak acaba? Ramazan ayının feyzi ve bereketi ile dua ve niyazda bulunalım ki Allah bize ve bütün insanlığa ferahlık, genişlik, emniyet ve huzur nasip etsin inşallah. Zaten ben her Ramazanda oruç kokan muştuları bekleyen samimi bir mümin olmayı isteyen kendi halinde garip bir insanım, hüzünlü ve matemli bir insanım. Ve işte sizleri de ortak ettim hüznüme, Dualarıma…

 

Mehmet Ali BAL - Haber7

Yorumlar3

  • Nurettin Altungök 13 dakika önce Şikayet Et
    Tek cümle ile harikaydı.
    Cevapla
  • Akif 1 saat önce Şikayet Et
    Yine hicran ile çılgınlığım üstümde bugün... Bana vahdet gibi bir yâr-ı müsâid lâzım! Artık ey yolcu bırak... Ben, yalınız ağlayayım!
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Nurettin Altungök 14 dakika önce Şikayet Et
    Allah razı olsun emegini daim etsin gerçekten çok güzeldi ramazannızı kutluyor Allah yar ve yardımcınız olsun AMİN.
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat