8 Mart ve özgürlük vaadi
- GİRİŞ08.03.2026 08:46
- GÜNCELLEME08.03.2026 08:46
İran’a yönelik Siyonist saldırganlığın anlatısı uzunca bir süredir “İranlı kadınların özgürlükleri” üzerinden kurgulandı.
Özgürlük, Batı medeniyeti için sihirli bir kavram.
Aydınlanma düşüncesinin temelinde insan aklının ve bizzat insanın kendisinin özgürleşmesi ülküsü vardı.
ABD’nin doğum belgesi sayılan Amerikan Bağımsızlık Bildirisinin içeriği, özetle “insanların doğal hakları ve hükûmetlerin bu hakları korumakla yükümlü olduğu” prensibi üzerine kuruludur. İnsanın doğal hakları ise şöyle sıralanır: Yaşam, özgürlük, mutluluk arayışı.
Milli devletlerin başlangıcı olarak görülen Fransız İhtilali’nin üç temel ilkesinden birincisi, -kardeşlik ve eşitlikten önce gelen- özgürlüktür.
Yani özgürlük, bugünkü Batı “medeniyetinin” kuruluşundaki en kritik kavram ve medeniyet ihracındaki en önemli “malıdır”.
Medeni olmayan Doğu’ya ve Güney’e, medeniyetin gelişi özgürlük üzerinden anlatılır. Tüm Doğu’da bol miktarda bulunan müstemleke kafalı yarı-aydınlar, Batı’ya hayranlıklarını anlatırken medeniyetten ziyade özgürlüğe vurgu yaparlar. “Batı’dan bize medeniyet gelecek” demezler. Bunun yerinde “Batılılaşmak bizi özgürleştirecek” derler.
Batı medeniyetinin kod adı “özgürlüktür”.
Fransız devriminin diğer iki kavramına ne olmuştur? Neden kardeşlik ve eşitlik bu denli anılmamaktadır? “Medeniyet”, insanlar arasındaki kardeşliği ve eşitliği sağladığı için mi dersiniz?
Amerika kurulurken yazılı senede bağlanan “insanın doğal haklarından” geriye neden sadece özgürlük kalmıştır? Yaşam ve mutluluk arayışı hakları artık kesin olarak garantilendiği, onların davasını gütmeye gerek kalmadığı için mi?
Medeniyet pazarlayan Batı’ya bir bakın ve özgürlük dışındaki o kurucu kavramları bir arayın bakalım ne göreceksiniz…
Kardeşlikten bahseden aydınlanmacı medeniyet, modern ırkçılığın kurucusudur. Kardeşliği inkar etmenin kitabını yazmıştır.
Eşitlik vadeden kapitalist medeniyet, tarihte görülmemiş denli bir ekonomik eşitsizliğin altına imza atmıştır. Hatta öyle ki ekonomik ve sosyal eşitsizlik, kapitalist sistemin yakıtı haline gelmiştir. Eşitsizlik olmadan sistemin devamı mümkün olmayacağından, zenginlerle yoksullar arasındaki fark her geçen gün daha da büyümektedir.
Yaşam hakkını kutsal belleyen Batılı modern devlet, cinayetin kitabını yazmıştır. On milyonlarca insanın öldüğü iki büyük dünya savaşı, atom bombası, son yüz yıl boyunca çıkarılan sayısız savaş ve biri Almanya’da öbürü Gazze’de yaşanan iki büyük soykırım… Dünyada kitle kırımlarını ve hesapsızca insan öldürmeyi, sistemin bir zorunluluğu olarak “meşrulaştıran” tek düzen bir bütün olarak Batı sistemidir.
Mutluluk arayışı da düzenin temel kavramlarından ya hani… Modern Batı toplumunun bir diğer adı “Prozac toplumudur”. Prozac, Batı’da peynir ekmek gibi satılan bir psikiyatri ilacıdır. Depresyon ve mutsuzluğa karşı koyabilmek için kullanılır. Kapitalist Batı toplumunda mutsuzluk öyle bir düzeydedir ki sadece ilaçlar değil, uyuşturucu kullanımı da her yıl rekor kırmaktadır.
Doğrusu özgürlük, Batı’nın kendi medeniyet macerasından elinde kalan tek kavramdır. Diğer kavramlar, bizzat Batı medeniyeti tarafından ihanete uğramış, şu ya da bu biçimde rafa kaldırılmıştır. Artık medeniyet ihracatının tek işlevsel gereci özgürlüktür.
İşlevseldir… Çünkü, kolayca tanımı değiştirilip manipüle edilebilir, tüketim toplumu ve kapitalist düzen ile uyumlu hale getirilebilir. Tüm Avrupa özgürdür, ABD ise özgürlükler ülkesidir. Ancak söz edilen özgürlük, sistemin koyduğu sınırlar kadardır.
Sadece siyasi anlamda değil, bireysel anlamda da özgürlük kapitalizmin koşulları ile bağlanmıştır. Paranız kadar, gücünüz kadar, torpiliniz veya aileniz kadar özgür olabilirsiniz. Özgürlük için fırsat eşitliğinin ve ekonomik adaletin gerektiği göz ardı edilir. Bunun için de özgürlük, giyim kuşam benzeri bireysel tercihler üzerinden ifade edilir.
Kanunlar karşısında eşit muamele görme hakkı, yaşama hakkı, onuru ile bir işte çalışarak ekmek kazanma hakkı, emeğinin karşılığı olan ücreti alma hakkı gibi haklar vazedilen özgürlüğün dışındadır.
Batı’nın kadınlara yönelik özgürlük vaadi de aynen böyle şekillenmiştir. Tüm hak ve eşitlik talepleri, yaşam hakkı, onur hakkı ve mutlu olma hakkı… Hiçbiri bu vaadin bir parçası değildir. Özgürlük, kapitalist medeniyetin esir aldığı kadınların ondan kurtuluşuna değil, ona daha bağımlı hale gelmesine hizmet edecek şekilde tanımlanmıştır.
Moda ve güzellik endüstrisi, Instagram ve Tiktok’un merkezinde yer aldığı teşhir endüstrisi, metalaştırma, aynı anda hem kariyer hem ev kadınlığı için yapılan baskı, iş dünyasındaki ücret eşitsizliği, örtülü tacizler ve şiddet… Nedense özgür olmak bu adaletsizliklerden kurtulmak değil, onlara daha çok mahkum olmak anlamına gelmektedir!
2013 yılında Alman İş ve İşçi Bulma Kurumu, iş arayan 19 yaşındaki bir genç kadına genelevde çalışmasını önermişti. Hem de resmi bir yazı ile! Batı’nın önerdiği kadın özgürlüğünün kapitalist koşullar altında neye benzediğini göstermesi açısından güzel bir örnek.
Bugün İran’da yaşanana da biraz bu gözle bakmak lazım: Genç kadınları ve kız çocuklarını “seks köleleri” haline getiren bir sapıklar çetesi, İranlı kadınlara özgürlük getirmek için onları bombalıyor!
İranlı kadınların ve kız çocuklarının yaşam hakkından söz edildiğini pek duymuyoruz. İran’da yaşayan kadınların başka ülkelerdekiler gibi bazı temel insan haklarına sahip olduğunu söylemek kimselerin aklına gelmiyor. Bunun yerine “özgürlük” adı altında sadece giyim kuşamdan söz edilen bir anlatı başımızdan aşağı boca ediliyor.
Bugün 8 Mart Kadınlar Günü. Tam adı ile Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Pek çok yerde kutlamalar yapılacak. Sakıncası yok ama, 8 Mart esasen bir kutlama günü değil, bir anma ve dayanışma günüdür. Sanıyorum bugün dünyada dayanışmaya en çok ihtiyacı olan kadınlar da “özgürlük tantanası” ile temel hakları perdelenmeye çalışılan İranlı kadınlardır.
Gaffar Yakınca / Haber7
Yorumlar5