Çaresizliğin savunması

  • GİRİŞ10.03.2026 08:50
  • GÜNCELLEME10.03.2026 08:50

Dün Silivri’de başlayan İmamoğlu davasının ilk günü, beklenenden çok daha net bir tablo çizdi…

Savunma yok, slogan var; delil çürütme yok, kürsüden sadece maval okuma vardı.

Yaklaşık bir yıldır aylardır sokaklarda, ekranlarda, sosyal medyada “siyasi dava”, “intikam”, “darbe girişimi” naraları atanlar oldu. 

Ama mahkeme salonuna gelindiğinde ortada ne iddiaları tek tek çürütecek bir savunma stratejisi, ne de dosyadaki yaklaşık 4000 sayfalık iddianameye dair somut cevaplar vardı. 

Bunun yerine, Ekrem İmamoğlu’nun hâkim ve savcıyla girdiği polemiklere tanık olduk. 

Parmak sallamalar, “hesabını vereceksin” çıkışları, “kaçarak gidersiniz” restleri… 

Bunlar, suçsuz bir insanın mahkemede kendini savunduğu görüntüden ziyade, köşeye sıkışmış birinin öfke patlamasına benziyordu.

Mahkeme Başkanı’nın “Böyle konuşamazsınız, devam ederseniz sabahki kararımı uygularım” uyarısına karşılık gelen “Siz örgüt lideri denen kişiye söz hakkı vermiyorsanız, siz buraya yargılamaya gelmediniz demektir. Siz buradan kaçarak gidersiniz” cümlesi, hukuki bir itirazdan çok, kişisel bir meydan okumaya gelmişliğin göstergesiydi. 

Savcının “Ekrem İmamoğlu haddini bil! O elini indir!” çıkışı ise gerilimi iyice tırmandırdı. 

Salonun havası, adil bir yargılamadan ziyade bir siyasi miting havasına dönüştürülmeye çalışıldı.

Bu arada mahkeme başkanını şova izin vermemesi nedeniyle kutluyorum.

Şimdi bu manzara bize ne anlatıyor?

Suçsuz olan biri, 2 bin 430 yıla varan ceza talebiyle karşı karşıya kalınca, doğal olarak dosyadaki her bir maddeyi, her bir ihale dosyasını, her bir rüşvet iddiasını tek tek masaya yatırır, bilirkişi raporlarıyla, belgelerle, tanıklarla çürütmeye çalışır.

İmamoğlu’nun yaptığı ise tam tersi idi…

Hâkimi ve savcıyı doğrudan hedef alarak, süreci kişiselleştirmeye kalktı. 

Bu çok net bir şekilde hukuki bir savunmanın değil, siyasi bir tiyatronun tercih edildiğinin açık göstergesiydi.

4000 sayfalık iddianameyi okuyup da ‘hepsi iftira’ ya da ‘içi boş’ deyip geçmek kolay. 

Ama mahkemede o sayfaların tek bir satırına bile somut cevap verilememesi, işin rengini ortaya koyuyor. 

Çaresizlik, öfkeye dönüşüyor; öfke de kürsüden parmak sallamaya, hâkime “hesap vereceksin” demeye evriliyor.

Dava daha yeni başladı. 

Önümüzde uzun bir süreç var. 

Ama ilk günün fotoğrafı net: İmamoğlu cephesi, delillerle değil salvolarla, tehditlerle ve restlerle sahada olacak…

Bu strateji, belki kendi mahallelerindeki sokakları ısıtır, belki CHP tabanını bir nebze konsolide eder ancak mahkeme salonunda binlerce yıllık hapis talebini savunmaya yetmeyeceği aşikâr...

Hukuk, sloganla değil dosyayla işler. 

Dosya konuşmadıkça, parmak sallamak sadece boşluğa sallanmış bir el olur.

DOKUNULMAZLIKLARA SINIR GELMELİ

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de Sanık Ekrem İmaoğlu’ndan farklı değildi…

Özel, ‘görüntü almanın ve yayınlamanın yasak olduğu’ mahkeme salonunda röportaj verip, mahkeme heyetini tehdit etti. 

Mahkeme heyetinin salonu boşaltma kararı üzerine Özel ve diğer izleyicilerin salondan çıkmayı reddetmesi, Özel’in “Salonu terk etmiyoruz” resti, ardından dışarıda yaptığı açıklamalarda hâkimi ve heyeti “salonu germeye çalışan”, “itibarsızlaştırma çabası” içinde olmakla suçlaması… 

Özel, “Bugün bize bu zulmü yapanların yarın burada yargılanmayacağının bir garantisi yok”, “Herkes aklını başına alsın” tarzı çıkışlar yaptı.

Bu ne demek oluyor? 

Mahkeme salonunda, dokunulmazlık zırhına sığınarak hâkim ve savcıyı hedef almak, tehditvari üslup kullanmak, “Yargılamayı provoke eden sizsiniz” demek… 

Bu olanlara hesap soracak bir merci yok mu? 

Dokunulmazlık zırhının arkasına saklanıp mahkeme heyetini tahkir etmek, tehdit etmek kabul edilebilir mi? 

Yargının, devletin onurunu korumak gerekir!

Mahkeme salonunda kim kimi tehdit edebilir? 

Sanık ya da yakınları mı heyeti? 

Yoksa heyet mi sanığı ve mahkemeyi disipline eder? 

Burada asıl soru şu: Bir siyasi lider, dokunulmazlığını kalkan yaparak yargı mensuplarına parmak sallayabilir mi? 

Bu, hukukun üstünlüğüne değil, hukukun siyasete teslimiyetine kapı açar.

Ferhat Murat / Haber7

Yorumlar29

  • Eninde Sonunda 14 dakika önce Şikayet Et
    Recep Tayyip Erdoğan Milli Şair Ziya Gökalp ın şiirini okudu diye yargılandı ve ceza alıp hapis yattı.......gık demedi tehdit etmedi haksızlığa uğramasına rağmen ASLANLAR gibi sözümona cezasını çekti.......aradaki fark bu sevgili milletim.....
    Cevapla
  • Mehmet 21 dakika önce Şikayet Et
    Görmedim, duymadım, bilmiyorum savunması görgü tanığı ve delil olmadığın da işe yarar. Adam alenen yakalandı, ispatta var şahitte. Çıkan yeri böyle taşlayıp tekrar suya batırmaya çalışıyor. Kim, neyi, nasıl savunacak.
    Cevapla
  • Sami 23 dakika önce Şikayet Et
    İş ciddi Ekrem şovu bırak seni şikayet eden dürüst chp liler cevaplarına mahkemede yanıtla senden beklenen bu sonra kararı bekle.
    Cevapla
  • canacan 24 dakika önce Şikayet Et
    canlı verin canlı
    Cevapla
  • Abdullah 26 dakika önce Şikayet Et
    Valla hakimin sorularına “cevap vermiyorum/ veremem” gibi karşılıkları 4. Sınıf öğrencisine anlatsanız ve bu adam ne demek istiyor diye de sorsanız “ paraları yemiş de ondan” cevabı alacağımdan hiç ama hiç şüphem yok.Denemesi bedava.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat