Toplumsal barış ve hoşgörü üzerine: Bir Ramazan anısı
- GİRİŞ14.03.2026 08:34
- GÜNCELLEME14.03.2026 08:34
Bugünlerde ramazan öncesi (zamanlaması manidar) laiklik üzerinden kutuplaşmaya yönelik bildiri ve ardından okullarda yaşanan ramazan tartışmalarına örnek olacak bir anekdotu (yaşanmışlık hikâyesini) aşağıda vermeden önce %90 Müslüman olduğu söylenen toplumumuzda bu tür tartışmalar toplumu germekten başka bir işe yaramadığı aşikârdır. Müslümanın ramazanından rahatsız olmayan Ermeniler ve onların Noel’inden rahatsız olmayan Müslümandan bugün ne oldu da fırsat bulsa birbirinin boğazına sarılacak insanlar haline geldik? Ramazanı nasıl da din düşmanlığı şekline büründürdük?
Ramazan ayının manevi iklimi, bayram coşkusuyla birleştiğinde toplumsal ilişkiler üzerinde derin ve iyileştirici bir etki bırakır. Bu mübarek günlerde dargınların barıştığı, kardeşlik ve dayanışma duygularının toplumun her kesimine yayıldığı müşahede edilmektedir. Yapılan araştırmalar; şiddet, cinayet ve hırsızlık gibi asayiş olaylarının ramazan ayında, yılın diğer 11 ayına oranla belirgin bir düşüş gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu huzur iklimi, toplumsal barışın tesisine doğrudan katkı sağlamaktadır. Oruç tutan birey; açlık ve susuzluğu bizzat deneyimleyerek yoksulların halini daha iyi anlar ve empati yeteneğini geliştirir. Bu ruh hali, insanların birbirine karşı daha saygılı, sabırlı ve hoşgörülü olmasını beraberinde getirir. Tam da bu noktada, konunun ruhunu aydınlatan anlamlı bir anekdotu paylaşmadan geçemeyeceğim.
Uzun yıllar Sivas’ta yaşadıktan sonra Amerika’ya göç eden doksan yaşlarını aşmış iş adamı Kirkor Değirmenciyan’ın (vefat ettiyse toprağı bol olsun, yaşıyorsa sağlıklı ömürler dilerim), günümüzün zihni karışık post/modern insanına (her kesime) inançlara saygı konusunda ders niteliği taşıyan ve 2019 yılında yerel bir gazetede kaleme aldığı “Dört Bayramlı Sivas” adlı yazıyı, içeriğine ve yazım şekline hiç dokunmadan paylaşıyorum.
“SİVAS Bezirci Mahallesi
Sivaslı hemşerilerim sene bilirim ki 1940 lı seneler.
Kudretli TANRIMIN verdiği hafıza ile size anlatacaklarımı iyi dinleyiniz.
Ben kocamış KİRKOR derim ki, SİVAS o zamanlar dünyanın en güzel beldesi idiydi.
Lütfen SİVAS´ın kıymetini bilelim, Sivas için çabalar ortaya serelim?
RAMAZAN vakti idi ki bilirim.
Kurban olduğum anam KEMAHLI MANUŞAK HATUN, çok titizlik ile evi baştan aşağı pak etti.
Neden mi çünkü İftara komşularımızı buyur edecekti.
Biz ORUÇ tutmaz idik amma ORUÇLU insan evladı gibi sukut ederdik.
Hele anam? Kıraç yılanı gibi başını kaldırır? Ulu orta yerde? Bir şey yer isek okkalı bir şamarı indirirdi?
RAMAZAN akşamı eve misafir geldi idi komşular hala hatırımda.
TANRI ne verdi idiyse fakir BEDROS USTA hanesine? Siniye seriverdi anam. Gelenlerin elini öptük. Ezan okununca iftar eyledik.
Biz dahi ORUÇ kişi zade gibi iftar eyledik?
İki sini açıldı, Kudretli TANRIM iki siniyi de bereketli eyledi?
Dünyada böyle bir şey ben görmedim. Bu anca bu SİVAS´ta vardı.
Sofrada ORUÇLU da var idi Oruç tutmayanda?
TÜRK, KÜRT, ERMENİ, ÇERKEZ kime ne, kimse ona bakmaz idi ki.
BEZİRCİ Ulu kişisi? ehli hukuk? Fakı Ramazan AMCA kanun gibi laf derdi ki; YER DAMAR DAMAR İNSAN KISIM KISIM?
Onun için de kimse kimseye hor hakir bakmaz idi?
RAMAZAN´da hala bilirim ki MAHALLEYE değişik bir huzur iner idi?”
MAHALLE çakırkeyifleri dahi uslanır ve öte dağlarda demlenirlerdi. Kimse o huzuruberhava eylemez idi?
RAMAZAN sonu BAYRAM ise şenlik olurdu. ANAM ve BABAM mahalle büyüklerine BAYRAMCI giderdiler?
Bizde? Katil KIZILIRMAK ile nikah kıyan? Kurban olduğum abim ŞAHİN ile öpmedik el bırakmaz idik?
KURBAN BAYRAMI zamanı da öyle olurdu. FAKİRLİK YOKLUK var idi amma KURBAN kesen de her bir eve verirdi.
Kim MÜSLÜMAN, kim HİRİSTİYAN buna bakılmaz idi.
ERMENİLERİN de bayramı zamanı şenlikli olurdu.
NOEL ve PASKALYA Bayramları da bizim ULU KİŞİLERİMİZDEN bize ladiger idi.
Bu bayramlarda da MÜSLÜMAN komşularımız bize gelir idiler. Bayram kıvancımızı kutlarlardı.
Kudretli TANRIM ne güzel zamanlar yaşanırdı Sivas’ta.
Şimdi deyim ki size, Sivas’ta 4 bayram olur idi.
RAMAZAN, KURBAN, NOEL, PASKALYA?
Dünya yüzünde böyle bir şey var mıdır?
RAMAZAN ve KURBAN´da biz Müslüman komşularımıza akın ederdik, NOEL ve PASKALYADA da onlar bize?
Anlayacağınız hemşerilerim yılda 4 Bayram yaşardık SİVASIMIZDA?
Kimse kimseye nicesin demez idi?
Çünkü TANRI buyruğu öyle idi SİVASIMIZDA?
(https://www.sivaspostasi.com.tr/kose-yazilari/dort-bayramli-sivas-2066.html) (E. Tarihi: 11.03.2026).
Kirkor Değirmenciyan’ın bu samimi ve derin anlamlar taşıyan yazısı, Anadolu’nun kadim “birlikte yaşama kültürü”ne dair eşsiz bir vesikadır. Metinden çıkarılacak ibretler ve dersler, günümüzün kutuplaşan dünyası için adeta bir reçete niteliğindedir. Başkasının kutsalına duyulan saygının, o inancı paylaşmasanız bile insan olmanın bir gereği olduğunu anlıyoruz. Farklı inançlardan insanların aynı sofrada (sinide) buluşması, farklılıkların bir ayrışma sebebi değil, bir kaynaşma vesilesi olarak görüldüğünü kanıtlar. “Türk, Kürt, Ermeni, Çerkez kime ne, kimse ona bakmaz idi” cümlesi, o dönemdeki Sivas’ta insanların birbirini etnik köken veya din üzerinden değil, komşuluk ve insanlık üzerinden tanımladığını gösterir. Bu, bugün özlemini duyduğumuz “toplumsal barışın” en saf halidir. Ramazan ayının huzurunun sadece Müslümanlara değil, tüm mahalleye (Hristiyan Ermenilere de) inmesi, dinin toplumsal hayata kattığı huzurun evrenselliğini gösterir. Bir inancın güzelliği, o inanca mensup olmayanlar tarafından da hissediliyorsa, orada gerçek bir medeniyet vardır.
Bu arada Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray'ın konuğu olan Liverpool, İstanbul'a seyahat edecek taraftarları için önemli bir çağrıda bulundu. Kulüpten yapılan açıklamada, Ramazan ayının Müslümanlar için kutsal bir dönem olduğu vurgulanarak, taraftarlardan İstanbul'da bulundukları süre boyunca yerel kültüre ve inançlara saygılı davranmaları, özellikle yeme-içme konusunda hassasiyet göstermeleri istendi.
Bu tutum, farklı inançlara saygı konusunda güzel bir örnek teşkil etmektedir. Ne yazık ki günümüzde, başka inançlardan insanların gösterdiği bu saygıyı, kendi Müslüman evlatlarımızdan göremez hale geldik. Bu durum, toplum olarak değerlerimize sahip çıkma ve birbirimize saygı gösterme konusunda ne kadar yol katetmemiz gerektiğini gözler önüne sermektedir. Toplumsal dokumuzda ne değişti ki; oruç tutan kişi “tahammülü” bir yük, tutmayan kişi ise “saygıyı” bir lüks olarak görmeye başladı? İnançlarımız veya tercihlerimiz bizi birleştirmek yerine neden birer kutuplaşma gerekçesine dönüştürmektedir?
Netice itibarıyla Ramazan; sosyal bağları kuvvetlendiren, kültürel değerleri pekiştiren ve toplumsal dayanışmayı zirveye taşıyan çok boyutlu bir ibadet iklimidir. Oruç sayesinde birey hem kendi iç dünyasını arındırmakta hem de toplumun en zayıf halkalarına karşı sorumluluğunu yeniden hatırlamaktadır. İftar sofraları, teravihler, yardımlaşma kampanyaları ve birlikte yaşama kültürünü yansıtan nice güzel örnek, Ramazan’ın yalnızca takvimde bir ay değil; insanları birbirine yaklaştıran bir “toplumsal barış projesi” olduğunu göstermektedir. Bugünün parçalanmış ve kutuplaşmış dünyasında Ramazan; başkasının inancına, onuruna ve ekmeğine saygıyı yeniden hatırlatan, bizi “ben”den “biz”e taşıyan eşsiz bir rahmet ve eğitim mevsimi olarak ayrı bir önem taşımaktadır.
Prof. Dr. Vehbi ÜNAL
Yorumlar5