Mescid-i Aksa Kapalıyken Bayram Kime?

  • GİRİŞ23.03.2026 08:56
  • GÜNCELLEME23.03.2026 08:56

Bir an gelir, insanın içinde yıllardır sessizce duran hakikat birdenbire ayağa kalkar. Ne susturulabilir, ne de görmezden gelinebilir. O an, insanın kendisiyle yüzleştiği andır. Fatih Camii’nde yükselen o sarsıcı protesto, işte tam olarak böyle bir andı. Bir grup kadının attığı o başörtüleri, aslında bir bez parçası değildi; onlar, yüzümüze çarpan bir hakikatin, içimize saplanan bir utancın, kalbimize düşen ağır bir sorumluluğun sembolüydü.

Çünkü mesele sadece bir eylem değildi. Mesele, bir milletin kendi aynasına bakmasıydı. Ve o aynada görülen manzara, hiç de övünülecek türden değildi.

Mescid-i Aksa’nın kapalı olduğu günler uzadıkça, aslında sadece bir mabedin kapıları kapanmıyor. Bir ümmetin onuru, bir tarihin hatırası, bir inancın en canlı sembollerinden biri adım adım yalnızlığa terk ediliyor. Ve biz, bunu sadece izliyoruz. Tepki veriyoruz belki, üzülüyoruz, öfkeleniyoruz, sosyal medyada birkaç cümle yazıyoruz… ama hepsi bu.

Bayram; birliğin, kardeşliğin, paylaşmanın adıdır. Ama kardeşlerin bir kısmı açken, susuzken, kuşatma altındayken; diğer kısmı sofralarını büyütüp neşesini çoğaltıyorsa, o bayramın içinde bir eksiklik vardır. 

Bir zamanlar bu toprakların insanı, kutsalına dokunulduğunda ayağa kalkardı. Sözle değil, varlığıyla karşılık verirdi. Sadece dua etmez, dua ettiği şey uğruna bedel de öderdi. Bugün ise dua ile eylem arasındaki bağ kopmuş gibi. Kalplerimiz sızlıyor belki ama hayatlarımız değişmiyor. Acıyı hissediyoruz ama konforumuzdan vazgeçmiyoruz.

İşte insanı asıl sarsan da bu çelişki.

Kadınların o eylemi, belki de tam olarak bu yüzden bu kadar derinden etkiledi. Çünkü onlar, bizim söyleyip yapmadığımızı yaptı. Bizim içimizde büyüyen ama dışarı taşmayan öfkeyi görünür kıldı. Bizim bastırdığımız utancı yüzümüze vurdu. Ve en acısı, bunu bir suçlama diliyle değil; bir hatırlatma, bir çağrı, bir silkeleniş olarak yaptı.

Bir toplumda kadınlar ayağa kalkıyorsa, orada erkekler çoktan susmuş demektir.

Bu cümle ağırdır. Ama gerçektir. Çünkü tarih boyunca kadınlar, bir toplumun vicdanı olmuştur. Erkeklerin güçle, siyasetle, hesapla meşgul olduğu yerde; kadınlar, doğrudan hakikatin kendisine temas eder. Onların isyanı daha saf, daha çıplak, daha sarsıcıdır. Fatih Camii’ndeki o an da tam olarak buydu. Bir strateji değildi, bir organizasyon değildi, bir gösteri hiç değildi. O, içten gelen bir haykırıştı.

Ve bu haykırış, aslında bize şunu söyledi: “Siz neredesiniz?”

Bu soru kolay bir soru değil. Çünkü cevabı insanın içine dokunuyor. Biz neredeyiz gerçekten? Günümüzü neyle dolduruyoruz? Hangi meseleler için uykusuz kalıyoruz? Hangi acılar bizi harekete geçiriyor?

Kendi hayatımıza baktığımızda gördüğümüz manzara, çoğu zaman rahatsız edici. Çünkü hakikatle yüzleştiğimizde fark ediyoruz ki, biz acıyı seyretmeye alışmışız. Ekranlardan akan görüntüler, bir süre sonra sıradanlaşmış. Yıkılmış evler, aç çocuklar, bombalanan şehirler… Hepsi birer haber başlığına dönüşmüş. Birkaç saniye bakıp geçtiğimiz, sonra da gündelik hayatımıza döndüğümüz görüntüler.

Biz, Allah’a ve Rasulüne layık olamadık; İsmail Haniye’nin, Yahya Sinvar’ın ve Ebu Ubeyde’nin temsil ettiği o ağır mirası omuzlayacak dirayeti gösteremedik, sözde kalan sadakatimizin altında ezildik.

Bu, insanın ruhunu yavaş yavaş körelten bir durumdur.

Çünkü bir acıya alışmak, aslında insanlığın bir parçasını kaybetmektir. Ve biz, belki farkında bile olmadan, bu kaybı yaşıyoruz. Her gün biraz daha duyarsızlaşıyoruz. Her gün biraz daha konforumuza bağlanıyoruz. Her gün biraz daha “normal” kabul ediyoruz aslında asla normal olmaması gereken şeyleri.

Oysa bir zamanlar “kırmızı çizgi” dediğimiz şeyler vardı. Dokunulmaz sandığımız değerlerimiz vardı. Mescid-i Aksa da onlardan biriydi. Sadece bir yapı değil, bir semboldü.

Bugün ise o müdahaleler karşısında verdiğimiz tepki, geçmişle kıyaslandığında son derece cılız kalıyor.

Bu durumun sebeplerini dışarıda aramak kolaydır. Siyaseti suçlayabiliriz, uluslararası dengeleri konuşabiliriz, güç ilişkilerini analiz edebiliriz. Bunların hepsi doğrudur. Ama eksiktir. Çünkü asıl mesele, dışarıda değil, içeridedir. Asıl mesele, bizim neye dönüştüğümüzdür.

Konfor, insanı fark ettirmeden esir alır. Önce küçük tavizlerle başlar. Sonra alışkanlığa dönüşür. En sonunda ise vazgeçilmez hale gelir. İnsan, sahip olduklarını kaybetmemek için, sahip olması gereken şeylerden vazgeçmeye başlar. İşte bu noktada, değerler geri plana itilir. İnanç, sadece sözde kalır. Eylem ise ertelenir.

Bugün yaşadığımız şey, biraz da budur.

Artık risk almak istemiyoruz. Bedel ödemekten kaçınıyoruz. Rahatımızı bozacak her şeyden uzak durmaya çalışıyoruz. Ama unuttuğumuz bir şey var: Bedel ödemeden onur korunmaz.

Tarih, bunu defalarca göstermiştir.

Büyük dönüşümler, büyük fedakarlıkların sonucudur. İnanç, sadece kalpte taşınan bir duygu değil; gerektiğinde uğruna mücadele edilen bir değerdir. Eğer bir değer için hiçbir şeyden vazgeçmiyorsak, aslında o değeri gerçekten sahiplenmiyoruz demektir.

İşte bu yüzden, Fatih Camii’ndeki o eylem, sadece bir protesto değil; bir uyarıdır. Bir çağrıdır. Bir silkeleniştir.

Kadınların attığı o başörtüleri, belki de bize şunu söylüyordu: “Söz bitti. Artık kendinize gelin.”

Bu çağrıyı doğru anlamak gerekir. Bu, bir öfke patlaması değil; bir diriliş davetidir. Ama bu davet, kolay bir davet değildir. Çünkü insanın önce kendisiyle yüzleşmesini gerektirir. Kendi eksikliklerini, kendi ihmallerini, kendi zaaflarını kabul etmesini ister.

Ve bu, çoğu zaman en zor olanıdır.

İnsan, başkalarını eleştirmekte hızlıdır. Ama kendine dönüp bakmakta yavaştır. Eğer biz gerçekten bir şeylerin değişmesini istiyorsak, önce kendimizi değiştirmeliyiz. Alışkanlıklarımızı, önceliklerimizi, korkularımızı gözden geçirmeliyiz.

Bu, bir günde olacak bir şey değildir. Ama bir yerden başlamak gerekir.

Belki ilk adım, duyarsızlığa karşı direnmektir. Acıyı normalleştirmemek, gördüğümüz her haksızlığı içimizde canlı tutmaktır. Belki ikinci adım, söz ile eylem arasındaki mesafeyi kapatmaktır. İnandığımız şeyleri, hayatımıza yansıtmaktır.

Çünkü gerçek değişim, rahatlıkla değil, rahatsızlıkla başlar.

Bugün hissettiğin o utanç, aslında bir zayıflık değil; bir güçtür. Çünkü utanç, insanın hala diri olduğunu gösterir. Hala bir şeylerin yanlış olduğunu fark edebildiğini gösterir. Ve bu farkındalık, doğru yönlendirildiğinde büyük bir dönüşümün başlangıcı olabilir.

Önemli olan, bu duygunun geçici bir sarsıntı olarak kalmamasıdır. Onu kalıcı bir bilinç haline getirebilmektir. Günlük hayatın akışı içinde kaybolmasına izin vermemektir.

Çünkü asıl tehlike, unutmakta gizlidir.

İnsan, en büyük hataları unuttuğunda tekrar eder. Acıyı unuttuğunda, ona alışır. Sorumluluğunu unuttuğunda, başkalarına yükler. Bu yüzden hatırlamak, sadece geçmişi değil, aynı zamanda geleceği de korumaktır.

Bugün yaşananlar, yarının nasıl şekilleneceğini belirleyecek.

Eğer biz bu anı doğru okursak, bu sarsıntıyı bir uyanışa dönüştürebiliriz. Ama eğer yine görmezden gelirsek, yine ertelersek, yine konforumuza sığınırsak… o zaman bu an da diğerleri gibi kaybolur. Ve biz, biraz daha eksiliriz.

Mesele, sadece Mescid-i Aksa meselesi değildir. Bu, bir kimlik meselesidir. Bir duruş meselesidir. Bir varoluş meselesidir.

Ve her insan, hayatının bir noktasında şu soruyla karşılaşır: “Ben kimim ve neyin tarafındayım?”

Bu sorunun cevabı, sözlerle değil, tercihlerle verilir. Günlük hayatın içinde, küçük gibi görünen ama aslında büyük anlamlar taşıyan kararlarla şekillenir.

Belki dünya bir anda değişmeyecek. Belki büyük dönüşümler hemen gerçekleşmeyecek. Ama her büyük değişim, küçük ama samimi adımlarla başlar.

Önemli olan, o ilk adımı atmaktır.

Ve belki de bugün, tam olarak o gündür.

Yorumlar5

  • Temâşâgâh 32 dakika önce Şikayet Et
    Bugün Mescidi Aksa yarın Medine sonra Mekke.uyuyalım bakalım.ne zaman uyanacagız gaflet uykusundan
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Metin 33 dakika önce Şikayet Et
    Tarihimizde kültürümüzde olmayan mabedin ruhuna ters bir eylem
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Maraşlı 34 dakika önce Şikayet Et
    Çok güzel yazı teşekkürler.
    Cevapla
  • Mehmet Salih 1 saat önce Şikayet Et
    Bu utanç bize yetrliydi hayırlı bayramlar demek bize fazla idi mescidi Aksa yi bizim vesilemiz ile kurtar Allahım
    Cevapla Toplam 4 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat