Arsızlığı arşa çıkardılar!

  • GİRİŞ30.03.2026 08:44
  • GÜNCELLEME30.03.2026 08:44

“Amaca giden her yol mübahtır” diyerek iktidar uğruna türlü ilkesizliği normal gören Machiavelli bile “insanların nefretinden kaçınmak gerektiğini” öğütler. En çok nefret edilen liderleri sıralarken ise “halkının kadınlarına, namusuna” el uzatanları gösterir.

Hakikaten!..

İnsanlar; “yolsuzluk, hırsızlık, kadrolaşma, rüşvet, iltimas” gibi akçeli işlere karışan, insanların özgürlüklerine müdahale eden siyasileri hayatta iken eleştirseler de, yerden yere vursalar da en azından vefatlarının ardından eski defleri pek açmıyorlar.

Günü geliyor o çok eleştirdikleri isimleri hayırla yâd edebiliyorlar.

Mesela bir “anayasa kitapçığı” yüzünden bir gecede ülkeyi yarı yarıya fakirleştiren, bankaların içinin boşaltılması karşısında aciz kalan, bunun yanında “Bu kadına haddini bildirin” diyerek Merve Kavakçı’nın başörtülü bir vaziyette Meclis’te yemin etmesine engel olan merhum Bülent Ecevit’e ulu orta hakaret eden kimsecikleri göremezsiniz.

Hatta onun döneminde uzayıp giden kuyrukları bildikleri halde, hala Ecevit’i bir “kurtarıcı” şeklinde lanse eden ve iktidarlarının özlemini çekenlere bile rastlamak mümkündür.

Hakeza!..

“Siyasi hayatıma mâl olsa da” diyerek 8 yıllık kesintisiz eğitim ucubesini dayatarak İmam Hatiplerin önünü kesen Mesut Yılmaz’ın, 1996’da Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de bir kumarhanede yediği yumruk sonucu burnunun kırılması pek hatırlanmaz.

Fakat!

Bir siyasetçi “namus” meselesiyle gündeme gelirse işte o zaman işler değişiyor.

Örneğin, kaset skandalı yüzünden MHP’den ihraç edilen fakat adaylıktan çekilmediği için YSK kararıyla Meclis’e giren eski milletvekillerinden İhsan Barutçu,  sırf insanların tepkisinden çekindiği için ancak gece yarısı yemin edebilmişti. Sonrasında ise “düşük profilli” bir vekil olarak ön plana çıkmadı ve siyaset sahnesinden silinip gitti.

Ya da…

Ezanın Türkçe okutulması, Kur’an-ı Kerim’in öğretilmesinin yasaklanması, camilerin ahıra çevrilmesi, şapka yüzünden âlimlerin asılması gibi “Tek parti” diktasının zorba uygulamaları yüzünden hiçbir CHP’li, partisinden istifa etme gereği duymazken…

Dönemin eski İçişleri Bakanlarından olan CHP’li Hasan Fehmi Güneş’in siyasi kariyeri yaşadığı bir yasak ilişki nedeniyle kesintiye uğramıştı. 1979 yılında, Aynur Aydan isimli sanatçının Beşiktaş’taki evine girerken yakalanan Güneş, “Türk halkından özür dileyerek” istifa etmek zorunda kalırken, günlerce manşetlerden inmeyen bu skandal, CHP hükümetinin düşmesine kadar gidecek olayların önünü açmıştı.

Türk milletinin “gayrimeşru ilişki” rezaletlerine yönelik tepkisini en iyi özetleyen ifadeler ise Ergenekon iddianamesine giren bir gizli tanığa aitti…

“Gizli tanık” bu durumu şöyle anlatmıştı:

“Refah Partisi’nin giderek oylarını artırdığını ve bunun hiçbir şekilde önüne geçilemediğini gören darbeciler, büyük şehirlerde, toplumun nabzını en iyi tutan meslek grubu olan taksicilerle görüşüp tahlil yaptılar.

Taksiye binip şoförlere; Refah Partililere isnat edilen yolsuzlukları anlattılar.

‘Bunlar Türkiye’yi İran’a çevirecek’ dediler.

Fakat gördüler ki taksiciler bu iddiaları hiç ciddiye almıyor.

Sonra başladılar taksicilere, ‘Filanca tarikatın şeyhi, kadınlara kızlara tecavüz etmiş’ şeklinde hayali hikâyeler anlatmaya…

Taksiciler buna çok sinirlendi.

Başladılar ‘Vay namussuz, şerefsizler’ diye küfretmeye…

Darbeciler de ‘Demek ki Türk toplumunun en hassas tarafı burası!..’ diyerek hemen bu yönde senaryolar hazırlamak için kolları sıvadılar.

Böylece, ‘Müslüm Gündüz-Fadime Şahin’ ile ‘Ali Kalkancı-Emire Ersoy’ kurguları ortaya çıkmış oldu.”

Evet!

Eskiden mevzu “namus” meselesi olduğunda, sağ-sol fark etmeksizin gerisi teferruat olurdu.

CHP Genel Başkanlarından Deniz Baykal bile, milletvekili seçtirip Meclis’e soktuğu eski sekreteri Nesrin Baytok’la “yasak aşk yaşarken gösterdiği” iddia edilen bir video ortalığa saçılınca, “özel hayat” savunması yapmak yerine çaresiz görevinden istifa etmek durumunda kalmıştı.

Bu istifa ise o zaman CHP tabanı dahil her görüşte insanların, “namus” mevzularında son derece duyarlı olduklarını ve bu hassasiyet karşısında kimsenin direnemeyeceğini gösteriyordu.

Sonrasında yeni nesil bir “siyaset” anlayışı peydah oldu.

Saliha Sera Kadıgil Sütlü adlı eski CHP İstanbul Milletvekili, üstelik TBMM Genel Kurulu'nda, partisindeki taciz ve tecavüz iddialarına ilişkin konuşurken;

“CHP'nin içinde taciz, tecavüz vakaları oldu mu? Oldu. Tabii ki olacak” diyerek, bu rezaletleri meşrulaştıran açıklamalar yaptıi

CHP yöneticileri de yaşanan rezaletlerin üzerini örtmeye, partililerin arkasında durmaya başladı.

CHP’li Didim Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay’ın, iş bulma vaadiyle çiftlik evine götürdüğü bir kadını kamerayla kaydettiği ve tehditle 2 ay boyunca istismar ettiği iddiaları kamuoyuna yansıdığında…

Dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, apar topar Didim’e giderek, “Belediye başkanımız gecesini gündüzüne katarak Didim için mücadele ediyor” savunmasını yaptı.

Normalde yer yerinden oynaması gerekirken, CHP’li yöneticilerin bu tür rezaletleri savunması, yeni skandalların önün açtı.

“Kendisini iyi bir Müslüman olma arzusunda bir insan” olarak tarif eden Ekrem İmamoğlu’nun ekibinin bile sadece İstanbul’un kaynaklarını yağmalamakla kalmadığı…

Allah’ın haram kıldığı “zina ve uyuşturucu” bataklığının da içine düştüğü…

Kiralık jetlerde, ultra lüks otel odalarında “uyuşturucu” ve “çoklu fuhuş partileri” düzenlediği, tanık beyanlarına ve savcılık evraklarına yansıdı…

Buna rağmen CHP yönetimi,

Kadın satıcısı olmakla suçlanan Gönül Mama’ lakaplı G.R.D. isimli kadının, “otel odasında tenis dersi veriyordum” şeklindeki savunmasını daha “mantıklı” bularak, arkadaşlarına iftira atıldığını söyleyerek yaşanan rezaletleri perdeledi.

Dahası…

Her fırsatta “kadının beyanını” esas alan ve olası iktidarlarında, 24 Saat içerisinde İstanbul Sözleşmesi’ni geri getirmeyi vaat eden CHP Kadın Kolları da hemcinslerinin verdiği savcılık ifadelerinin, “iftiradan” ibaret olduğunu savundu.

“İstifa” müessesesini devreden çıkaran işte bu çürümenin son halkası olarak önce Bolu’da, ardından Uşak’ta, CHP’li belediye başkanlarının, emrinde çalışan personelleri kendi heva ve heveslerine alet ettikleri ifşa oldu.

Ne diyelim?!.

Arsızlığı arşa çıkaran CHP’liler, Machiavelli’ye bile rahmet okuttular ya, vay halimize!

 

Yorumlar7

  • Hakikat 21 dakika önce Şikayet Et
    Günahları ifşa etmek başka günahkarları teşvik eder
    Cevapla
  • Bozkurt 33 dakika önce Şikayet Et
    Ahir zamanda adalet ve ahlakın zayıflamasıyla, haksızlık yapanlara, yalancılara ve mal sahiplerine itibarın artacağı, dürüst insanların ise garip kalacağı rivayet edilir.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Fehmi 1 saat önce Şikayet Et
    Ahlaksızlık hukuksuzluktan istia eden Japonya'da ab de duydum ama ülkemizde yaygın değil maalesef edep mi eğitim mi ne ile alakalı bilemiyorum
    Cevapla
  • Taha 1 saat önce Şikayet Et
    Yazdiklariniza katiliyorum. Fakat, operasyonlarda kullanilan method v.s. ne kadar uygun? Ne zamandir ahlak bekciligi yapiyoruz? Usak belediye baskani yolsuzluktan gözaltina aliniyorsa baskinin yeri otel odasi midir? Suclulara göz actirilmasin ama insanlarin günahlarina da sahit olmamiz gerekmiyor.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • İsoBaba 18 dakika önce Şikayet Et
    Otel odasında ülkenin parasıyla fuhuş yapıyorsa, evet...
  • Namus 24 dakika önce Şikayet Et
    Nerede basacaklardı? Zaten adamlar her şeye iftira diyor. En azından şimdi çoğu aklı başında(!) chp'li iftira olmadığını görüyor...
  • Arif 36 dakika önce Şikayet Et
    Tabi ya her haltı yesin ama başkana tutuklanacağını haber vesinler oda delilleri yok etsin değil mi?
    Toplam 2 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat