İtibarsızlık yönetimi
- GİRİŞ03.04.2026 09:29
- GÜNCELLEME03.04.2026 09:29
Yerel seçimlerin üzerinden yalnızca iki yıl geçmesine rağmen, CHP yönetimindeki bazı belediyelere ilişkin kamuoyuna yansıyan iddialar, yalnızca yerel yönetimleri değil, doğrudan partinin siyasal iddiasını tartışmaya açtı.
Yerel seçim zaferini iktidarla taçlandırma hayali, daha yolun başında, toplumsal güvenle çarpışarak komaya girdi. Ortaya çıkan tabloyu, CHP iktidarında Türkiye filminin fragmanı olarak okuyanların sayısı her geçen gün artıyor.
Kurultayla ilgili şaibe iddiaları… derken yolsuzluk, rüşvet, taciz gündemleri; atasözümüzün dediği gibi (doğacak) oğlağımızı belli eden emarelere dönüştü.
Peki, bu iddialar parti yönetimi ve medyasınca nasıl karşılanıyor? Nasıl çerçeveleniyor?
Seçmene nasıl sunuluyor? Sürece kriz yönetimi mi yoksa seçmen algısına yönelik sistematik bir yönlendirme mi hâkim? Eleştirme refleksinin törpülendiği, sorgulama eşiğinin düşürüldüğü, sadakatin aklın önüne geçirildiği bir tür zihinsel iğdiş sürecinin varlığından söz edilebilir mi?
Normal şartlarda bu ölçekteki iddialar karşısında beklenen şey nettir: Şeffaflık, hesap verebilirlik ve güçlü bir iç denetim mekanizması. Ancak görünen tablo bunun tam tersi. Kriz çözülmüyor; yeniden tanımlanıyor. Sorun ortadan kaldırılmıyor; anlamı değiştiriliyor. Yani itibar değil itibarsızlık yönetiliyor.
İtibarı onarmak yerine, itibarsızlığı normalize etmek… “Evet, bunlar olabilir ama asıl mesele bu değil” diyerek çıtanın bilinçli şekilde aşağı çekilmesi… Bu, sıradan bir savunma refleksi değil; seçmenin beklenti düzeyini aşağıya sabitleyen bir strateji. Ve bu strateji, uzun vadede en çok seçmenin kendisine zarar verecek şekilde ilerliyor.
Bu sürecin en kritik ayağı, savunucu gündem kurma pratiği. İddialar gündeme geldikçe, tartışma hızla başka alanlara kaydırılıyor. “Siyasi operasyon”, “algı oyunu”, “iktidar baskısı”, “kumpas”, “kurgu dosya”, “yargı sopası” gibi söylemlerle meseleye yeni bir istikamet çiziliyor.
Böylece seçmen, somut olayları tartışmak yerine soyut bir siyasi mücadeleye odaklanmaya yönlendiriliyor. Yani gerçek sorun görünmez hale gelirken, onun etrafında bir gürültü üretiliyor.
Her ne kadar CHP yönetimi öyle görmeyi arzulasa da, seçmen, önüne her sunulanı afiyetle yemeyeceğini hissettirmeli. Bilgiye erişimin bir sürü kanalı var artık. Parti tabanı sadece anlatılan hikâyeye değil, o hikâyede eksik bırakılan hatta hiç anlatılmayan yerlere de bakmalı.
Sürekli savunma bir süre sonra şüphe uyandırmaya başlar, CHP seçmeninde de başlamalı. Her daim başkalarından talep ettikleri ve kendilerini bu açıdan üstün gördükleri, sorgulayıcı olma, akılcı davranma tutumunu kendi politik tercihleri ve liderlik anlayışları için de uygulamalılar.
CHP yönetimi ve medyası, bu sorgulamadan kaçınmaları için seçmenin etrafına sürekli kalın duvarlar örüyor. Onu ikna etmek yerine sürekli yönlendirmeye çalışmak, eleştirel kapasitesini küçümsemek ve her krizi dışsal faktörlerle açıklamak, kısa vadede işe yarayabilir. Uzun vadede ise akıbeti meçhul.
En azından şu sorular sorulmalı: Eğer ortada bir sorun yoksa neden bu kadar yoğun bir savunma dili kullanılıyor? Neden her kriz, kendi içinde çözülmek yerine başka tartışmaların gölgesine taşınıyor? Bu süreçte korunmaya çalışılan şey ne? Kamu yararı mı, yoksa ekonomi-politik hesaplar mı?
Meseleye sadece belediyelerde yaşanan iddialar olarak bakılamaz. Mesele, bu iddialar karşısında seçmene sunulan çerçevedir. Çünkü o çerçeve, zamanla seçmenin düşünme biçimini dönüştürüyor. Eleştiren değil savunan, sorgulayan değil gerekçelendiren bir seçmen profilini besliyor.
Seçmenin zihnini yönetme çabası, her yeni vaka ile birlikte algı ile gerçek arasındaki mesafe açıldıkça, sürdürülebilir olmaktan çıkacak. CHP’nin önünde fazla bir seçenek yok. Ya seçmeninin aklına güvenip şeffaflıkla yeni bir sözleşme kuracak, ya da bu zihinsel köreltme sürecini derinleştirerek seçmen kitlesini içten içe eritecek.
CHP stratejik iletişimin hakkını veren bir parti aslında. Parti içi çekişmeleri, kavgaları, dedikoduyu, çıkar çatışmalarını, ihaneti, lider sultasını; çok uzun bir süre, çoğulculuk, çok seslilik, entelektüellik, olarak sunmayı başardı. Fakat gelinen noktada daha inandırıcı seçenekler üzerinde çalışması gerekiyor.
Prof. Dr. Hakan Aydın / Haber 7
Yorumlar2