İsrail'in Doğu Akdeniz hayalleri

  • GİRİŞ04.04.2026 08:49
  • GÜNCELLEME04.04.2026 08:54

"İran savaşı bizlere neler anlatıyor?"

Bu soru bize her hafta yeni cevaplar veriyor, bu nedenle de güncelliğini hiç yitirmiyor aslında. Muhtemelen uzun yıllar da bu soruya farklı yanıtlar bulmaya devam edeceğiz.

Amerika'da filizlenen İsrail karşıtlığını anlatıyor. ABD'de hükümet içinde ve cumhuriyetçi parti içinde yaşanan çatlağı bizlere anlatıyor. İsrail'in savaşa duyduğu ihtiyacı, İsrail yönetiminin istikrar ortamından ne denli rahatsız olduğunu, İsrail siyasetine sapkın dini motivasyonların karıştığını anlatıyor. Modern çağ savaşlarının nasıl olduğunu, nasıl olması gerektiğini anlatıyor.

Tüm bunları bizler de elimizden geldiğinde irdelemeye çalıştık burada. Ancak 7 Ekim'den bu yana yaşanan bazı gelişmeleri birlikte okuyunca, özellikle enerji rekabetinde şöyle bir soru daha çıkıyor karşımıza..

"Siyonizm, Doğu Akdeniz'in hakimi olabilmek için kaç ülkeyi daha kana bulayabilir?"

HÜRMÜZ'ÜN YERİNİ KIZILDENİZ ALIR MI?

Geleneksel olarak büyük krizlerin adresi olan Hürmüz Boğazı, enerji arzının ana damarı kabul edilse de, son dönemde yaşananlar ilginin Kızıldeniz'in güney kapısına kaymasına neden oldu. İsrail, on yıllardır "çevrelenme" korkusuyla hareket eden bir devletten, çevresindeki baskı noktalarını manipüle eden bir saldırgan güce evrildi. İran ile yaşanan bu savaş, İsrail'e Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini yeniden kurgulama şansı tanıyor belki de. En azından bu uğurda büyük gayret içerisinde olduklarını söyleyebiliriz.

İran'ın Hürmüz üzerindeki kontrolünün "tehdit" olarak nitelenmesi, Batılı güçlerin bölgedeki askeri varlığını kalıcı hale getirirken, İsrail'in "güvenli liman" ve "alternatif güzergah" imajını da pekiştiriyor. Körfez sermayesi ve Batı lojistiği, İran tehdidinden kaçmak için daha korunaklı ve İsrail üzerinden geçen yeni rotalara ihtiyaç duyuyor. Körfez ülkelerinin karayoluyla Kızıldeniz'e oradan da dünyaya ulaşma niyeti var. Ancak İsrail de bazı planlar içerisinde.

Hürmüz ve Babülmendep Boğazları'ndaki jeopolitik risklerin zirve yapması, İsrail'in "kara köprüsü" projesini raftan indirmesine neden oldu. İsrail'in Kızıldeniz'e açılan kapısı olan Eilat Limanı, stratejik bir aktarma noktası olarak kurgulanıyor.

Planın özü oldukça net. Asya'dan ve Hindistan'dan gelen malların, riskli boğaz geçişlerine veya Süveyş Kanalı'ndaki olası tıkanıklıklara takılmadan Eilat'a indirilmesi, buradan demiryolu ve karayolu ağlarıyla Hayfa ve Aşdod limanlarına taşınarak Akdeniz üzerinden Avrupa'ya ulaştırılması..

Bu koridor, sadece bir taşımacılık hattı değil, aynı zamanda Süveyş Kanalı'na rakip olmasa bile onu bypass edebilecek bir güvenlik supabı niteliği taşıyor. İsrail bu yolla, kendisini küresel ticaretin vazgeçilmez bir "geçiş ülkesi" haline getirmeyi hedefliyor.

Eğer bölgedeki mevcut enerji ve ticaret rotaları savaş nedeniyle güvensiz kalmaya devam ederse, bu, İsrail'in Asya piyasaları ile Avrupa pazarı arasındaki en kritik halka olması anlamına gelebilir.

İSRAİL'İ ÖNCE TÜRKİYE DURDURDU!

İsrail'in bu hırslı koridor planları, aslında geçmişteki bazı başarısız girişimlerin devamı niteliğinde..

Doğu Akdeniz doğalgazını Avrupa'ya taşımayı hedefleyen EastMed projesi ve G20 zirvesinde ilan edilen Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru, popüler ismiyle "IMEC", bu stratejinin önceki versiyonlarıydı. Ancak her iki proje de çok önemli bir engelle karşılaştı. Türkiye'nin Doğu Akdeniz’deki kararlı duruşu..

Türkiye, Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşması ve "Mavi Vatan" doktrini ile Doğu Akdeniz'de kendisinin rızası olmadan herhangi bir enerji veya ticaret koridorunun geçemeyeceğini hukuki ve askeri olarak tescilledi. EastMed projesi, teknik zorlukların ötesinde, Türkiye'nin kıta sahanlığından geçmek zorunda olduğu için "ölü doğmuş" bir proje haline geldi. Aynı şekilde IMEC projesinin Türkiye'yi bypass eden rotası da bölgedeki gerçekliklerle uyuşmadığı için rafa kalkmak zorunda kaldı.

Ancak görünen o ki, bu projelerin uygulayıcıları, bölgedeki savaş dinamiklerini kullanarak Türkiye’nin bu stratejik engelini aşmaya yönelik yeni yol arayışlarına girdiler.

TÜRKİYE ENGELİNİ AŞMAK İÇİN NELER YAPTILAR?

Bölgedeki gelişmeleri kronolojik ve stratejik bir silsileyle alt alta dizdiğimizde, karşımıza tesadüfle açıklanamayacak kadar tutarlı, her bir aşaması titizlikle örülmüş bir tablo çıkıyor. Sürecin ilk ve en kanlı aşaması olan Gazze'nin işgali, sadece yerel bir güvenlik operasyonu veya sınır çatışması değildi. Gazze'nin tam kontrol altına alınması, aynı zamanda İsrail için Doğu Akdeniz'deki enerji sahalarının mutlak güvenliğini sağlama hamlesiydi.

Planlanan ticaret koridorunun Akdeniz'e açılan kapısında herhangi bir "istikrarsızlık odağı" bırakmak istemeyen İsrail, bu harekatla koridorun kuzey ayağındaki pürüzleri temizlemeyi hedefledi. Gazze kıyıların denetimi ve bu bölgedeki muhtemel liman projeleri, İsrail'in Akdeniz'deki hakimiyetini tartışmasız hale getirmek üzere kurgulanmıştı. 7 Ekim'den sonra Gazze'de yaşanan soykırımın bir nedeni de buydu.

Gazze süreci devam ederken, eş zamanlı olarak diplomatik sahada Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile kurulan derin ittifak süreci hızlandırıldı. Bu "üçlü mekanizma", sadece doğalgaz arama faaliyetleri için değil, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki nüfuzunu kırmak ve Ankara'yı kendi kıyılarına hapsetmek amacıyla oluşturuldu. Ayrıca Avrupa'da artan İsrail karşıtı sesleri birlik içerisinde susturacak işbirlikçilerine ihtiyaç vardı. Yunan ve Rum cephesi, oluşturulacak ticaret ve enerji ağında, Avrupa'dan İsrail'e gelebilecek muhtemel itirazlara, karşı argüman sunacak yapı olarak kurgulandı..

Denklemin Afrika ayağında ise, Kızıldeniz'in güney kapısını, yani Babülmendep Boğazı'nı kontrol etme stratejisi devreye girdi. Çünkü Türkiye yine bölgede baskın kuvvetti. Kızıldeniz'de Türkiye'nin güçlü olduğu bir pozisyon İsrail'in hareket alanını kısıtlama ihtimali doğuruyordu. İsrail ve müttefiklerinin, Somali'den ayrılmak isteyen ayrılıkçı Somaliland bölgesinin kararlarını dolaylı veya doğrudan desteklemesi ve Etiyopya'nın bu bölge üzerinden denize erişim sağlama girişimleri, bölgedeki dengeleri değiştirmeye yönelik atılmış bir adım olarak kayıtlara geçti.

Bu büyük jeopolitik kurgunun son ve en kritik halkasını ise İran ile devam eden savaş..

Hürmüz Boğazı'nın "yüksek riskli" ve "güvensiz" bir bölgeye dönüşmesi, küresel ticaretin ve enerji sevkiyatının bu rotaya çekimser bakmasına neden oldu. Mevcut hatlar güvensizleşince, Asya ve Hindistan ticaretinin Avrupa'ya ulaşabilmesi için İsrail, kendisini tek güvenli liman ve vazgeçilmez tek güzergah olarak dünya sistemine dayatmakta arzusunda.

Olasılıklar üzerinden ilerlediğimizin farkındayım ancak önümüzdeki dönemde Eilat ismini daha sık duymaya başlarsak, artık bu sizleri şaşırtır mı?

H. Akif Küçükal / Haber7

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat