Acıdan ders çıkaralım

  • GİRİŞ17.04.2026 08:13
  • GÜNCELLEME17.04.2026 09:24

Kahrolduk…

Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar…

Ardından Mersin’de silahla yakalanan bir öğrenci.

İki günde iki acı olay...

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin ilk açıklamasına göre hepsi ‘bireysel saldırı’ gibi gözükse de bu kadar kısa sürede art arda benzer olayların yaşanması hepimizi derin bir endişeye, yüreklerimizi ise tarifsiz bir acıya boğuyor.

Detaylar ortaya çıkacaktır.

Milletimizin başı sağ olsun.

Hayatını kaybeden öğretmenimize, öğrencilerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Özellikle öğrencilerinin önüne siper olan kahraman öğretmen Ayla Kara’nın fedakârlığı, bu karanlık tabloda insana hem hüzün hem de bir nebze gurur veriyor.

Bu olaylar bize bir kez daha gösteriyor ki, mesele sadece güvenlik önlemleriyle sınırlı değil.

Zaten İçişleri Bakanlığınca, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okullarda meydana gelen saldırıların ardından, 81 ildeki tüm eğitim ve öğretim kurumlarında güvenlik tedbirleri artırıldı.

Okulların önünde polis ekipleri dikkat çekerken havadan da dron ile çevre gözlemi yapılmaya devam edecek…

Dijitalleşme çağında çocuklarımız adeta yalnız birer ada haline geliyor.

Ekran karşısında saatlerce vakit geçiriyor, şiddet dolu oyunlara, tehlikeli akımlara, zehirli içeriklere son derece kolay erişiyorlar.

Ebeveynler olarak öncelikli sorumluluk bize düşüyor.

Çocuklarımıza daha fazla zaman ayırmalı, onları gerçekten dinlemeli, hayatlarına samimi bir şekilde eğilmeliyiz.

‘Meşgulüm’ demekle geçiştirdiğimiz o dakikalar, belki de bir hayatı kurtarabilecekken elimizden kayıp gidiyor.

Elbette devlet ve kurumlar da üzerine düşeni yapmalı…

Dijital oyunların ve internetteki şiddet içeriklerinin çok daha sıkı denetlenmesi, gerçekçi yaş kısıtlamalarının ivedilikle getirilmesi ve ailelere bu konuda rehberlik edilmesi şart.

Bu konuda TBMM’de uzunca süredir çalışılan bir yasa taslağı var.

Meclis’teki tüm siyasi partilerin uzlaşı ile bu yasayı çıkarması, uygulamada daha sağlıklı bir zemini karşımıza çıkarır.

Çocuklarımızı korumak için bir ve beraber olma görüntüsü önemli…

Zaten yapılan kamuoyu araştırmalarına göre toplumun yüzde 80’i bu yasayı destekliyor.

Elim hadise yaşandıktan sonra yayın yasağını eleştirenler de oldu.

Yayın yasağı kararını da bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Çocuklarımızın o korkunç görüntülere maruz kalması, sabah okula gönderirken içlerinde oluşturacağı travmayı, korkuyu, güvensizliği düşündüğümüzde, kararın ne kadar isabetli olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Toplumsal psikolojiyi korumak, hele hele çocuklar söz konusuysa, bazen geçici bir sessizliği gerektirebiliyor.

Çünkü bu elim olay bireysel ya da organize terör olayı ise zaten amaçlanan şey de öğrenciden veliye toplumun tüm katmanlarında paniği hâkim kılmak, vatandaşların devletine olan güvenini sarsmak değil mi?

Kesinlikle öyle…

Hele ki Türkiye’nin etrafında olan bitene rağmen güvenlik açısından çölde bir vaha gibi görüntü verdiği dönem içinde yaşanıyorsa…

Doksan bin kişiden fazla katılımcısı olan telegram gruplarının varlığını öğrendikten sonra bu yorumu daha rahat bir biçimde yapmak mümkün…

Ama mesele sadece yayın yasağıyla da bitmiyor.

Bu acı olaylar silsilesi, hepimize aynada kendimize bakma fırsatı sunuyor.

Okullarda öğretmenin disiplinine zarar veren veli baskılarından, ‘benim çocuğum asla yanlış yapmaz’ anlayışından uzaklaşmalıyız.

Tabii ki bu öğretmenlerin öğrenciler üzerinde en ufak nedenle şiddete başvurması anlamına gelmemeli ancak öğretmenlerin kendi oyun alanlarına aşırı müdahil olmak üstünkörü bir eğitime neden olabilir.

Çocuklarımızı olabildiğince ekrandan uzak tutmalı, televizyon dizilerindeki normalleştirilen şiddet sahnelerine, gündüz kuşağı programlarında milyonlara servis edilen kavgaya, hakarete, linçe ‘reyting’ diye göz yummamalıyız.

Yine; ‘Çocuğum iyi bir kariyer yapsın diye her yol mübah’ mantığından vazgeçmeliyiz.

Başarı adına ahlakı, empatiyi, saygıyı feda ettiğimiz her an, aslında geleceğimizi de feda ediyoruz demektir.

Eğer bu kahredici gelişmelerden ders çıkaramazsak, ‘eski tas eski hamam’ diye devam edersek gerçekten büyük bir fırsat trenini kaçırırız.

Aileler, Millî Eğitim Bakanlığı, siyaset kurumu ve sivil toplum el ele vermeli…

Okullarda gerçek manada disiplin ve değerler eğitimi güçlendirilmeli, ailelere dijital okuryazarlık ve ebeveynlik desteği sunulmalı, medya ve dijital platformlar daha sorumlu hale getirilmeli…

Doğan Cüceloğlu’nun dediği gibi; ‘mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirmenin’ yollarına öncelik vermeliyiz…

Evlatlarımız bizim en kıymetlilerimiz…

Onları kaybetmek, yaşanabilecek en büyük acı…

Bu tokat gibi yüzümüze çarpan hadiseler, kendimize gelme, muhasebe yapma, çocuklarımızı daha iyi koruma ve yetiştirme imkânı olabilir mi?

Olmalı.

Belki o zaman, hayatlarını kaybeden yavrularımızın ve kahraman öğretmenimiz Ayla Kara’nın ruhları biraz olsun şâd olur.

Belki o zaman ‘bir daha olmasın’ temennisi, boş bir dilek olmaktan çıkar ve ortak bir iradeye dönüşür…

Bu acıları yaşamak zorunda kalmayacağımız, evlatlarımızın okullarına güvenle gittiği, öğretmenlerimizin başı dik ve huzurlu olduğu günler dileğiyle…

BAKAN YUSUF TEKİN NEDEN HEDEFTE?

Geçtiğimiz hafta cumartesi günü Uluslararası Vuslat Platforumu’nun davetiyle Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in konuşmacı olarak katıldığı ‘Ufuktaki Yeni Türkiye İstanbul Buluşmaları'na katıldım.

AK Parti Hükümetlerinin eğitimde sunduğu imkanları dinlerken esasen alınan mesafeyi tekrar hatırladık.

Konuşmasında 2002 yılı öncesinde Türkiye’de toplam 350 bin derslik olduğunu söyleyen Bakan Yusuf Tekin, “2002 öncesinde yapılmış 350 bin dersliğin yarısı deprem, yarısı da kullanım ömrünü tamamlaması nedeniyle artık yok. 2002 öncesinden kalma sadece 150 bin dersliğimiz var. Toplamda ise 750 bin dersliğimiz var” dedi. 

Yani 600 bin yeni derslik kazandırılmış.

Ve bu sınıfların hemen hemen tamamında akıllı tahta ve fiber internet altyapısı var. 

Bakan Tekin, akıllı tahtalarla birlikte dünyanın en büyük eğitim içerik ağı EBA’yı oluşturduklarını da ifade etti.

Şimdi bu bilgileri Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki olayların ardından neden hatırlatmak istedim, biliyor musunuz?

İşin fiziki boyutu ortada…

Ciddi bir mesafe kat edilmiş.

Yusuf Tekin’i takip ettiğim kadarıyla yıllar içinde işin fiziki altyapısının önemli ölçüde tamamlanmasıyla beraber, öğrencilerin millî ve manevi altyapısını güçlendirme noktasında ciddi bir gayret ortaya koyuyor.

Bu konuya Uluslararası Vuslat Platformu’nun toplantısında vurgu yapan Bakan Tekin "Çocuklarımızı yetiştirirken vatandaşın bizden beklediği şey; millet olma şuurumuzu, millet olma bilincimizi çocuklara çocuklarımıza kazandırmalıyız. Bunu kazandırmanın yolu belli. 2000’li yıllar öncesindeki Türkiye’nin yaşadığı o ayrıştırıcı, ötekileştirici dili ortadan kaldırmamız lazım. Bizi bir arada tutan değerleri ön plana çıkarmamız lazım" ifadelerini kullandı.

Bu ifadeleri Bakan Yusuf Tekin’in birçok konuşmasında duyuyoruz…

Ancak bu elim hadisede dahi millî yaklaşıma ve İslam’a olan nefretini kusmak için birilerinin adeta aportta beklendiğini de görüyoruz.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve CHP’nin Gölge Millî Eğitim Bakanı Suat Özçağdaş, “Burada bu ülkenin çocuklarına sadece ideolojik takıntılarıyla birtakım radikal İslamcı tipler yaratmak isteyen bir güruh bakanlığı işgal etmiş. Tek dertleri bu. Bin yıldır Ramazan’ı kutlayan bir millete Ramazan’ı kutlamamız gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Timsah gözyaşı döken Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum buradan. ‘Çok üzülmüş, Allah ona sabır versin’miş. Bu ölümlerin sorumlusu sensin Erdoğan. İsyan ediyorum, kabul etmiyorum” diyerek yine İslamofobik bakış açısını ortaya koydu.

Siyaset üstü meseleyi siyaset malzemesi yapmaya çabaladı ve daha cenazeler defnedilmeden ayrıştırma yapmayı tercih etti.

Bakan Yusuf Tekin eleştiriden layüsel değildir ancak bu meselede dahi kullanılan ifadelerin hedefi çok belli oluyor.

İsminde ‘millî’ olan bir bakanlığın ‘millî ve manevi değerlerimize’ sahip çıkması neden bu kadar rahatsız edici oluyor?

Ya da kimi rahatsız ediyor?

‘Millî ve manevi değerleri tam anlamıyla inşa edilmiş bir öğrenci profili söz konusu olsaydı acaba bu içimizi yakan olaylara şahit olur muyduk?’ diye sormadan da edemiyorum.

Yorumlar25

  • Reis 16 dakika önce Şikayet Et
    Yusuf tekin meselesi değil bu devletin bizi çağdaşlık diyerek verdik çocukların eline telefonu anne işte baba işte çocuk kreşte öğretmene saygı yok öğretmene saygı yok okul çocukları bir birine şaka yaparken küfürlü yapıyor çünkü sosyal medya da yetişiyor anne baba bir haber dünyadan milli manevi saygıya dayalı eğitim şart şiddeti kınayarak değil nedenleri anlamak gerekli
    Cevapla
  • memose 30 dakika önce Şikayet Et
    M.E Bakanımızın yanındayız.
    Cevapla
  • Adil 31 dakika önce Şikayet Et
    Bu veliler çocukları ile ilgilenip islam ahlakı ile yetiştirecekleri yerde özgür birey deyip eline bir telefon verip lay lay lom işlerle meşguller.
    Cevapla
  • Fatih 31 dakika önce Şikayet Et
    Sorunumuz öğretmenlerin yetersizliği mi ki gidip gelip yok akademi yok mülakat vs vs diye diye yıllarca öğretmenlerle uğraşıldı. Şunu net olarak söylüyorum eksikler olabilir ama tarihimizin en donanımlı öğretmen camiasına sahibiz hala niye öğretmenlerle uğraşılıyor. Bu toplumda olanlarda kimin suçu en az desek ilk başlarda öğretmenler gelir. Peki neden hedefe hep öğretmenler konuyor?
    Cevapla
  • Bekir 32 dakika önce Şikayet Et
    Al sana siyaset
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat