Beşir Fuat Hadisesi

  • GİRİŞ19.04.2026 09:00
  • GÜNCELLEME19.04.2026 09:00

1887 yılıydı.

6 Şubat’ı 7 Şubat’a bağlayan gece, Babıali civarındaki Nallı Mescit Mahallesinde herkesi dehşete düşüren bir facia yaşandı. Dönemin ünlü gazeteci ve fikir adamlarından Beşir Fuat, bileklerini keserek intihar etti. Üstelik ölmeden önce masanın başına geçmiş, kan kaybı artıp ölüme yaklaştıkça hissettiklerini deftere yazmıştı. Kimi rivayetlere göre de kanını kalemine çekip mürekkep olarak kullanmıştı.

Hadise, o güne kadar intihar kavramına yabancı olan Osmanlı toplumunda büyük infial uyandırdı. Kamuoyu günlerce bu konuyu tartıştı. Gazetecinin hayatı, ilişkileri, fikirleri, didik didik edildi.

19. Yüzyılın önemli isimlerinden biri olan Beşir Fuat, 1852 senesinde İstanbul’da doğmuştu. Hali vakti yerinde bürokrat bir ailenin çocuğuydu. Babası çeşitli vilayetlerde mutasarrıflık yapmış bir paşa, annesi paşa kızıydı. Fatih Rüştiyesinden sonra öğrenimine Halep’te devam etmiş, babasının isteği üzerine Cizvit Mektebine yazılmıştı.

Halep’ten sonra İstanbul’a gelip askerî eğitim görmüş, 1873 yılında Harbiye’den mezun olmuş, bir dönem Sultan Abdülaziz’in yaverliğini yapmıştı. Önemli devlet görevlerinde bulunmuş, Osmanlı-Rus Savaşına katılmış, 1878 yılında ordudan istifa ederek sivil hayata geçip yazı ve yayın hayatına atılmıştı. Fransızca, İngilizce ve Almancayı kitap tercüme edecek kadar iyi bilirdi. Osmanlı aydınlarının çoğu Zola, Dickens, Voltaire,  Comte, Diderot, Tarde gibi Batılı edip ve düşünürleri onunla tanımıştı. Envâr-ı Zeka’dan Ceride-i Havadis’e, Güneş’ten  Tercüman-ı Hakikat’e dönemin ünlü dergi ve gazetelerinde yazılar yazmış, çoğu tercüme yirmiye yakın kitap yayınlamıştı. Ahmet Mithat, Muallim Naci ve Namık Kemal gibi isimlerle fikri ve edebi tartışmalar yapmış, edebiyattan sanata, askerlikten tarıma çok geniş bir alanda kalem oynatmıştı.

Henüz otuz beşindeydi. Geniş bir muhite sahip, zengin ve ünlü birisiydi. Genç denebilecek bir yaşta kendi canına kıymasına hiç kimse bir anlam veremedi. Onu yakından tanıyanlar ise beklenen bir hadise olduğunu yazdılar.

Yakın dostu Ahmet Mithat Efendi bunlardan biriydi. İki yıl önce kendisine bir mektup gönderdiğini, mektubunda “intiharımı fenne tatbik edeceğim” dediğini yazdı.  “O zat bir marifet fidanıydı. Ne çare ki hikmet-i batıla o biçarenin zekâsını zehirledi” diyerek düşünce sistemini suçladı.  Diğerleri de benzer ifadeler kullandılar. Genel kanaat, fikri bunalımlar yaşayan bir adam olduğu ve ruh dünyasında derin çırpınışlar yaşadığıydı. Babasının tercihiyle batılı bir eğitim almış, zamanla pozitivist ve materyalist biri olup çıkmıştı. Kendi toplumuna, inanç ve değerlerine yabancıydı. Sahip olduğu azıcık malumatı da asıl kaynağından değil, Batılı yazarların çevirilerinden edinmiş, Kur’an-ı Kerim’i bile Fransızca tercümesinden okumuştu. Zaman zaman girdiği Doğu-Batı tartışmalarında bu eksiklik hemen göze çarpardı.

Yaklaşık bir asır sonra onunla ilgili değerlendirme yapacak olan ünlü mütefekkir Cemil Meriç de aynı kanaatteydi:  “Alışkanlıkları ile Osmanlı, kafası ile Fransız’dı. Onu Cizvit’ler zehirledi. İmanını kaybeden o coşkun zekâ yeni bir din buldu kendine: Maddecilik. Batının müspet ilimlerini naslaştırdı. Ama çağdaşlarının dilini konuşmuyordu. Her yazdığıyla biraz daha yalnızlaşıyor, uçurum biraz daha derinleşiyordu. Burkulan şuurunu uyuşturmak için içkiye ve kadına koştu. Nafile... Dudaklarında günahların buruk tadı, bezgin ve yorgun... Kavgaya devam etti. Gönülle aklın, şiirle nesrin, imanla inkârın, Doğuyla Batının kavgası... Bu savaşa dayanamadı.”

Bu arada özel hayatındaki çalkantıya dikkat çekenler de çıktı. Bunu söyleyenlere göre birçok evlilik yapmış, aradığı saadeti bir türlü bulamamıştı. Üstelik annesinin şizofreniden ölmesi, doktorların kalıtsal olan bu rahatsızlığın büyük ihtimalle onda da çıkacağını söylemesi, ardından çok sevdiği oğlunu kaybetmesi onu derinden sarsmış, çareyi sefahat âlemlerine sığınmakta görmüştü.

Yazılarında karşı olduğunu söylediği hemen her şeyi yapmıştı. Gece hayatı ile birlikte eroine başlamış, metres edinmiş, ondan çocuk yapmıştı.

Ahmet Mithat’a yazdığı son mektubun satırlarında pişmanlıkla beraber çaresizliğin de izleri vardı:

“Eve geldiğim zaman zevcem niçin her akşam gelmiyorsun diye serzenişler eder, ağlar. Evde birkaç gün kalıp Kuzguncuk’a gittiğim vakit, artık sen benden bıktın diyerek metresim ağlar. Ben iki cami arasında beynamaz gibi kaldım. Hiç birine dert anlatmak mümkün değil.”

Kanlar içinde bulduklarında henüz ölmemişti. Yazdığı notlar masanın üzerindeydi. Ölüm anında hissettiklerinin ilim âlemine katkı sağlayacağına inanmış, cesedini anatomi derslerinde kullanılmak üzere Mekteb-i Tıbbiyeye bıraktığını vasiyet etmişti. Müdahale etmeye çalışan doktora da direnmişti. “Beş dakikalık ömrüm kaldı, uğraşma benimle” demişti.

Beşir Fuat’ın dramı, o günlerin en önemli olayı olarak günlerce konuşuldu. Yaşadıklarını anbean kaleme aldığı için cinayet şüphesi olmasa da arkasında büyük bir tartışma bıraktı.

Ne de olsa toplum ilk defa böyle bir hadiseyle karşılaşıyordu. Bir yandan insanın kendi hayatına kıymasını anlamaya çalışıyor diğer yandan Batılı düşünce sisteminin sebep olduğu köksüzlüğe lanet okuyordu. Bu hengâmede ne vasiyetini dinleyip cesedini kadavra olarak isteyen okul çıktı, ne de ölürken yazdıklarına önem atfeden ilim adamı...  Çoğunluk benzer olayların tekrarlanmaması için fikir geliştirmekle meşguldü.

Kimileri ağrı kesici ilaçların eczanelerden satışının yasaklanması için kampanya başlatıyor, kimileri yabancı okulların kapatılmasını istiyor, kimileri eroin satışına engel olunmasını talep ediyor, kimileri de okullardaki din derslerinin artırılmasını arzuluyordu.

İlginçtir; bu haberler arttıkça intihar vakaları da arttı. Öyle ki İstanbul’da adeta bir salgın başladı. Gazeteler intihar haberlerinden geçilmez oldu.

Nihayet devreye dönemin hükümdarı Sultan II. Abdülhamit girdi. Uzmanlar heyeti oluşturarak konunun kapsamlı bir şekilde araştırılmasını istedi. Heyet, alınacak tedbirlerin yanı sıra çıkan haberlerin vakaları artırıcı etkisinin olduğu kanaatine vardı.  11 Mart 1887 günü Padişahın iradesi yayınlandı. Bundan böyle gazetelerde intihar haberleri yapılmayacaktı. Yasak uzun süre devam etti.

Yorumlar3

  • Abdulbaki Yesil 1 saat önce Şikayet Et
    Enteresan bir hadise. Herkes kendi yerini böyle hazırlıyor. Allah cc iman selameti versin herkese imam yoksa herşey olur. İmandır o cevherki ne büyüktür, imansız olan palı yürek sinede yüktür. Allahım yüreklerimizi paslandırma, sürekli cilalayacak işler nasip eyle
    Cevapla Toplam 6 beğeni
  • FERYAT 1 saat önce Şikayet Et
    Bugüne ışık... Yarına ilham olacak satırlar... Özellikle "Nede olsa toplum..." Başlayan Paragraf sona kadar olan kısmı Anlayana sivrisinek saz Anlamayana davul zurna az. Eline yüreğine kalemine sağlık. Teşekkürler. Vesselam.
    Cevapla Toplam 5 beğeni
  • enver 1 saat önce Şikayet Et
    zannedersem avrupada da böyle haberlere tv lerde yer verilmiyor.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat