CHP’nin iç kavgasını millete taşıma çabası

  • GİRİŞ26.05.2026 09:26
  • GÜNCELLEME26.05.2026 09:26

Pazar günü CHP Genel Merkezi’nde yaşananlar, Türk siyaset tarihine utanç verici bir sayfa olarak geçti.

Mahkeme kararına rağmen ‘bu binadan çıkmayacağız’ diye direnen bir anlayış, polise mukavemet, yangın tüpleriyle saldırı ve dumanlar içinde kalan koridorlar…

Bunlar ne demokrasiyle ne de hukuk devletiyle bağdaşan manzaralardı…

19 Mart sonrasında ve mutlak butlan davası ortaya çıktığında televizyon ekranlarında dile getirmiştim.

Mahkemeye verenler CHP’li, kurultayda şaibe yaptığı iddia edilenler CHP’li, “buyurun bunlar da şaibenin kanıtı” diyenler CHP’li, olayı istinafa götürenler de CHP’li…

CHP’nin kendi içindeki kavgayı Türkiye’nin geneline çıkartmanın hiçbir anlamı yok.

Özgür Özel ve ekibinin ‘binadan çıkmayacağız’ tavrı, açık bir hukuka direniştir.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.

Yargı kararı ortadayken buna uymamak, ‘benim dediğim olur’ mantığıyla hareket etmektir.

71 dakikada ayrılmak zorunda kaldı ayrı mesele…

Geçmişte AK Parti’ye, Refah Partisi’ne yönelik kapatma davaları, hazine yardımlarının kesilmesi gibi nice hukuki süreç yaşandı.

Bu kararlar esasen haksız kararlardı.

Ancak hiçbiri sokak direnişine, polisle çatışmaya, vandalizme dönüşmedi.

Hukuk neyi gerektiriyorsa o yapıldı…

Oysa pazar günü CHP Genel Merkezi’nde gördüklerimiz farklıydı.

Maskeli grupların polise yabancı cisimler fırlatması, binanın içindeki kaos, marjinal sol örgütlerin (HKP, EMEP, SOL Parti türevleri) ön plana çıkması…

CHP’nin kendi tabanı bu kavgaya mesafeli dururken, dışarıdan gelen provokatörler ortalığı karıştırıyordu.

Pazar akşamı Televizyon programına giderken İstanbul İl Başkanı’nın önünden geçtiğimde bir kişi dahi göremedim.

İzmir’den bile anlamlı bir katılım olmamıştı.

Demek ki bu kavga, CHP’nin geniş tabanının değil, belli marjinal kesimlerin meselesi haline geldi.

Siyasette anarşi ve vandalizm hiçbir zaman kazandırmaz.

Tam tersine, muhalefeti milletin gözünde daha da marjinalleştirir.

CHP, kendi iç hesaplaşmasını Türkiye’nin gündemine dayatmak yerine asıl meselelere odaklanmalıydı.

Millet kaos istemiyor, istikrar istiyor.

Kavga istemiyor, hizmet istiyor.

Koltuk kavgası istemiyor, Türkiye’nin geleceğini istiyor.

Bugünkü görüntüler, CHP’nin kronik hastalığını bir kez daha ortaya koydu…

Kendi içinde çözemediği sorunları millete mal etmek.

Hukuka saygı göstermemek, yargı kararlarını tanımamak ve her şeyi ‘vesayet’ diye etiketlemek…

Bu yol, ne CHP’ye ne de Türk demokrasisine fayda getirir.

CHP KRİZİ VE AK PARTİ’NİN ‘KIRMIZI ÇİZGİ’ DURUŞU

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in dün düzenlediği basın toplantısı, son günlerde Özgür Özel ve ekibi tarafından bulanıklaştırma çabasında içinde olduğu en keskin fay hatlarından birini bir kez daha netleştirdi.

CHP’de yaşanan genel merkez tahliyesi, iç kavga ve liderlik yarışı, muhalefetin kronik sorunlarını bir kez daha gözler önüne sererken; AK Parti, bu kaosa “taraf değiliz” diyerek mesafesini koydu.

Çelik’in açıklamalarında öne çıkan iki vurgu vardı…

Birincisi, CHP’nin iç meselesine karışmama tavrı.

İkincisi ise Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik üslubuna sert tepki….

“Cumhurbaşkanımız kırmızı çizgimizdir” cümlesi, sadece bir parti refleksi değil; aynı zamanda siyasetteki sınırları hatırlatan bir uyarı olarak kayıtlara geçti.

CHP, 2019 yerel seçimlerindeki başarıdan sonra kurumsal bir yenilenme yerine, sürekli bir iç çatışmaya sürüklendi.

Kılıçdaroğlu dönemiyle başlayan, Özel’le devam eden bu süreç, partiyi ‘seçim kazanma makinesi’ olmaktan ziyade, ‘iç hesaplaşma arenası’ haline getirdi.

AK Parti’nin “biz hem eski yönetimle hem yeni yönetimle mücadele ettik” tespiti, bu açıdan tutarlı bir yaklaşımdı…

Zira seçmen, muhalefetin kendi derdine düştüğü günlerde iktidarın icraatlarına odaklanıyor.

Mesele CHP’nin iç kaosu olsa da Özgür Özel ve ekibinin bunu iktidara havale etmeye dönük stratejik bir yol haritası var…

Özel’in son dönemdeki Cumhurbaşkanı’na yönelik ifadeleri, siyasi eleştirinin sınırlarını zorluyor.

Eleştiri, demokrasinin can damarıdır; ancak hakaret, tehdit ve linç dili, siyasetin çürütülmesidir.

Çelik’in “siyasi zorbalığa ve eşkıyalığa izin vermeyiz” çıkışı, tam da bu noktada AK Parti’nin refleksini özetliyor.

İktidar partisi, Cumhurbaşkanı’nı ‘kırmızı çizgi’ ilan ederek hem kendi tabanına hem de kamuoyuna net bir mesaj veriyor.

“Eleştiriye açığız, ama kişiye yönelik saldırıya kapalıyız” diyor…

Bu duruş, Türkiye siyasetinde yeni bir şey değil.

AK Parti, tarih boyunca ‘millet iradesi’ni kendisine kalkan yapmış bir parti.

Muhalefetin yetersizliğini Cumhurbaşkanlığı hedefiyle örtbas etme eğilimi ise, maalesef kronik bir muhalefet hastalığı haline geldi.

Kendi içinde çözemediği sorunları devlet kurumlarına ve lidere yansıtmak, uzun vadede muhalefeti daha da zayıflatıyor.

Elbette siyaset sadece tepkilerden ibaret değil.

AK Parti’nin önündeki asıl sınav, ekonomiden dış politikaya, emeklilerin sorunlarından aile politikalarına kadar biriken beklentileri karşılamak.

İktidar, gündemini bunlara öncelik vererek belirliyor.

İktidar partisi olduğu için de CHP’deki kaosun gölgesinde, kendi ‘hizmet ve eser’ söylemini somut adımlarla doldurması gerekiyor.

 

Yorumlar3

  • Yakacıklı 19 dakika önce Şikayet Et
    Ekrem İmamoğlu kovulmadığı sürece CHP düzelmez. Bütün belediyeleri hırsizligina alet etti.
    Cevapla
  • Mustafa 24 dakika önce Şikayet Et
    Yavuz hırsız ev sahibini bastırır. Nihayetinde CHP
    Cevapla
  • M. Ali 1 saat önce Şikayet Et
    Allah fırsat vermesin bunlara.
    Cevapla Toplam 4 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat