N. Fazıl Kısakürek: ”Boyandım Rengine, Solmazam Artık..”

  • GİRİŞ27.05.2026 08:55
  • GÜNCELLEME27.05.2026 08:55

Üstad Necip Fazıl’ın 25 Mayıs 1983 yılında İstanbul Erenköy’deki evinde 78 yaşında vefatı üzerine, merhum Sezai Karakoç ona çok yakışan bir tabirle “Göklerin Çektiği Kartal” demişti.

“Göklerin çektiği Kartal “, aramızdan çekilip alınalı, ve asıl vatanına, çok sevdiği Efendimize kavuşalı, bir gün önceki pazartesi günü itibariyle 43 yıl olmuş.

Yaşadığı bir devre adını altın harflerle yazdırmış ve milyonlarca kırk üç yıl daha adı, şiiri, eylemi, davası, düşüncesi ve fikirleri hep zirvede kalacak olan adamın, Necip Fazıl Kısakürek’in vefatının üzerinden neredeyse yarım asır geçmiş.

Aradan geçen bunca yıldan sonra onun hakkında yazan çok sayıda ilim, edebiyat ve düşünce insanı oldu ve her biri birer Necip Fazıl Kısakürek profili ortaya koydular.

Hak ettikleri şekilde ödüller aldı ve takdir de edildiler.

Daha da yazılacak, konuşulacak, anılarda yaşayacak ve hakkında çok sayıda tezler de yapılacak.

AMA O BİR ŞAİRDEN DAHA FAZLASIDIR

Ne var ki, bu süreçte onu yeteri kadar tanımayan, eserlerini okumayan, veya art niyetli olan bazı kimseler de, Necip Fazıl’ı sadece büyük bir şair olarak görmek ve göstermek için yazıp çizdiler.

Hiç şüphesiz bu kimseler hem kendi eksiklerini beyan etmiş, hem de üstada haksızlık etmiş oldular.

Çünkü üstadın elbette, Türkiye sınırlarını aşmış güçlü ve yıllarca aşılamayacak, kutlu bir geleneğe yaslanmış çok sağlam bir şiir damarı vardır.

Ama o, bir şairden daha fazlasıdır.

Ama bugün ben bunlardan bahsetmeyeceğim.

Kırk üçüncü ölüm yıldönümü münasebetiyle yazılanlardan ve hakkında söylenenlerden farklı olarak sizi, 70-80 yıl öncesine götürüp önünüze, kendi arşivimden ve Üstadın, o zamanlar haftalık olarak, Cuma günleri çıkardığı “Büyük Doğu” mecmuasından ve bizzat üstadın kaleminden minik bir demet koyacağım.

Bu demet onun fikirlerinden de kıvılcımlar taşıdığı için oldukça kıymetlidir.

Bu kıymetleri gençlerimizle buluşturmak doğrusu, oldukça önemli olmalı.

ALLAHIM SANA ŞÜKREDERİM..

12 Temmuz 1946 Cuma, 4. Mektup başlıklı 80 yıl önceki yazısından:

“...Dünya harbine gelinceye kadar, Tanzimat sonrası sanat ve fikir adamının bariz vasfı, bence, zihni ve ruhi ana idrak melekelerinden mahrumluktur.

Dünya harbine gelinceye kadar, Tanzimat sonrası sanat ve fikir adamı, satıh üzeri idrakiyle Avrupalılaşma teşebbüsünün ancak züppelik ve tereddisini getirebilmiş ve Tanzimat ruhunu daha iyi ifşaya hizmet etmiştir. “

 

01 Kasım 1946 Cuma, Şairsiz Devir başlıklı, 80 yıl önceki yazısından:

“..Bakın bir İngiliz, her İngilize tercüman olarak ne düşünüyor:

Shakespeare ile Hindistan arasında birini seçmeğe mahkûm olsak, Hindistan’ı feda ederdik..

Fakat malûm ola ki:

Sesleri, çizgileri, renkleri, kokuları ile bütün bir devri omuzuna alıp Sırat köprüsünden geçiren sanatkâr, siyasi manzumeler peşrevcisi ve dalkavuklar borazanı değildir. “

 

18 Nisan 1947 Cuma, Vecdimin Penceresinden Şükür başlıklı 79 yıl önceki bir yazısı:

“Allahım, sana şükürlerimin başında şu var: Beni, yeniler ve ileriler içinde hiçbir gözün göremeyeceği kadar yeni ve ileri olan İslama bağladıktan sonra, onu, birçok, göze, eskiler ve geriler içinde en eski ve en geri bir dava diye gösterdin; ve böylece bana, herkesin kolayca hükmettiği bir mevzuda, izahı en çetin ve dış görünüşünün aksine en mahrem meselenin müdafaasını yükledin; böylece, koşu dairesi içinde, sırf aradaki müthiş mesafe yüzünden kaplumbağaların arkasından geliyor gibi görünen tazıya karşı kaplumbağaları kahkahayla güldürdün...Allahım, sana şükrederim.”

 

8 Haziran 1951 Cuma, Geliniz başlıklı 75 yıl önceki yazısından:

“ ...Divaneler, ulvi ve muazzez divaneler; geliniz, buyurunuz, önümüzden ve arkamızdan koparılan istihza çığlıkları ve zulüm homurtularına kulak bile vermeyiniz ve aşkın kudretini ispat ediniz!

Bizi Sakarya ile yalnız bırakmayınız; ve karanlıkta kendi kendisiyle konuşan süfli divaneler olmaktan kurtarınız!

Büyük insanlık meydanı, her ne cins ve mezhepten olursa olsun, yalnız vecd ve aşk sahiplerinindir; ve aşkın şahit kaldığı yerde her şey sinmeğe mahkûmdur”.

 

“Boyandım rengine, solmazam artık!

Âşıkım, âşıkım, ölmezem artık!..”

 

Diyen, sadece çağının değil esillerin üstadı olan, Sultanü’şuara Necip Fazıl Kısakürek’e Allah’tan rahmet dileyerek, onun Yunus Emre Başlığı taşıyan nefis bir Yunus Emre şiiri ile sizleri baş başa bırakayım:

 

YUNUS EMRE

Kaç mevsim bekleyim daha kapında?

Ayağımda zincir, boynumda kement?

Beni de, piştiğin bela kabında,

O kadar kaynat ki, buhara benzet !

 

Bekletme Yunus’um, bozuldu bağlar,

Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar;

Veriyor, ayrılık dolu semalar,

İçime bayıltan, acı bir lezzet.

 

Rüzgâra bir koku ver ki, hırkandan;

Geleyim, izine doğru arkandan;

Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,

Medet ey dervişim, Yunus’um medet !...

 

Necip Fazıl Kısakürek/ Çile

 

 

Ferman Karaçam / Haber 7

fermankaracam@gmail.com

www.fermankaracam.com

Yorumlar1

  • Osman Ayvazoğlu 25 dakika önce Şikayet Et
    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat