Bayram Düşünceleri ve Bayram Muhasebeleri

  • GİRİŞ01.06.2026 08:41
  • GÜNCELLEME01.06.2026 10:25

Küçük yaşlarımda en kolay yazılan yazılar bayram yazılarıydı benim için… Zaten bayramlar güzellikleri ile geliyorlardı. Hayır duaları, güzel dilekler, huzur temennileri ile yazmaya ne vardı! Fakir fukaraya yardım edelim, çocukları ve yaşlıları sevindirelim, küsleri barıştıralım derken iyiliği, hayrı ve güzelliği kendi içinde gizli bu cümleler herkesin hüsnü kabulüne mazhar cümlelerdi. Olsa olsa hayatın cilvesi bireysel kayıplar, kazalar ve hüzünler olurdu; onları şefkatle, iyilikle, güzellikle sarıp sarmalamak ayrı bir güzel olurdu…

Ancak hayatın içinde tecrübe kazandıkça Bayram yazıları yazmak zorlaştı benim için. Mesela gençlik yıllarımda yaşlıları ziyaret etmenin sevap ve iyi olduğunu bildiğim halde artık gençliği yaşamaktan, yavaş yavaş zamanımı kaplamaya başlayan hayat meşgalelerinden sıla-i rahim gibi yaşlıları ziyaret de azalmaya başladı. Üstelik kapı gibi mazeretler de vardı. Yoksa iyi olduğunu biliyordum.

Çocukları sevindirmek ise biraz daha uzun sürdü. Bir süre daha çocukları sevindirebildim. Belki hayatta ilk defa baba olmanın sevincinden olsa gerek başta kendi çocuklarım olmak üzere yakın çevremin çocukları için zaman ayırabildim. Zaman geçtikçe ise bu zaman ayırma yerini çocuklara hediyeler alma ve biraz da ilerisi ihtiyaçlarını uzaktan da olsa karşılamaya dönüştü. Ama bugün geldiğim noktada çocukları sevindirmenin bunların da ötesinde bir özveri gerektirdiğini; onlara kalbimizi açmanın, zamanımızı da paylaşarak onlarla konuşmanın, paylaşmanın, ortak düşünmenin, zihinsel gelişimleri için de birebir sohbet etmenin gerekli olduğunu öğrendim.

Küçüklüğümde huzur içinde dinlediğim imam efendilerin tatlı nasihatlarının uygulamasının ne kadar da zorluklar içerdiğini gördüm, idrak ettim. Küsleri barıştırmak meselesi de aynı kadere maruz kaldı; yani sözde çok güzel ve suhuletli bir nasihat olmakla birlikte hayata tatbik etmede bir o kadar zorlu ve çetin bir meseleydi küsleri barıştırmak. Hatta bazen kendi içimde bu konuda kendime sorduğum sorulara nasıl cevap verdiğime bakıyorum da barışma iradesinin önünde bir yığın bireysel engelin durduğunu görüyorum.

Barışamayan nasıl barıştıracak? Bu durumu bir aşama daha kötüleştirecek, zorlaştıracak olursak dili af, cömertlik, merhamet, sevindirme derken içi ve fiilleri kin kusan, acımasız tavırlar içinde olan, bırakalım cömertliği helal haram çizgisini bile kendi lehine değiştiren nasıl bağışlayacak ve hangi erdemiyle barıştırmayı sağlayacak, nasıl kerem ve cömertlik sahibi olacak, nasıl merhamet sahibi olacak?

Elbette ki bu sorular zor sorular bireyin kendisi için ve toplumsal gruplar için. Halbuki bayramlar insanın kendi içinde yaşattığı sevinçlerin, iyiliklerin dışa yansıdığı ve toplumsallaştığı istisnai zaman kesitleridir. O yüzden, her şeye rağmen, küçük yaşlardan itibaren imam efendilerden dinlediğim güzelliklerin tahakkukunu, gerçekleşmesini bekliyorum. Zamanla hayatın tamamını etkileyen ve etkisi altına alması beklenen bayramların hayatın alışıldık meşgale ve sorunları tarafından paranteze alındığını gözlemlemek acı veriyor insana. Sanki bayram diğer yaşadığımız günlerin işlevsel bir zaman kesiti ve fırsat penceresi gibi görülüyor bazen. Bayramlara erişinceye kadar kabaran hırs ve ihtiraslarımız, öfkelerimiz, çıkar hesaplarımız, hepsi bir araya gelip bayramlarımızı şekillendiriyor, değiştirme gücü kazanıyor. Hayatımız içindeki o yılın tamamına rengini katacak bir ser-mâye (Temel maya) olması gereken bayramlar olağan hayatımızın bir önemsiz uzantısı haline geliveriyorlar. Ne kadar da hazin değil mi?

Bir de değiştirmeye gücünüzün yetmediği kötülüklerin, zulümlerin, yoksullukların bayramlarda daha da görünür olması bir vâkıadır. Mesela bir İslam Beldesi işgal ve zulüm altında ise bayramlarda bu daha da yakıcı bir hal alır. Zira bayramlarda sevinç gibi acı da daha görünür olur. O yüzdendir ki, kaybettiklerimizin acısını en fazla bayramlarda hissederiz. Ailesine kavuşanların sevincini de bayramlarda en zirve haliyle yaşarız. Zulüm, katliamlar ve işgalleri de en fazla bayramlarda hissederiz.

Bu yüzden bayramlarda yaşanan sevinçler kadar acıları da yönetecek hatırı sayılır insanlara ihtiyaç vardır. Bu hatırı sayılır insanlar aile içinde aile büyükleri, toplum içinde eşraf veya kanaat önderleri, devlet düzeyinde ise devlet başkanı ve memurları sayılabilir. Ancak, bu acıları yönetmek dediğimiz şey, öncelikle acılara sebebiyet veren nedenleri ortadan kaldırmaktır. Ortadan kaldırmaya güç yetmiyor ise bu nedenleri zayıflatacak tedbirleri alacak ve kendisine bağlı olanları ikna edecek bir tutum belirlemek doğru olacaktır. Yoksa günümüz İslam dünyasının bazı devletlerinde olduğu gibi ortak sembolik acılar derekesine indirilmiş Filistin Davası, Gazze katliamı, vb zulme maruz kalmış ülkeler ve toplumların birer politik retorik düzeyine indirilmesi arzu edilen amacı karşılamayacaktır.

Gücü yönetenlerin söz ile ve gücü yetmeyenlerin ise eylem ile böylesi zulme karşı müdahale etmeleri ne hazin sonuçlar doğurmaktadır!

Bayramın Anlamı, Ontolojik Bütünlüğü

Dinimizce kabul edilen Bayramlar (Ramazan ve Kurban Bayramı) önceki zamanlarda diğer (tahrif edilmiş olsa da) semavi dinler ve gerek semavi inançların bozulmuş hali de olabilen gerekse kadim milletlerin doğa ile ilişkileri nedeniyle kutlana bayramlardan elbette farklıdırlar. Ama bunlarla işlevsel açıdan bazı benzerlikler taşımaktadırlar. Öncelikle bayramlar insan doğasının şiddetli ihtiyacının olduğu “Anlam bütünlüğünü” sağlayan kritik zaman kesitleridirler. Yaşam bir taç ise bayramlar o tacın incisidir. Bugün Güney Amerika ve Karayipler’de ve Afrika’nın birçok bölgesinde gördüğümüz karnavallar bir nevi bayram kutlamalarıdır. Tabiatın uyanışını, baharı, canlılığı temsil eden kutlamalar önce küçük yerleşim birimlerinde başlayıp, tabiatın en canlı olduğu tarihlerde başkentlerde doruğa ulaşırlar. Ancak,tabi ki bugün bu kutlamaların bir dini içeriği yoktur. Hatta bazı yönlerden eleştirmek de mümkündür.

Benzeri kutlamaların temellerini eski Sümer’de görmek mümkündür. Akitu Bayramı yılın başlangıcını ve hasat mevsimini temsil ederdi. 12 gün süren bu bayramkutlamalarında “kent tanrısı” adına ziyafetler verilirdi. Bolluk ve bereket duaları edilirdi. Kutsal Evlilik Töreni yani Bahar Bayramında İanna (Toprak ve Bereket Ana Tanrıçası) ile Dumuzi’nin (Çoban Tanrısı) evliliği kutlanırdı. Doğanın uyanışı ve canlanmasını simgeleyen bu ritüeller sonraki kültürlerde Nevruz ve benzeri kutlamalara örnek teşkil etmiştir. Şabtu Ritüeli ise dini arınma ve oruç dönemini oluştururdu. Bu dönemde dünyevi işlere ara verilir ve bazı yiyeceklerden perhiz edilirdi. Sümerler’den iktisap ettiği kültürü bir devlet nizamına dönüştüren ve bürokrasiyi şekillendiren Asurlarda Akitu Bayramı Sümerler ile aynıdır. Kraliyet Ziyafetleri de şölen ve ziyafet olduğu kadar ritüeldir. Bu şölenlere yabancı ülkelerin elçileri de davet edilirdi. Akitu gibi büyük bayramlarda tapınaklardan tanrı heykelleri çıkarılır, halka gösterilir ve şehirde görkemli geçit törenleri yapılırdı.

Musevilik ile inançlarda ve akidede başlayan soyutlaşma bayramları da etkilemiştir. Kutsal günler ve bayramlar bazen doğanın döngüsüne göre bazen de tarihi olayların önemine göre belirlenmiştir. Oruç ve diğer ibadet biçimlerinde eski inançlardan ve pratiklerinden farklılaşma görülmüştür. Bu dönemde yazılı eserlere bakıldığında soyutlama ve üslup farklılığı dikkati çeker.

Bizim inancımızda bayramlar “Tevhid Akidemizin” hususi bir izdüşümüdür. Kadim zamanlardan beri devam eden inançları, tahrif edilmiş semavi dinleri, kültürleri tashih eden nihai din olarak bayramlara da ayrı bir ontolojik bağlam ve anlam kazandırmıştır. Bu bağlamda diyebiliriz ki, bayramlar ontolojik varlık ve tabiat döngüsü ile anlamını tamamlamakta; bir anlamda insanı, toplumu, insanlığı ve kainatı bütünleştirmektedir. Geleneksel ifadede yer alan sadece toplumsal bütünleşmeyi sağlaması bu geniş bağlam içinde yer alan bir husustur. Diğer yandan, bayramlar bireysel, toplumsal ve evrensel hayatımızdaki çelişkileri çözerler, insanlığı her boyutunda ve düzleminde mutluluğa sevk edecek yolları açarlar.

Bayramlar aslında İsrafil’in (as) suru üflemesinden önce müminleri küçük yaşama alanlarında toplayan vesilelerdir. Bu toplanmanın merkezi Kabedir, ibadetin özü ve nihai mertebesi ise kelime-i teşrik’in dil ile söylenmesi, kalben ve aklen kabulü, ruhen marifetine erilmesidir: “Allahu ekber Allahu ekber la ilâhe illallâhüvallahu ekber Allahu ekber velillahi’l hamd” (Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir. Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir. Hamd sadece Allah'a mahsustur.) Bu küçük bayram toplanmasında hesap gününden önce kul hakları vicdan terazisinde tartılır. Merhamet hisleri ve iç muhasebesinin adil bıçakları ile yenilen kul hakları varlığımızdan ayrılır, sahibi ve sahiplerine verilmek üzere akıl ve duygumuza emaneten verilir. Sonra da en yumuşak ve hüsnü kabule mazhar şekilde gerçek sahibine verilir. Bazen de bunu bir başkası için yaparız. Bu günlerin önemi hesap vermeden önce hesabımızı görmek ve kapatmaktır. Bir nevi Yüce Yaratıcının (cc) bir vesile ile bize lütfudur.

Bayramlarımız sevinç ile acıyı, dünyevi neşe ile uhrevi dinginliği, yaşadığımız dünya ile ahiret yakasına intikal eden hayatları, madden ve manen yapılan ibadetleri, iç muhasebelerini, bireysel dünyamız ile toplumsal dünyamız arasındaki uyumu, bütün İslam alemini ve insanlığı kuşatacak erdemi, iyiliği ihtiva ederler. İslam ümmetinin birliğini ve dirliğini sağlamak da bir ibadet olarak idrak edilmelidir. Elbette ki, İslam akidesinin mikro ve makro alemde yansıması hiçbir olguyu ihmal etmez, her şeyi kuşatıcıdır. Tıpkı Kuranı Kerim’de gördüğümüz gibi kainatın devasa mahlukatı olan yıldızlar, güneşler, galaksiler icaz ile anlatıldığı gibi yetimin malı ve yetimin gözyaşı da aynı icaz ile anlatılır. İlgi bekleyen ama beklediği ilgiyi göremeyen a’ma bir sahabi için Allah’ın Resulünü (sav) uyarır. Gezegenleri anlattığı gibi aileyi, aile içi adaleti, merhameti, şefkati de müteaddid defalar zikreder. Allah (cc) kendisi için “Gizli olsun açık olsun her fısıltıyı, çağrıyı duyan” buyurmaktadır. Bu perspektiften baktığımızda, bayramların coşkusu içerisinde bazen yanıbaşımızda ihmal ettiğimiz, fısıltısını ve zayıf çağrılarını duymadığımız daha da kötüsü duymak istemediğimiz gizli ihtiyaç sahipleri olabilir mi diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Özellikle büyük siyasi ve edebi retorik ile bahsedilen dünyadaki katliamları, zulümleri, yoksunlukları zikrederken, telin ederken yanı başımızdaki çığlıkları duymamak ne büyük talihsizliktir. Bayramlar böylesi çok yakın ve çok uzaktaki olayları idrak noktasındaki tezatların çözülmesi için büyük vesilelerdir. İslam toplumunun binası farazi mimari planlarla inşa edilemez, en yakın taşın diğer taş ile birbirini takviyesi temin edilerek bir bünyan-ı mersus inşası ile tekmil edilebilir. Unutmayalım içteki zulüm dıştaki zulümden daha yakıcıdır, daha tahrip edicidir. Yakındaki ateş uzaktaki ateşten daha tahrip edicidir. İlk önce yanı başımızdaki ateşi söndürmeli, hayat damarlarımıza en yakın yerdeki kanamayı durdurmalıyız. Şunu da ifade edelim ki gücümüzün yetmeyeceği kadar büyük güçler tarafından uzaklarda işlenen zulümlerden mesul olmayabiliriz, zira bunları durdurmak için gücümüz yetmemekte, ancak dualarımız ve diğer uzaktan mazlumları destekle yetinmek mümkün olabilir.

Ancak, cemiyetimiz içindeki her şeyden biz de sorumluyuz. Kurban kelimesindeki yakınlık Allah’a müteveccih olduğu kadar içinde yaşadığımız cemiyete de müteveccih olursa daha fazla birey, toplum ve insanlık için mutluluk vesilesi olacaktır. Zira Allah’a yakınlık O’nun merhamet ettiği ve sevdiği kullarına yakınlığı da ihtiva eder. Allah’a yakın olan bir mümin bir diğer insana, toplumuna, milletine ve insanlığa da muhabbet ve yakınlık duyabilir. Bu bir manada Kurban bayramının ontolojik döngüsünün de tabii neticesidir.

Ramazanda bizatihi bedeniyle ve malıyla, Kurbanda ise en uç noktada Allah’ın (cc) emrini yerine getirmekle ibadetini tamamlayan bir mümin o yol içerisinde tekamül döngüsünü tamamlamış diyebiliriz. Eğer kurbanını Hacda kesebilmiş -Hacca gitme yeterliliği olmayanları istisna tutuyoruz- ve teşrik tekbirlerini diğer müminlerle Arafat’ta, Kabe’de getirebilmiş ise İslamın şartlarını tatbikte tekamül etmiştir inşallah. Kabe’de geçirilen bir Kurban Bayramı dünyadaki diğer müslümanlar ile bütünleşmenin vesilesidir, bu sayede dünyanın dört bir yanından gelen Müslüman kardeşlerimiz ile adeta bir İslam Kongresinde buluşmuş gibi fikirler, duygular, faziletler teati edilir; farklı islam beldelerinin dertleri ve problemlerinden bilgi sahibi olunur; canlı bir fikir, duygu ve karşılıklı eğitim ortamı oluşturulur. Rahmetli Emir Şekip Arslan’ın Medine’de bir İslam Darul Fünunun açılması hayali gibi muhteşem bir hayalin gerçekleşmesi nasip olur kim bilir?

Kurban Bayramında bir nevi Halil İbrahim (as)’ın bir sünneti de yerine getirilmiş olacaktır. Herkese açık olan Halil İbrahim sofrası gibi kurbanlar da ihtiyaç sahiplerine ihtiyaç derecesi dışında bir ayrım gözetilmeksizin bağışlanır. Bu kadimden beri var olan bir gelenek canlandırılır. Dünyanın dört bir tarafında Kurban ibadetinin samimiyeti, cömertliği, merhameti yayılır.

Bütün bu güzelliklerin ihyası ve bağışlanması için temel şart kurban sahiplerinin halis niyet ve itikat güzelliğidir. Zira kurbanın teslimiyeti, samimiyeti, cömertliği ve merhametinin evrenselleşeceği, insanların kalplerine akacağı ve sahiplerine de büyük emirler kazandıracağı bu yardım kanallarının temiz, elverişli ve sadece tevhit manasıyla açılmış olması elzemdir.

Allahım bizlere Kurban Bayramının da hakikatını künhüyle bildir, öğret. Kurban Bayramının manevi bereket ve feyzinden azami istifadeye müstaid (yetenekli) kıl. Bizleri sadece maddi sıhhat ve cismani hayatiyet bakımından değil manevi sıhhat ve İslam terbiyesi ile zarafet kesbetmiş Kurban Bayramı makamına erişmiş kullarından olarak Kurban Bayramlarına kavuşmayı nasip et. Kurbanımızla birlikte en sevdiklerimizi hatta canımızı dahi senin rızan için feda etmeye hazır olduğumuz hissiyatı tammesine bizleri mazhar kol. Bayramı kendi hanemizden, çevremizden, mahallemizden, şehrimizden, ülkemizden başlayarak bütün dünyada yaşatmak için bizleri salih ve sahih hissiyat, terbiye, iman ve amel ile donat. Bizleri önce kendine sonra da bütün mümin kullarına hatta insanlığa yakın eyle. Kurban manasını en geniş haliyle duyumsamayı nasip et. Nasip et ki, bireysel ve toplumsal hayatımızdaki çelişkiler çözülsün, salih ve sahih itikat/ amel döngülerine ram olalım… İslam alemini kurban nokta-yı merkeziyesinde birbirine yakın kıl; en başta bizim içimizdeki sonra da Müslüman toplumların aralarındaki kin, buğuz ve nifak ateşlerini söndür ya Rabbi. Bizleri kurban bayramının ruhuna ve manevi havasına muhalif davranmaktan koru. Dehşetli olaylara hamile bu zamanda şerleri hayra tebdil eyle, kararlarımızı isabetli kıl, amellerimizi hulus ile zırhlandır, iyiliklerimizi de hafa turabında yeşeren meziyetlerden kıl… Amin…”

Geçmiş Kurban Bayramınız mübarek olsun dostlar. 

 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat