‘Jön Türk basını’nı hortlatma telaşı!
- GİRİŞ22.06.2026 09:06
- GÜNCELLEME22.06.2026 09:06
“Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” nutuklarıyla tahtından indirilen Cennetmekân Sultan II. Abdülhamid Han’ın iktidarında;
18'i Türkçe, 1'i Arapça, 9'u Rumca, 9'u Ermenice, 3'ü Bulgarca, 7'si Fransızca, 2'si İngilizce ve 1'i Almanca olmak üzere sadece payitahtta…
Yani imparatorluğun başkenti İstanbul’da günlük 50 farklı gazete yayınlanmaktaydı.
Sözde “ünlü sansür dönemi” olarak anılan bu dönemde ise “Jön Türk basını”, Sultan Abdülhamid'e yönelik hakarette sınır tanımıyordu.
Bazı mevkuteler,
“Padişahın gizli bir anlaşmayla devletin Balkan coğrafyasındaki topraklarını Avusturya'ya sattığını, anlaşmanın açıklanması için uygun zamanın beklendiğini” bile hiç çekinmeden yazıp çizebiliyordu.
Sonrasında iktidarı ele geçiren İttihat Terakki’nin;
“Tetikçileri” ve “fedaileri”nin yanı sıra kendi “gazeteleri” ve hiç sarsılmayan bağlarla bağlanmış “gazetecileri(!)” vardı.
Daha doğrusu…
İttihat ve Terakki Cemiyeti, odağında “basının yer aldığı” bir propaganda faaliyeti üzerine kurulmuştu.
Abdülhamid'i tahttan indiren, yerine Sultan Reşad'ı geçiren İttihatçılar, Osmanlı’yı felakete sürükleyen çapsız siyasetini de “basın desteğiyle” halka kabul ettirmişti.
Sonrasında ise “özgürlük” diye çıktıkları yolda sansürün dik alasını kendileri uyguladılar ve “memleket menfaatine aykırılık” gerekçesiyle kendi arkadaşlarının yayınladığı gazeteleri dahi kapattılar.
1909 yılında 377 olan gazete sayısı sadece 3 yıl sonra, 1912’de 45'e düştü.
Tanin, Mizan, Serbesti ve İkdam gibi gazeteler, İttihatçıların döneminde silinip gitti.
*
Basının öneminin farkında olan Mustafa Kemal, Anadolu Ajansı'nı kurup her görüşten gazetecilerle temas kursa da savaşın ardından başlattığı reformlara yönelik direnç gördüğünde yaklaşımını değiştirdi.
“150'likler” diye anılan sürgün listesinde gazeteciler yer aldı.
Nisan 1924'te 149 kişi olarak netleşen liste, Haziran 1924'te “Köylü Gazetesi” sahibi Refet Bey'in eklenmesiyle 150 kişi olarak kesinleşti.
Kalan gazetecilerin bir kısmı ise korkudan kalemlerini kırıp yazı hayatından çekildi.
İstiklal Mahkemeleri ve Takrir-i Sükun Kanunu da o dönem gazetelerin üstünde adeta sallanan kılıç işlevi gördü.
Atatürk’ün yanından ayrılmayan Zekeriya Sertel bile İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanıp, idamın kıyısından döndü.
CHP’nin “Milli Şef”i İsmet İnönü dönemi de farklı değildi.
“İfade hürriyeti” resmen askıya alınmıştı.
Merhum Adnan Menderes iktidarında ise “basın” nispeten özgürleşerek “yandaş” ve “muhalif” olarak iki gruba ayrıldı.
Ardından gelen Süleyman Demirel, basınla hep kavgalı oldu.
Gazeteci kökenli Bülent Ecevit ise içinden çıktığı basın tarafından sürekli yerden yere vuruldu.
Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz da basınla sarmaş dolaş çıktığı yolu tamamlayamadı.
Merhum Necmettin Erbakan ise bırakın basına baskı uygulamayı…
Hoca’nın kendisi resmen medyanın kurbanı oldu.
Evinde toplanan misafirlere, üstelik keyifle; “Erbakan’ın ipliğini düğümledik” diyen Aydın Doğan’ın bu sözlerinin üzerinden bir hafta bile geçmeden, yani 30 Haziran 1997’de Refahyol Hükümeti yıkıldı.
28 Şubat’ın karanlığında belli sermaye gruplarının eline geçen, bünyelerinde topladıkları kiralık kalemlerle “Dördüncü Kuvvet” haline gelen medya;
Siyasetten bürokrasiye, sermayeden tabana kadar toplumun tüm kesimlerini kirili iftiralarla, tehdit ve şantajla sindirir hale gelmişti.
Kanal7 ve Akit gazetesi gibi “milli medya”nın kaleleri olan kurumlarda toplanan “cesur yürekler” olmasa, mütareke medyasının sebep olacağı yıkımın boyutunu kestirmek mümkün değildi.
İşte bu dik duruşla başlayan uyanış ve Tayyip Erdoğan’ın 25 yıllık kesintisiz iktidarı, adeta “medya patronluğu”ndan “mafya patronluğuna” evrilmeye başlayan bu çarpık düzene son verdi.
Ülkenin meşru liderlerini “pijamalarla” karşılayan ve adeta ‘‘Var mı bize yan bakan’’ edalarıyla ortalıkta dolaşan medya patronları birer birer sektörden çekildi.
“Tarafsızlık” ve “objektiflik” yetilerini kaybeden ve patronlarının dilinden çıkacak “Saldır Co” talimatına alışkın olan iliştirilmiş gazeteciler ise ortalıkta kaldı.
Sahipleri olmadan hareket edemeyen ve fonlanmaya alışan bu güruh, tıpkı İttihat ve Terakki döneminde olduğu yeniden bir siyasal oluşumun “unsuru” haline gelmeye başladılar.
Eskiden “Sahibinin sesi” olarak anılan bu fondaşlar şimdilerde “Saraçhane Bülbülü” gibi yaftalarla anılır oldu.
Bu yüzden artık haber vermek yerine tüm enerjilerini algı üretmeye harcar hale geldiler.
Haklarında ise sık sık “sarı zarf” veya “fahiş rakam” iddiaları ortaya atılır oldu.
*
İBB’nin yolsuzluktan tutuklu eski Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında verilen siyasi yasak kararının ardından Saraçhane'de yaptığı mitingde “Biz Jön Türkler'in, İkinci Meşrutiyet'in neferleriyiz” diyen ve Abdülhamid Han’ı tahtından indirenlerin uzantısı olduğunu itiraf eden Özgür Özel’in de…
Tıpkı ülkeyi felakete sürükleyen siyasetini halka “basın” desteğiyle kabul ettiren İttihatçılar gibi kendi güdümlü medyasını oluşturmaya ve yol arkadaşlarını düştükleri “yolsuzluk” ve “ahlaksızlık” çukurundan çıkarmaya çalıştığı anlaşılıyor.
CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, Özgür Özel yönetiminin bu uğurda, 2024, 2025 ve 2026 yılının ilk dört ayında kendisine yakın bazı televizyon kanalları ve trol şebekelerine tam “755 milyon TL’lik” devasa bir rakam aktardığını öne sürdü.
Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “CHP İletişim Koordinatörü” olarak atanan Ali Haydar Fırat da “34 bin trol hesap tespit edildi. 3 bin 400 tanesi FETÖ ile iltisaklı. Bin 900 trol hesap ise İmamoğlu ve FETÖ ile iş birliğinde” açıklamasında bulunarak, mevcut bir sosyal medya şebekesinden bahsetti.
Yine bazı yayın organları, “mizah” adı altında “yalan haber üretme merkezi” gibi çalışan bir X hesabının, Özgür Özel ve ekibine “15 milyon TL karşılığında satıldığını” öne sürdü.
Yine “Tavır” isimli bir gazete kurularak operasyona hız verildi.
Dün de Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’e yakın iki TV kanalına, özel bir bankadan tam “100 milyon dolar” gibi astronomik bir kredi kullandırıldığına dair iddiaları dillendirdi.
Bu bilgilerin çoğu yalanlansa ve teyide muhtaç olsa da…
Önceki gün bu kanallardan birinde canlı yayın konuğu olarak katılan CHP’nin meşru lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na sözde “gazetecilik” maskesiyle yapılan linç girişimi,
“İttihat ve Terakki'ye karşı hiç sarsılmayan yandaşlığın” şimdi Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu etrafında yeniden hortlatılmaya çalışıldığını açıkça ortaya koyuyor.
Fakat şunu peşinen belirtmek gerekir ki…
Tayyip Erdoğan’ın yanında da onu “Abdülhamid’in yalnızlığına terk etmeyecek” ziyadesiyle cesur kalem var!..
Yorumlar4