İletişim Başkanlığı ve dezenformasyonla savaş!

  • GİRİŞ23.06.2026 08:43
  • GÜNCELLEME23.06.2026 08:43

Dezenformasyon, fertleri ve toplumları yönlendirmek, manipüle etmek veya zarar vermek maksadıyla kasıtlı olarak üretilen ve yayılan yalan/yanlış bilgiler/haberler bütünü olarak tanımlanır.

Yalanın ve yanlışın bilinçli olarak yayıldığı bu maksatlı operasyon tamamen kasıtlı ve kötü niyetli bir süreçten başka bir şey değildir.

Türkiye, dezenformasyon ihanetinden en fazla zarar gören ülkelerden birisi hatta birincisi dersek abartmış olmayız.

Neden mi?

Neredeyse 20 yıldan beridir nitelikli bir çoğunluğun iktidarına rağmen belirli/belirsiz odaklar tarafından aralıksız olarak dezenformasyon saldırısına muhatap kalmamız, sanırım bu hakikati ispat için yeter de artar derecede bir kanıttır.

Geçtiğimiz günlerde İletişim Başkanı Burhanettin Duran Bey, Türkiye’ye yönelik bu saldırılarla ilgili olarak, sosyal medya mecralarında yaptığı bir paylaşımla meselenin ehemmiyetine bir kez daha dikkat çekti.

“İçeriklerin çok hızlı yayıldığı bir zaman dilimindeyiz. Ancak bu hız, beraberinde büyük bir tehlikeyi de getiriyor: ‘DEZENFORMASYON’

Unutmayalım; önümüze düşen her iddia doğru, her paylaşım gerçek değildir.

Özellikle dijital dünyada bu tehlikeye karşı en güçlü kalkanımız; bireysel farkındalığımız ve sorgulama alışkanlığımızdır.

Hakikat mücadelemizde siber vatanımızı hep birlikte savunmamız, dezenformasyona hep birlikte ‘dur’ dememiz gerekiyor.

Hakikatin sesini hep birlikte yükseltelim!”

Burhanettin Bey, tüm Türkiye sevdalılarını bu mücadeleye davet ederken aslında nasıl bir taarruzla karşı karşıya kaldığımızı da göstermiş oluyor bu çağrısıyla.

Efendim, dezenformasyonu üreten ve yayan odak yahut odaklar bizim ‘Goebbels Stratejisi’ diye tanımladığımız yöntemle yürütüyor fitne ve ihanet faaliyetlerini.

Bahsini ettiğimiz bu strateji, Hitler’in propaganda bakanı Goebbels’e isnat edilen “Büyük Yalan” tekniğinde öngörülen bütün özellikleri taşıyor.

Zaten buna ‘strateji’ dememizin asıl sebebi de bu.

Şöyle diyor Goebbels:

“Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrara devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır.”

Bu teknik bağlamında önce bir yalan dizisi oluşturuyorlar.

Sonra bu yalanı topluca dile getirecek kişileri organize ediyorlar ve ardından koro halinde ve senkronize bir şekilde, bombardımana başlıyorlar.

Yalana maruz kalan kişi yahut kurumlar, bu iddialarının aslının olmadığını anlatıncaya kadar tabir caiz ise o yalan, dünyayı dört beş kez dolaşıp planlanan tesiri husule getiriyor.

Yapılan düzeltme, yalanın yıpratıcı etkisi karşısında doğal olarak çok cılız kalıyor ve organizasyonun unsurları bir sonraki hamle için çok ciddi bir mevzi kazanmış olarak bir sonraki aşamaya geçiyorlar…

Sistematik yalan, stratejisi gereği kısa bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi tekrar kaldığı yerden devam ediyor elbette.

Bu, bir strateji olduğu için de bir sonraki aşamaya geçişte hiçbir sıkıntı yaşamadıkları gibi daha da bilenmiş ve ivme kazanmış oluyorlar.

Şer odakları bu menhus faaliyetler için ‘etki ajanları’ ve ‘5ci kol’ diye tanımlanan gönüllü yahut para karşılığı ihanet kervanına katılan aşağılık hainleri kullanır genellikle.

Baş belası odakların, psikolojik harekât olarak da nitelenebilecek eylemleri için kullanılan tanımlamalardır bunlar.

Kurdun, bir ağacın gövdesine girmesine ve onu içten çürütmesine benzer, bu ihanet operasyonları.

Peki, nasıl çalışır bu ihanet şebekesinin uşakları?

Şöyle…

Etki ajanlığı, bir ülkede kamuoyunu veya karar alma süreçlerini etkilemek için konumlarını ve ellerindeki imkânları kullanarak başka bir ülke yahut ülkeler için faydalı sonuçlar üreten ve manipülasyonlar yapan kişileri ve kurumları tanımlamak için kullanılan bir ifadedir.

Etki ajanları, hedef aldıkları toplumun veya ülkenin bir parçası görünümünde olarak onların güvenini kazanmaya çalışır, böylece propaganda ya da dezenformasyon faaliyetlerini daha ikna edici hale getirirler.

Beşinci kol faaliyetleri ise, çeşitli savaş ve dış politika stratejileri gibi ülkelerin gizli kalması gereken sırlarının istihbarat servisleri tarafından istenmeyen kişilerle ve ‘düşman’ sıfatı taşıyan kurumlarla paylaşılması durumudur.

Bununla birlikte, algıları gerçeğin önüne koyabilme, değerleri zayıflatma, tarihi, milli, manevi bağları etkisizleştirme, emperyalizme karşı mücadelede duyarsızlaştırma çabaları olarak da tanımlanabilir.

Şimdi, bu iki bilinçli saldırı türüne dair örnekler sunalım dilerseniz.

Hatırlanacağı üzere bir süre önce İBB davasında tutuklu yargılanan Medya AŞ genel müdürü Fatoş Pınar durduk yerde daha tutuklanma aşamasındayken yani yaklaşık bir buçuk yıl önce ‘çıplak arandığını’ ve bizim buraya yazamayacağımız bazı iğrençliklere maruz kaldığı iddiasıyla ortaya çıktı ve doğrusu bu iddia bir hayli tartışıldı.

Hükümete düşman kesimler bu iddialardan hareketle Türkiye düşmanlığına varacak yorum ve söylemlerde bulundular, sanki böyle bir açıklamayı bekliyorcasına.

Hükümet derhal soruşturma başlattı ve fakat bununla da yetinmeyerek birkaç gün sonra mezkûr ‘aramanın’ kamera kayıtlarını kamuoyu ile paylaştı.

Kayıtlarda, ilgili kişinin odaya girip çıkması tamı tamına 66 saniye…

Yani bir dakikadan 6 saniye fazla…

Bu kadar kısa bir zamanda iddia edilen şeylerin yapılması bir tarafa bildiğimiz normal arama bile neredeyse mümkün değilken, nereden çıktı bu ‘taciz’ iddiası dersiniz?

Evet, bildiniz…

Malum şer odakları devreye girdi ve bir kadını kullanarak emniyete, adliyeye, hukuka, hükumete ve son tahlilde ülkeye yönelik kamikaze bir saldırı tertipledi.

Görüldüğü üzere de ‘etki ajanları’ bu dezenformasyonu ışık hızıyla yaymaya çalıştı…

Kurdukları ahlaksız tezgâh ellerinde patladı patlamasına ama birçok insanı bu vesile ile manipüle edip düşmanlaştırmayı başardılar elbette.

Bir buçuk sene sonra gelen ve bütünüyle yalan olan bu iddia, sizin de tahmin edeceğiniz üzere, başta FETÖ olmak üzere Türkiye düşmanı örgütlerin ürettiği bir ihanetten başka bir şey değildir.

Buna alet olup yaymaya çalışanlar da yukarıda da tanımladığımız gibi ‘etki ajanlarının’ ta kendileridir.

 

İkinci hususa dair örneğe gelince…

Buna benzer bir ihanet 3 yıl önceki asrın faciasında yaşanmıştı.

Bahsi edilen bu Türkiye düşmanları, ülkedeki felaketin boyutlarını rakamlarla yaydılar tüm dünyaya…

Hem de olabildiğince abartarak…

Verdikleri rakamlar aslında ajanlık faaliyetiydi zira Türkiye düşmanı ülkeler bu rakamlar üzerinden bir Türkiye analizi yapma imkânı buluyorlardı.

Sözgelimi, bu bilgiler üzerinden Türkiye'nin uğrayacağı maddi kaybı hesapladılar.

Türkiye’nin kaybedeceği insan kaynağını hesapladılar ve devlete duyulan güven yahut güvensizlik oranını hesapladılar…

Bir savaş olduğunda nereye vuracaklarını önceden bilmek için elbette…

Bu ajanlık faaliyetlerine dair son bir not…

‘Mutlak Butlan’ kararı sonrasında yönetimi değişen CHP’nin yeni İletişim Koordinatörü Ali Haydar Fırat birkaç gün önce akıllara durgunluk veren bir iddia ileri sürdü…

“CHP'deki eski yönetimi destekleyen 34 bin trol hesabın 3 bin 400’ünün FETÖ ile iltisaklı olduğunu, 1900 hesabın ise Ekrem İmamoğlu ve FETÖ ile iş birliği içerisinde bulunduğunu” açıklayan Fırat’ın paylaştığı bu bilgiler yazımızın ana teması olan ‘dezenformasyon’ ile ilgi çok spesifik bir örneklik taşıyor.

Bahsi edilen trollere yüz milyonlarca lira harcayan ve FETÖ ile iş birliğinden asla çekinmeyen bu yapının arkasındaki gücün asıl maksadının Erdoğan’ı devirerek Türkiye’yi düşürmek olduğunu artık sağır sultan bile biliyor.

Üzerinde sayfalarca yazabileceğimiz ‘dezenformasyona’ dair özet bir değerlendirme sunmaya çalıştık…

Ülkemizi ve milletimizin geleceğini tehdit den bu ihanet faaliyeti ile ilgili herkese ama herkese çok ciddi vazifeler düşüyor. 

İletişim Başkanlığı algı amaçlı ortaya atılan her iddiayı tek tek çürütüyor, sosyal medyada dijital terörizm estiren hesapların ağ ilişkilerini çözüyor, karanlık senaryoları bir bir yırtıp çöpe atıyor lakin bu tek başına yetmiyor.

Bu esaslı çabaların anlamını bulması için bizlerin de tek tek bu meseleye dahil olması artık şart…

Kalemi olan yazarak, olmayan, bu yalan ve iftiraların çürütüldüğü belgeleri başkalarıyla paylaşarak ülkeye ve millete hizmet edebilir.

Gördüğünüz gibi ‘el oğlu’ boş durmuyor ve bu uğurda trilyonlar harcamaktan imtina etmiyor.

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat