Zamanın ruhu Türkiye'den yana
- GİRİŞ25.06.2026 08:23
- GÜNCELLEME25.06.2026 08:23
Zamanın ruhu deyip geçmemek lazım. Öyle ki bu ruh, zaman denilen perinin damarlarında dolanmaya başladıktan sonra en şatafatlı ordulardan ve en muazzam imparatorluklardan daha kudretli bir ilahi nefes haline gelir.
Bu yüzdendir ki zamanın ruhunu sezen milletler, içinde bulundukları çağa güçlü ve emin adımlarla yürürken bunu fark edemeyenler ise gururla asra yürüyenlerin zafer naraları arasında sağırlaşıp körleşerek yönünü kaybetmeye mahkûm olurlar.
Zamanın ruhu kör bir tesadüf değil, vaktin imbiğinden damla damla süzülerek sabırla billurlaşan kadim bir hikmettir aslında.
Bir millet, böyle kadim bir hikmeti kuşanmaya talip olarak zamanın ruhunu kendi öz iradesiyle yoğurmaya başladığı andan itibaren, vaktin hüküm sürdüğü diyarların kaderine dokunmaya ve zamanın kalbine bir dost edasıyla sokulmaya başlar. Tarih, kimi zaman fırtınalar gibi esip gürleyerek bazen de rahmet yüklü meltemler gibi ansızın çıkıp gelerek büyük medeniyetlerin kaderini tayin eden bu hikmet rüzgarlarının estiği müstesna anların en yakın tanığıdır.
Tarih boyunca Türkler, zamanın ruhunu en iyi sezen milletlerden oldular.
Ay yıldızla süslenmiş masmavi bir göğün altında Orta Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarına cesaret, yiğitlik, bilgelik ve özgürlükten yana emsalsiz destanlar nakışlayarak tarih yazmaya başlayan Türkler, bulundukları her çağda zamanın ruhunu kendi öz benlikleriyle yoğurmayı da başardılar. Bu sayede Türkler Doğu’dan Batı’ya akınlar düzenleyip üç kıtaya yayılan devasa imparatorluklara sahip olmanın yanında büyük medeniyetler de kurdular. Bu da yetmedi. Onurla benimseyip kısa sürede hamiliğini yapmaya başladıkları dinleri İslam vasıtasıyla beden ile ruh arasında olduğu gibi dünya ile ahiret arasındaki dengeyi de kurmayı başararak asırlar boyunca Doğu ile Batı arasına haktan ve adaletten yana sağlam köprüler inşa ettiler.
Zamanın ruhu Türkleri yeniden sahneye çağırıyor.
Tarih sahnesine çıktığından beri Türk milletinin damarlarında dolaşan o ilahi meltem, tam da yeni bir çağın mayalanıp demlenmeye kurulduğu bu demlerde asil milletimizi bu tarihi vazifeye yeniden davet ediyor. Bu rüzgâr, uzun zamandan beri milletimizin sinesinde küllenip sönmeye yüz tutmuş böyle bir ideali yeniden canlandırmak, heyecanlandırmak ve alevlendirmek için var gücüyle Türkiye’den yana esiyor.
Zamanın ruhu milletleri ya tarihin karanlık dehlizlerine hapseder ya da şan ve şerefle o çağın altın zirvelerine yükseltir.
Büyük bir belirsizliğin, keşmekeşin, kuralsızlık ve ilkesizliğin tozu dumanıyla kapımızı çalan bu çağ, Türkiye’nin ismini gökteki yıldızlara nakşetmek için gün sayıyor artık. Eski dünyanın irili ufaklı bütün yapıları yeni çağın fırtınaları olan tehditler, şantajlar, savaşlar, enerji krizleri ve küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar karşısında çatırdayıp duruyor. Böyle bir yıkımı yeni bir dünyanın kuruluşunun takip edeceği bu fırtınalı dönemde Türkiye, coğrafi derinliği, gittikçe artan askerî gücü, diplomatik kabiliyeti, siyasi istikrarı, medeniyet birikimi, zamanın ruhunu okuması ve buna dair yaptığı devrim niteliğindeki hamleleriyle bölgesel ve küresel alanda oyun kurucu güçlü bir aktör hâline geldi.
Türkiye’nin yükselişi üç noktada görünürlüğün zirvesine ulaşmış durumda.
Her Türk evladını gururlandıran bu alanlardan ilki savunma sanayii kuşkusuz.
Türkiye’nin bu alanda ulaştığı seviye her geçen gün daha da artarak dünya çapında takdir toplamaya devam ediyor. Üstelik bu alandaki başarı harp teknolojisinin çok önüne geçmiş, milli bağımsızlık başta olmak üzere gençlerimize yönelik teknolojik özgüvenin yanında yüksek katma değerli üretimin de en güçlü simgesi haline gelmiştir. Öyle ki bu durum Türkiye’yi daha dün başkalarına muhtaç bir halden, bugün dost ve kardeş ülkelere ileri teknoloji ihraç eden, sahada kendini kanıtlamış bir güç hâline yükseltmiştir.
Bölgesel diplomaside liderlik, küresel diplomaside ise denge politikası yürütüyor olması Türkiye’yi diğer ülkelerden pozitif ayrıştırıyor.
Türkiye böyle bir geçiş döneminde yakalamış olduğu siyasi istikrar sayesinde hem bölgesel hem de küresel diplomaside zamanın ruhunu en iyi okuyan ve ona göre pozisyon alan ülkelerin başında geldi. Suriye’deki halk devriminden tutun da Libya’daki istikrar çabalarına, Afrika’daki insani yardım, savunma iş birlikleri ve arabuluculuk girişimlerinden Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki liderlik rolüne kadar yaptığı diplomatik ataklar Türkiye’yi hem Batı’nın hem Doğu’nun güvendiği ilkeli ve vizyoner bir aktör haline getirdi.
Alt yapı ve ticaret alanındaki öngörüleri ile attığı güçlü adımlar Türkiye’yi yakın gelecekte küresel ticaretin ana merkezlerinden biri haline getirecek.
Stratejik bir coğrafyada bulunmanın avantajlarını sezip çok iyi değerlendiren Türkiye, lojistik ve ticarette de kritik bir merkez hâline geliyor. Savaşların, tehdit ve şantajların tesiriyle riske giren ticaret ve enerji rotalarına alternatif güzergâh oluşturma çabalarından tutun da Asya’dan Avrupa’ya uzanacak yeni ticaret yollarına yaptığı güçlü alt ve üst yapı yatırımlarıyla Türkiye, dünyanın yeni enerji ve ticaret merkezlerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Bütün bunlar tam da bugün, zamanın ruhu denen o muazzam ve kudretli nefesin Türkiye’den yana olduğunun en önemli işaret fişekleri.
Elbette ülkemize dair içeride hızla aşılması gereken büyük sorunlar da mevcut. Aile kurumumuzda yaşanan baş döndürücü çözülme ile geleceğimizi tehdit eden nüfus artış oranındaki düşüş bunlardan birisi mesela. Yine epey süreden beri milletimizin belini bükmeye devam eden enflasyon yükü ile hayat pahalılığı bir diğeri maalesef. Gençlerimizi endişeye sevk eden ve geleceğe dair umutlarını törpüleyen işsizlik ise ülkemizin enerjisini çalmaya devam ediyor. Bütün bunlara rağmen üç asırdan beri özlemle yolunu gözlediğimiz zamanın ruhu tam da bu demlerde ısrarla Türkiye’den yana tebessüm ediyor.
Şimdi bizler kapımıza kadar gelip dayanmış böyle bir ruha cesaretle, azim ve kararlılıkla sahip çıkabilecek miyiz?
Asıl mesele işte bu.
Mürsel Gündoğdu/Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol