İki ufuk açıcı: D. Mehmet Doğan ve Nurettin Topçu
- GİRİŞ26.06.2026 09:10
- GÜNCELLEME26.06.2026 09:19
ESKADER’in Cağaloğlu Kitapçılar Çarşısı’nda düzenlediği Babıâli Sohbetlerinin misafiri oldum.
Sıcak havaya rağmen salonu tıklım tıklım dolduran seçkin kalabalığa iki ufuk açıcı isim olan D. Mehmet Doğan ve Nurettin Topçu’yu anlattım.
Bazı isimleri birbirlerinden nasiplenmeleri için kader buluşturuyor. Doğan’ın Topçu’yla yollarının kesişmesini de ben böyle değerlendiriyorum.
Aralarındaki irfan bağı, “İnsan insanın gölgesinde yetişir.” Sözünün en güzel tezahürlerinden biridir.
İlk Tanışma
Nurettin Topçu ile tanışma hikâyesi, Mehmet Doğan’ın lise yıllarında filizlenen edebiyat merakıyla başlar.
Hareket, Türk Kültürü ve Varlık gibi dönemin etkili dergilerini takip eder. Hareket dergisi üzerinden Topçu’nun metinleriyle buluşur.
Yarınki Türkiye ve Var Olmak gibi eserler ona yeni bir ufuk kazandırır. O dönem Büyük Doğu’nun cazibesi güçlüdür; ancak ruhunu daha çok Hareket’in ikliminde bulur.
Bu ilgi zamanla fikrî bir yakınlığa dönüşür. İlk okuduğu Topçu kitabı Yarınki Türkiye’dir. Henüz Hareket Yayınları kurulmadan, Yağmur Yayınları tarafından basılan bu geniş hacimli eser, Doğan’ın zihninde derin iz bırakır.
Doğan, bu kitabın kendisini Topçu’ya yakınlaştıran bir eser olduğunu söyler. Ardından Topçu’nun diğer kitaplarını da okur; dergilerde çıkan yazılarını kaçırmaz.

İlk Buluşma
Mehmet Doğan’ın Topçu ile yüz yüze tanışması 1971 Kurban Bayramı’nda gerçekleşir. O tarihe kadar İstanbul’a hiç gitmemiştir.
“Hem İstanbul’u görürüm hem de Hareket çevresindeki arkadaşlarla tanışırım.” diyerek Etlik’ten kalkan otobüse biner.
Sabahında arkadaşlarıyla buluşur; cuma namazından sonra Sultanahmet civarındaki mütevazı evinde Hocayı ziyaret ederler.
Nurettin Topçu onları tevazuyla karşılar. Konuşmayı seven, sözüyle etkilemeye çalışan biri değildir. O, hâliyle öğreten; sözün değil, yaşantısının ağırlığını taşıyan bir öğretmendir.
Doğan’ın hafızasında “alıcı değil, verici” bir hoca portresi olarak yer eder.
Bu ziyaret onun için yalnızca bir tanışma değil; bir irfan halkasına dâhil oluşun başlangıcıdır. Topçu, o günkü sohbetinde gençlere şu tavsiyelerde bulunur:
“Bu kapıdan giren her arkadaşın bir araştırma konusu alması şarttır. Bir konuda uzmanlaşın. Memleketin bir eksiği, bir derdi uğruna çaba gösterin.
Yazın! Usta olacağınız zamanı beklemeyin. Yazarak usta olunur. Bol pratik yapın; bir çığır açabilirsiniz!”

Mehmet Doğan bu cümlelerdeki bütün sorumluluğu omuzlarında hissederek ömrünü ülkesine vakfeder.
Hayatı boyunca memleketin eksiği olan alanlarda çaba gösterir. Boşlukları doldurmak için var gücüyle çalışır.
Sözlük çalışması gibi zor ve zahmetli bir işe girişmesi de, Türkiye Yazarlar Birliği gibi güçlü bir kuruluşa öncülük etmesi de bu hassasiyetledir.
Yazarlık konusunda hiç taviz vermez. Son nefese kadar, şartlar ne olursa olsun yazmaktan vazgeçmez. Topçu’nun tavsiyelerini vasiyeti gibi kabullenerek hepsine harfiyen uyar.
Hareket Niçin Kapandı?
D. Mehmet Doğan’ın da şiirler ve yazılar kaleme aldığı Hareket dergisi Nurettin Topçu’nun isteğiyle 1974 yılında kapanır.
Çünkü dergiyi yöneten genç ekibin politik atmosferden etkilenerek yayın çizgisini değiştirmesine müsaade etmek istemez.
Fikir ve felsefe dergisi olan Hareket’in aktüel meseleleri fazla öne çıkarmasından rahatsız olur.
Topçu, siyasetten daima uzak durmuş; hatta zaman zaman sert eleştiriler yöneltmiştir.
Talebelerine, “Siyasete girmek istiyorsanız başka dergi çıkarın; Hareket’i kapatın.” der. Bu haklı uyarı üzerine genç Hareketçiler dergiyi kapatır.
Hocanın vefatından sonra özel bir sayı çıkarırlar. Yaklaşık on beş yıl sonra dergiyi yeniden canlandırma girişimleri olur; son dönemin ilk sayısını D. Mehmet Doğan hazırlar.
Ardından Ankara’ya dönmek zorunda kalır. Dergâh dergisi çıkana kadar Hareket bir süre daha yoluna devam eder.
Unutulmayan Bir Hatıra
Nurettin Topçu’ya dair çok sayıda şahitliği bulunan Mehmet Doğan’ın unutamadığını söylediği hatıralardan biri şöyledir:
“Ankara’da olmam sebebiyle hocayla ancak İstanbul’a gittiğimde görüşebiliyordum.
Bir defasında Topçu, dergiye girecek yazısını eski harflerle yazmış hâlde geldi.
Hareket idarehanesinde ben vardım. Daktilo öğrenmiştim; hemen daktilonun başına geçtim.
Hoca yazısını okudu, ben daktilo ettim. Keşke bir kopyasını saklasaydım.
Şimdi hangi yazı olduğunu bile hatırlamıyorum. O zaman biz böyle şeylere önem vermiyorduk. Oysa çok önemliymiş.”
Bu hatıra, hoca ile talebe arasındaki mütevazı ama derin bağı gösteren zarif bir sahnedir.
Topçu’nun İzleri
Mehmet Doğan’ın Nurettin Topçu ile ilişkisi, klasik bir hoca-talebe ilişkisinden çok daha ötedir. Topçu’nun bıraktığı düşünce ve ahlak mirasını Doğan hakkıyla sahiplenmiş, onun izinde büyük hizmetlerde bulunmuştur.
Doğan’ın eserlerinde, tavrında ve kültür mücadelesinde Topçu’nun izlerini görmek mümkündür.
Hayatında derin etki bırakan isimler sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:
“Nurettin Topçu, karakteri itibarıyla Mehmed Âkif tarzı bir şahsiyet. Fikir itibarıyla da Türkiye zeminine oturan ve evrensel bir karakter taşıyan bir fikir ortaya koyabilmiş biridir.
Cumhuriyet döneminde filozof demeye en uygun isimlerden birisidir. Onun dergisinde yazmış olmaktan ayrıca iftihar ediyorum. Fikirlerinin üzerimizde büyük etkisi vardır.”
Topçu’ya Veda
D. Mehmet Doğan İstanbul’da askerlik yaparken Nurettin Topçu, 1975 yılının ilk aylarında rahatsızlanır.
Bir sabah komutanı onu çağırır ve, “Ya, Dergâh’tan aradılar, hoca ölmüş.” der. Komutanın zihninde “dergâh” ve “hoca” kelimelerinin başka anlamlar uyandırdığını fark eden Doğan durumu izah eder:
“Komutanım, Dergâh bir yayınevidir; kitap ve dergi çıkarır. Hoca da bir felsefe doçentidir; çok kıymetli bir şahsiyettir.”
Cenazenin Fatih Camii’nden kalkacağını söyleyince komutan, Doğan’ın samimiyetini görerek cenazeye katılmasına müsaade eder. Böylece Doğan, çok sevdiği hocasının cenazesinde bulunarak son vazifesini yerine getirir.
Büyük bir kalabalığın iştirak ettiği bu uğurlama, Doğan’ın hayatında unutulmaz bir yer tutar.
Kültür dünyamızda silinmez izler bırakan bu güzel insanlara çok şey borçluyuz. D. Mehmet Doğan, Necip Fazıl ile Nurettin Topçu’yu anlattığı eserine İki Yol Açıcı adını vermişti. Ben de ondan mülhem bu yazıya İki Ufuk Açıcı başlığını koymak istedim. Üzerimizde büyük büyük hakları var. Aziz ruhları şad olsun.
Aziz ruhları şad olsun.
Mahmut Bıyıklı / Haber7
Yorumlar4