“Kronik Karar Yetmezliği” Varsa Felç Var Demektir!

  • GİRİŞ27.06.2026 08:59
  • GÜNCELLEME27.06.2026 08:59

Üst düzey makamda olmasına rağmen istikametten sapmayan güzel kardeşimden (Allah ondan razı olsun) duyduğum “kronik karar yetmezliği” kavramı, yöneticilik ve liderlik meselesiyle yakından ilgili.

            Kamu kurumlarında, sivil kuruluşlarda hatta özel sektörde “kronik karar yetmezliği” var(sa), felç var demektir!

            Felcin ötesinde, kurumları içeriden kemiren görünmez bir hastalık kronik karar yetmezliği!

Bu hastalığın en belirgin üç alametifarikası var.

Birincisi, aktif ya da pasif iş yavaşlatmadır.

Karar veril(e)mediği için süreçler uzadıkça uzar, toplantı sayıları çoğaldıkça çoğalır, işler masalarda bekler de bekler.

Yönetici sürekli “konuşuruz”, “hallederiz”, “yaparız” söylemleri ile oyaladıkça oyalar.

Çalışanlar ne yapacaklarını aslında (yöneticilerinden de iyi) bilirler bilmesine ama yöneticilerden gelecek işaretleri beklemek zorunda kalırlar.

Ama nafile!

Kronik karar yetmezliği hastalığındaki ikinci ayırt edici özellik, potansiyel fırsatların tamamen kaçırılmasıdır.

Halbuki zaman/lama, çoğu zaman fikrin kendisinden daha değerlidir.

Kararsızlık girdabı, fırsat penceresinin kapanması demektir. Atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiştir!

Karar verememek, sadece seyretmekle yetinmek demektir; sonra da “niye böyle oldu ki” şeklinde kendi kendine debelenip durmak demektir.

Üçüncü ayırt edici özellik, kurumda demotive ekiplerin ortaya çıkması ile karşı karşıya kalınmasıdır.

Çünkü yönetimin karar verme kabiliyeti yoksa iş yoktur; iş yoksa heyecan ve motivasyon da yoktur.

Çünkü insanlar anlamsız bir şekilde bekledikleri ortamlarda üretkenliklerini kaybederler, aidiyet duyguları da zayıflar; “niye burada duruyorum” ki demek kaçınılmaz olur!

Bu bağlamda “kronik karar yetmezliği” içindeki yöneticilerde genellikle üç profil karşımıza çıkar.

İlk profil, “gelecek kaygısı” yüksek olan kişilerdir.

Gelecek kaygısı hata yapma korkusunu da besler ve bu durum, zamanla az da olsa var olan özgüvenin de bitmesi anlamına gelir.

Gelecek kaygısı varsa, karar vermemek, bu tipler için yanlış karar vermekten daha güvenli görünür.

Aslında, kendi kendilerinin ellerini kollarını bağlayan garip kişilikler söz konusudur.

“Kronik karar yetmezliği” içinde olanların ikinci kişilik tipi, konfor alanına yerleşmiş yöneticiler görünümünde olmalarıdır.

Zira karar almak sorumluluk gerektirir; sorumluluk ise emek ve cesaret ister.

Bunları bünyesinde bulunduramayanlar mevcut düzeni korumayı tercih ederler.

Hal böyle olunca, mevcut konfor düzenini koruma adına gerekli gereksiz çıkışlar, anlamsız sertleşmeler ve gürültüler, çocukça tripler ortalığa saçılır.

“Kronik karar yetmezliği” içindekilerde görülen üçüncü bir kişilik ise korkak yöneticiler olmalarıdır.

Başkalarının tepkisinden, eleştirisinden veya başarısız görünmekten çekinirler.

Hal böyle olunca risk almaktan kaçınırlar, “sıfır risk” politikası ile kurumu yönetirler; karar vermeyi sürekli ertelemeleri de bundan kaynaklıdır.

Bu profillerin “kronik karar yetmezlikleri”nin bedeli ise oldukça ağır olur.

Her şeyden önce, bu tipler lider değillerdir ama daha kötüsü hem kurumda lider profillerin yetişmesine mâni olurlar hem de insan kaynağının kurumdan uzaklaşmasına neden olurlar.

Zira inisiyatif kullanamayan yani gerçek manada lideri olmayan organizasyonlar uzun vadede ciddi bir insan kaynağı kaybıyla karşı karşıya kalırlar.

Böyle bir yöneticinin varlığı, birçokları için bir nevi psikolojik tacize maruz kalmak demektir.

Psikolojik tacize maruz kaldığını düşünenler kurumda duramazlar!

Bunun yanında, böyle yöneticilerin elinde kurumların hantallaşması hatta köklü kurumların bile kaotik bir ortamda dibe doğru hızla düşmesi kaçınılmaz olur.

Zira hızın belirleyici olduğu çağımızda kararsızlık ve korkaklık en büyük dezavantajlardan biridir.

Tabi doğal olarak tüm bu durumlar, finansal sonuçlara da olumsuz yansır.

Zira yönetici beceriksizliğinden dolayı kaçan fırsatlar, verimsiz süreçler ve düşük motivasyon, mali tablolarda kendisini mutlaka gösterir.

Kronik karar yetmezliğinin tedavi ise teknik olduğu kadar zihinsel ve ahlaki bir dönüşümü de gerektirir.

Öncelikle her şart altında doğru olanı yapabilecek dirayetli insanlar lazımdır.

“Kınayıcının kınamasına bakmayan”, “ne derler putu”nu yıkmış, işinin ehli olduğu kadar karakter sahibi yöneticiler/liderler şart!

Bunun yanında, rızkın hakiki sahibinin Allah olduğu şuuru, yöneticinin cesaret kaynağı haline gelmelidir; “kula minnet etmeyen” cesur yürekler gerekir.

Çünkü aşırı korkunun temelinde çoğu zaman makamı, geliri veya konforu kaybetme endişesi vardır.

Son olarak, “… Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez…” (Maide Suresi, 105) hakikatini azık belleyen güçlü profiller gerekir.

Zira insan doğru bildiği istikamette yürüdüğünde, korkuların ve tereddütlerin esiri olmaktan da kurtulur.

Özetle; karar vermek her zaman risk taşır elbette, ancak risk alıp yanlış karar vermek maliyet doğurabilse de karar verememek kurumun geleceğini yok eder.

Kronik karar yetmezliği sessiz bir yönetim felcidir çünkü!

Yorumlar2

  • Ahmet 40 dakika önce Şikayet Et
    Teşekkürler hocam güzel bir yazı
    Cevapla
  • Ahmet 1 saat önce Şikayet Et
    Hocam çok güzel bir yazı olmuş inanın bende bunu birebir yaşıyorum
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat