Değişen ve Dönüşen Aile: Sorunlar ve Çözüm Arayışları (Aile Yazıları I)
- GİRİŞ27.06.2026 09:00
- GÜNCELLEME27.06.2026 09:00
Tarihte insanlar, toplumlar ilk dönemden beri seyri farklı da olsa değişim ve dönüşümler yaşamışlardır. Günümüzde ise son 40-50 yıldır bu değişim o kadar hızlı olmaktadır ki adeta baş döndürmektedir. Bu değişimlerin çok çeşitli sorunlara da yol açtığı inkâr edilemez.
Herakleitos, “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz; çünkü nehir aynı nehir değildir, sen de aynı sen değilsin” diyerek, nehir metaforu ile değişimin kaçınılmazlığını daha ilk dönemlerde ifade etmiştir.
Sosyolojinin öncüsü/kurucusu İbn Haldun’un “Devletler de insanlar gibidir; doğar, büyür, yaşlanır ve ölür” sözü, değişimin evrensel bir yasa olduğunu vurgular. Toplumun en küçük yapı taşı aile olduğuna göre, bu kaçınılmaz değişim süreci aile kurumunu da etkilemektedir. Tıpkı bir şarkının sözlerinde geçtiği gibi; “Biz miydik yoksa zaman mı değişen? Ne sen o eski sen, ne ben o eski ben…” Evet, “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” derler ya; insan, aile ve toplum olarak hızlı bir değişim yaşadığımız bir gerçektir.
Kültürümüzde aile demek, anne demektir. Çünkü o ailenin temel direğidir. Yuvayı ilmek ilmek dokuyan, fırtınalarda bizi kanatları altına alan, her düşüşte kaldıran odur. Yuvayı kuran da, ayakta tutan da, can suyu verip yaşatan da odur. Anne, sadece bir kişi değil, başlı başına bir sığınaktır; o yoksa insanı hayata bağlayan kökler kurur, dünya ıssızlaşır, seni karşılıksız seven kimsen de kalmamış demektir.
Büyük düşünür, şair Sezai Karakoç annenin ailede doldurulmayacak yerini içimizi acıtan şu sözlerle özetler:
Anne gitti ve evler yazlık olarak geri döndü
Anne gitti ve sular buruştu testilerde
Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir
Herkes salonda toplansa da evde kimse yok.
Bir vakitler anne açarken kapıyı,
Şimdi kimse yok kapayacak kapıyı…
Bu değişim ve dönüşüm alanlarından birinin aile olduğunu söylemiştik. Öncelikle ailede neler değişti, bu değişim ne tür sorunları beraberinde getirdi ve bu sorunlara ne tür çözüm önerilerimiz olabilir? Birkaç bölüm halinde sunacağımız bu yazı dizisinde bu konuları ele alacağız.
Ailede değişim öncelikle bireyde olmakta sonrasında aileye yansımakta ve akabinde toplumda gözükmektedir. Demek ki ailede ve toplumda değişimi anlamak için öncelikle bireye bakmamız gerekmektedir.
Hemen şunu belirtelim ki değişimin iki yönü vardır. Birincisi olumlu bireye ve aileye hatta topluma katkısı olan; ilerleme, gelişme, olgunlaşma, kalkınma vb. İkincisi ise olumsuz yönünün olduğunu bozulma, çürüme, yozlaşma, vb. söyleyebiliriz.
Aile de dönüşüme gelince aileyi kuran mantığın, normların ve ilişki düzeninin yeniden kurulmasıdır. Örneğin, geleneksel yapıda aile; soyun sürdürülmesi, akrabalık düzenin kurulması, namusun korunması ve ekonomik dayanışma birimi iken dönüşen mantıkta ise duygusal yakınlık, kişisel uyum, bireysel iyilik halidir. Evlilik geleneksel yapıda aileler arası bir kurum ve devamlılık (yuva yıkılmaz, çocuk için katlanılır ve el âlem ne der) esas iken post/modern yapıda iki bireyin ortak yaşam projesi ve ilişki tatmini koşulu ile (beklenen asgari standartları sağladığı sürece) devam eder.
Aile çerçevesinde baktığımızda değişmenin hem olumlu hem de olumsuz tarafının olduğunu söyleyebiliriz. Sorunlar da ağırlıklı olarak buradan kaynaklanmaktadır. Olumlu yönleri, her iki cinsin eğitim seviyesi yükselmiştir, eşitlikçi bakış açısı yaygınlaşmış, sağlığa ulaşım kolaylaşmış, maddi anlamda imkânlar artmış, çocuklara daha fazla değer yüklenilmiştir. Olumsuz yanları ise; boşanmaların artması, şiddetin yaygınlaşması, nüfus artışının ya da doğum oranlarının azalması, ailenin üretim tüketim çarkında ezilmesi, mahremiyetin dönüşümü, cinsiyetsizliğin bir ideolojiye dönüşmesi, evlenme oranlarındaki düşüş, aile bağlarının zayıflaması, yalnızlık ve sosyal destek kaybı, çocuk ve yaşlı bakımının zorlaşması, aileyi sekülerize etme çabaları vb. ailede yaşanan sorunlardan sadece birkaç tanesidir.
İlerleyen bölümlerde genel bir değerlendirme sonrası bu sorunların bir kısmı tek tek ele alınacaktır. Ailede yaşanan sorunların temelinde bir sorun ön plana çıkarken aslında bu sorunların kompleks bir yapı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Örneğin boşanma sebebi alkol gözükürken bunun tetiklediği eşe karşı ilgisizlik, şiddet, ev işlerin ihmali vb. diğer nedenlerde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekmektedir.
Aile içinde yaşanan sorunların temelinde çoğunlukla şu üç sorunla karşılaşmaktayız. İletişim ve duygu yönetimi, ekonomik güçlükler ve sorumluluk paylaşımı, değerler ile beklentilerdeki uyumsuzluklar yer alır. Ele alınan sorun her ne olursa olsun, genellikle bu üç boyuttan en az biriyle doğrudan ilişkilidir.
Öncelikle bu başlıkları ele alacağız; ardından da söz konusu sorunların arka planını irdeleyeceğiz.
Birincisi, İletişim ve Duygu Yönetimi: Aile içi ilişkilerin niteliği, büyük ölçüde bireylerin duygularını ifade etme ve yönetme biçimleriyle şekillenmektedir. Sağlıklı bir aile ortamı; açık iletişim, karşılıklı saygı ve duygu yönetimi becerilerinin bir araya gelmesiyle mümkün olur. Burada eşlerin birbirini dinlememe, yanlış anlama, suçlama dili, sorunu konuşmama veya erteleme, öfke kontrolü ve empati eksikliği ön plana çıkmaktadır. Ailede yaşanan sorunların temelinde iletişim eksikliği olduğu görülmektedir. “Beni yanlış anladın, bana kötü söz söyledin. Sen ne anlarsın, zaten senden bir şey olmaz. Seninle konuşmak istemiyorum. Her zaman böyle yaparsın. Layık değilsin” vb. cümleler iletişim dilindeki olumsuz örneklerden bazılarıdır.
İletişimde empati deyince Hz. Ömer akla gelmektedir. Hz. Ömer’in hilâfeti döneminde bir adam, eşinin kırıcı tavırlarını şikâyet etmek için halifenin evine gelir. Kapıda beklerken içeriden Hz. Ömer’in hanımının sert sözlerini duyar; Hz. Ömer ise karşılık vermeden susmaktadır. Adam “Müminlerin emîri bile böyleyse benim derdime nasıl çare bulur?” diye geri dönmek isterken Hz. Ömer dışarı çıkar ve derdini sorar. Adam anlatınca Hz. Ömer, eşinin evin yükünü taşıdığını, çocuklara baktığını, üstelik bunların ona zorunlu olmadığını; ayrıca kendisini haramdan alıkoyan bir emanet olduğunu söyleyerek bu yüzden sabrettiğini belirtir. Adam “Benim eşim de böyle” deyince Hz. Ömer, “Öyleyse sen de sabret; hayat göz açıp kapayıncaya kadar geçer” diyerek onu teselli eder. Bu olayı iletişim ve duygu yönetimi açısından değerlendirdiğimizde: Burada empati ve çok yönlü bakışın ne kadar önemli olduğunu görmekteyiz. Aynı zamanda Hz. Ömer’in karşılık vermeden susması, her tepkinin sözle verilmemesi gerektiğini; bazen sükûnetin krizi büyütmeyi engellediğini gösterir. Yine Hz. Ömer’in, sert sözlere hemen karşılık vermeyip susması, çatışmayı büyütmeyen bir iletişim tutumudur. Sert sözleri doğrudan “bana saygısızlık” diye kişilik saldırısı gibi okumak yerine, durumu anlık gerilim ve yük üzerinden değerlendiriyor. Bu, iletişimde “etiketleme”yi (saygısız, huysuz vb.) azaltır. Anlık öfkelerde sükûnetle hareket etmek olayın sakinleşmesinde önemli bir etkendir.
Sonuç olarak aile içi iletişimin niteliği, bireylerin duygularını nasıl yönettiğiyle doğrudan bağlantılıdır. Suçlayıcı bir dil, genellemeler ve empati eksikliği ilişkileri yıpratırken; sükûnet, çok yönlü bakış ve sabır ilişkileri onarır. Hz. Ömer'in bu köklü örneği bize şunu hatırlatmaktadır: Güçlü olan, öfkesini dışa vuran değil; onu yöneterek karşısındakini anlayabilen kişidir. Aile, bu anlayışın en çok ihtiyaç duyulduğu ve en çok karşılık bulduğu kutsal bir alandır.
Yorumlar3