Hainler bir kez daha sahnede…

  • GİRİŞ30.06.2026 09:07
  • GÜNCELLEME30.06.2026 09:07

FETÖ ihanet şebekesi bu sıralar gizlendikleri inleri terk ederek tekrar baş çıkarma çabası içerisinde…

Bunda, şüphesiz ki, CHP’deki gelişmeler sonrasında hesapları bozulan bu alçakların CHP’den ayrılıp bir ya da birkaç parti kurmayı düşünen İmamoğlu ve şürekasının aldığı bu yeni pozisyonun rolü bir hayli büyük.

Şu bir gerçek ki, İslâm tarihinin gördüğü ‘en azılı İslâm düşmanı’ vasfı taşıyan bu örgüt aynı zamanda Türkiye’yi Amerika’nın 51ci eyaleti yapma operasyonlarıyla ‘en azılı vatan haini örgüt’ vasfını da haiz…

Böyle mel’un ve aşağılık bir yapılanmayı tarih yazmadı…

Bundan 3 yıldan fazla bir zaman önce bu sütunlarda yaptığımız CHP değerlendirmesinde mahrem bir bilgiyi kamuoyu ile paylaşan bir şahsın iddialarından hareketle meselenin asıl veçhesini ortaya koymaya çalışmıştık.

O yazıda altını çizdiğimiz bir hususu bugün tekrar ele alarak yaşanan gelişmeleri anlamlandırmaya gayret edeceğiz. 

2023’teki seçimden birkaç gün sonra çok izlenen bir TV kanalında, seçim sonuçlarını doğruya en yakın tahmin eden bir araştırma şirketinin sahibi, ilginç bir anekdot nakletti.
Bu zatın iddiasına göre Kılıçdaroğlu’na çok yakın bir isim, “adaylıkta neden bu kadar ısrarcı oldu?” sorusuna şu cevabı vermiş:

“Bu hususu Kemal Bey’e sorduğumda bana, ‘kendi adaylığımı ben bile engelleyemem!’ dedi.”
 
Benimle birlikte yüz binlerce insan da izledi bu programı lakin bu ifadeden sonra ne kıyamet koptu ne de olağanüstü bir gelişme yaşandı…

Dikkat buyurun, Kılıçdaroğlu, ‘kendi adaylığımı ben bile engelleyemem’ diyor ve kimse, ‘yahu bu ne biçim söz, sana kendi ismini dayatan kimdir. Hepsinden önemlisi, senin bu dayatmaya direnecek azıcık da olsa iraden yok mudur?’ diye sormamış, soramamış…

Aslında bu ifadeye ve iddiaya zerre kadar şaşırmış değildim.

Bu sütunun izleyicileri bilirler ki, bendeniz, öteden beri sözde ‘millet ittifakının’ bir üst irade tarafından dizayn edildiğini, zamanın ABD başkanı Joe Biden’ın, bu üst iradenin somut temsilcisi olduğunu, defalarca yazdım.

Bu hususa dair yazdığım, sayısını hatırlamadığım bu yazılarda mütemadiyen anılan olgunun altını çizdim ve Kılıçdaroğlu’nun kendisine verilen ‘aday ol’ emrine uyduğunu, buna itiraz eden Meral Akşener’in de yine aynı emir gereği devirdiği masaya geri döndüğünü, o günkü HDP’den tutun da bütün sol ve komünist partiler ile sözde muhafazakâr partilerin de yine bu emir gereği aynı safta durmaya mecbur bırakıldığını ısrarla iddia ve ifade ettim. 

Bu iddiamın kaynağında da Türkiye’yi FETÖ üzerinden işgal etmeyi amaçlayan Amerika’nın 15 Temmuz’la başaramadığını bu kez siyaset ve demokrasi aparatı ile gerçekleştirmeye çalışacağını, bunun için de merkez üs olarak CHP’nin seçildiği kabulü vardı. 

Evet, CHP, bir CIA aparatı olan FETÖ tarafından, daha Baykal tasfiye edilmeden önce kuşatılmıştı.

Bu kuşatmaya direnen herkes, birer birer enterne edildi ve kendisine genel başkanlığı sunanlara kesin bir bağlılık ve mutlak adanmışlık sözü veren Kılıçdaroğlu bu makama getirildi.

Kılıçdaroğlu geldikten sonra da CHP bütünüyle FETÖ’nün ve dolayısıyla CIA’nın kontrolüne girdi.

Bunun böyle olduğunu seçimden sonra CHP’nin yaptığı 38ci kurultayla birlikte bir kez daha teyit etmiştik aslında. 

Amerika ve tamamen CIA yöntemleriyle yetiştirilmiş FETÖ, bu işin Kılıçdaroğlu tarafından gerçekleştirilemeyeceğini anlamış ve o güne kadar tepe tepe kullandıkları Kılıçdaroğlu’nun bir kalemde silerek yerine Ekrem İmamoğlu ve şürekasını ikame etme kararı almıştı.

Karar alınmıştı alınmasına ama küçük bir pürüz vardı o günün şartlarında.

Delegelerin kahir ekseriyeti 13 yıldan beridir partiyi idare eden Kılıçdaroğlu tarafından belirlemişti ve genel başkanı da bu delegeler seçecekti.

İşte tam bu noktada klasik FETÖ yöntemi devreye sokuldu ve satın alınabilecek delegeler ‘bedeli ödenerek’ İmamoğlu tarafına kazandırıldı.   

Rakamın ve miktarın önemi yoktu zira ‘patron’ öyle olsun istiyordu.

Devlet tüm bu yaşananları olduğu gibi gözlemliyordu fakat o günün şartlarında en küçük bir müdahale doğrudan demokrasiye yapılmış addedilecek ve ülke ‘Gezi’ ortamına döndürülecekti.

O nedenle gelişmeler sadece kayıt altına alındı ve beklemeye geçildi.

İşte Kılıçdaroğlu, başta FETÖ ve arkasındaki güç olmak üzere en yakınındakinden en uzağındakine kadar kimlerin kendisini nasıl sattığını yaşayarak tecrübe etti. 

Esasen kurultayı tek bir itirazla iptal ettirebilirdi zira yapılan 2 önemli hata kurultayın iptali için yeterliydi. 

Birisi, divan başkanının mücavir alanı terk edemeyeceği kuralı idi ki, o gün divan başkanı olan Ekrem İmamoğlu, bırakın mücavir alanı terk etmek, İstanbul’a gidip gövde gösterisi yapmıştı. 

Diğeri, birinci oylama ile ikinci oylama arasında en az 3 saat olması gerekirken 15-20 dakika sonra ikinci oylamaya geçilmiş ve Kılıçdaroğlu’nun çekildiği ilan edilmişti.

İşte bu 2 hata kurultayın iptali için yeter sebepti lakin Kılıçdaroğlu buna itiraz etmeyi göze alamadı zira delegelerin önemli bir kısmının bedeli ödenerek satın alındığı gerçeği bir sonraki kurultayda da etkisini gösterecek ve Özgür Özel bu kez ezici bir çoğunlukla seçilecekti. 

Kılıçdaroğlu’na bu acı gerçeği sindirmekten başka çare kalmamıştı ve o da bu durumu kabullenerek başına gelenlere rıza göstermek zorunda kaldı. 

Sonrası malum, bazı partililer delege iradesinin satın alındığı iddiasıyla iptal davası açtı ve aradan yaklaşık 3 yıl geçtikten sonra bu gerçek, mahkeme kararıyla kayıt altına alındı.
İşte ta o günlerde partinin FETÖ tarafından ele geçirildiğini yaşayarak öğrenmişti Bay Kemal… 

İşte bu yüzden Kılıçdaroğlu, 3 yıl sonra yaptığı tarihi itirafta, “Biz vatan dedikçe, kapalı kapılar ardında dış odaklardan medet uman o gafilleri koynumda beslediğim için sizlerden özür diliyorum.

FETÖ ajanlarını fark edemedim, affedin.

Rüşvete, talana bulaşan belediye başkanlarını partiden söküp atamadığım için sizlerden özür diliyorum. 

Tarih önünde hak deryasından özür diliyorum” diyerek aslında sadece pişmanlığını değil, partisine ve dolayısıyla da Türkiye’ye yapılmak istenen operasyonu deklere ediyordu. 

Bugün gelinen noktada FETÖ’nün, tüm unsurlarıyla ve gerçek kimlikleriyle perde arkasından çıkarak ellerindeki son fırsatı kaçırmamak için sahaya indiğini görüyoruz hep birlikte. 

Daha düne kadar yere göğe sığdıramadıkları Kılıçdaroğlu’nu yerin dibine batırmak için topyekûn seferber olurlarken ellerindeki bu son fırsatı kaçırmama telaşıyla kendilerini de göstermek zorunda kalıyorlar. 

Bu yüzden sadece sosyal medya mecralarındaki hesaplarıyla değil, bulabildikleri her platforma arzı endam etmekten çekinmiyorlar.

Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Strazburg şehrinde düzenlenen sözde ‘Adalet Buluşması’, bu ihanet şebekesinin anılan meseleye dair bakışını göstermesi açısından hayli manidardı. 

Çok sayıda firari FETÖ mensubu, Avrupalı siyasetçiler, STK’lar ve basın kuruluşu FETÖ’nün Türkiye karşıtı talepleri için dün Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yürüdü bu amaçla.

Yürüyüşe katılanlar Ekrem İmamoğlu, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Samanyolu TV’nin eski genel müdürü olan FETÖ hükümlüsü Hidayet Karaca ve FETÖ tetikçisi Mehmet Baransu için ‘özgürlük’ isterken, CHP’deki mutlak butlan kararına da tepki göstererek Kılıçdaoğlu’nu hedef alıp Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu çizginde saf tuttular!

Bu ‘kör parmağım gözüne’ eylem FETÖ’nün neye mal olursa olsun ihanet çabasından asla vaz geçmeyeceğinin tipik bir kanıtı. 

Bu yüzden sadece Avrupa’da değil Türkiye’de de benzeri eylemler başlatacaklarını, halkı birbirine kırdıracak provokasyonlara tevessül edeceklerini rahatlıkla öngörebiliriz.   

Allah’a, O’nun muazzez peygamberine ve mü’minler için seçtiği dine ihanet eden alçakların yapmayacakları bir ihanet türü ve fitne operasyonu yoktur!

Bu sebeple her daim agâh olmak lazım… 

Nihat NASIR / Haber7

Yorumlar6

  • odp 13 dakika önce Şikayet Et
    KK'da 16 temmuz gecesi kapalı değil resmen kameralar önünde açık kapılar ardında dış odaklardan medet ummuştu, tankların arasından sıvışıp kahvesini yudumlamaya gitmişti belediye başkanının evine. Bu da unutulmasın. KK, diğerlerinin yanında nimet değil ama her anlamda zayıf ve etkisiz aparat olduğu için Cumhur İttifakının işine yarayan ehven-i şer.
    Cevapla
  • Abdullah Goekyer 15 dakika önce Şikayet Et
    Hocam kalemine sağlık, güzel özet..
    Cevapla
  • Ersever 18 dakika önce Şikayet Et
    Zaten kaset kumpasıyla kılıçdaroğlunun getirilmesi nelerin döndüğünü gösteriyor, kılçsaroğlu bu kaset kumpasının tam içinde, bu alenen ortada. Bu memur emeklilerinin hali ne olacak, on yıl bile en düşük pirim yatırmayıp aftan emekli olmuş bağkurlu, otuz yıl çalışmış memur emeklisinden sadece 7 bin lira az alıyor,o farkta kapanıyor. Bu nasıl iş. Allah aşkına bu nasıl hak hukuk.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Misafir 19 dakika önce Şikayet Et
    Bırak, CHP ile birbirlerini yesinler. .
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Kenan Sağlam 20 dakika önce Şikayet Et
    Katliamcı Siyonist İsrail, İran'a füzelerden daha fazla ajanları aracılığıyla zarar verdiğine şahit olduk. Türkiye'nin güvenliği için Mossad'a ajanlık yapan terör örgütü fetö nün Türkiye'de ve yurtdışında hiç zaman kaybetmeden imhası zaruri. “Hain içeriden olunca kapı kilit tutmaz”
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat