Hani dindar insanlar saftı, izanları yoktu?
- GİRİŞ17.07.2026 09:06
- GÜNCELLEME17.07.2026 09:06
Yıllarca münferit hadiseleri bahane ederek, “mütedeyyin insanların duygu sömürüsüyle kolayca dolandırılabilen saf ve aptal canlılar” olduklarını yazıp-çizdiler.
Kâinatı ve üzerindeki varlıkları yaratan Allah-u Teâlânın diğer canlılardan farklı olsunlar diye insanlara “akıl ve izan verdiğini” fakat dindar kesimin bu özellikleri yeterince kullanamadığını iddia ettiler.
“‘Elhamdülillah Müslüman’ım’ diyen insanların akıl ve izanları nerede ki, bu kadar aptal yerine konulup her fırsatta dolandırılıyorlar. Yok mu bunun bir açıklaması?” şeklindeki ifadelerle, kendilerince cevap aradılar.
“Temiz duygulu, hassas yürekli, gördükleri ve duyduklarının karşısında vicdanı sızlayan saf Anadolu insanlarının akılları başlarına neden bir türlü gelmiyor” şeklinde sorgulamalar yaptılar.
Hayırsever insanları, “çoluk çocuklarının rızklarını vererek cennete girmeye çalışan ve orada kendilerine hurilerle dolu mekânların tahsis edilmesini uman” uçkur düşkünü varlıklar olarak lanse ettiler.
“Faizsiz kar payı ortaklığı” modeliyle sermaye toplayan ve 28 Şubat sürecinde “yeşil sermaye” olarak yaftalanan şirketler, vesayet odaklarınca tek tek iflasa sürüklendiği halde…
Buralara yatırım yapan insanları suçladılar.
“Hazreti Muhammed'in hayattayken çıkardığı ses dalgalarını uzaydan toplayacak, süzecek, televizyonlarda canlı olarak yayınlayacak ‘Kâinat Makinesi’ne ortak olmakla” itham edip, dalga geçtiler.
Geçmişte “bulaşıkçılık” ve “overlokçuluk” yapan 25 yaşındaki Tosuncuk’un kurduğu ve internette sanal inek sattığı “çiftlikbank”ın reklâmları fondaş gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlandığı halde, finalde faturayı yine dolandırılan halka kestiler.
Yaşanan tüm bu olumsuz hadiselere bakarak,
“Türk halkının önemli bir bölümünün dinini yeterince bilmediği, dolayısıyla kandırılmasını kolay olduğu” sonucuna vardılar.
Özellikle “Milliyetçi ve muhafazakâr kitlelerin çok saf, aklını kullanmayan, aldatılmaya müsait kitleler oldukları” için hiç sorgulamadan sandığa gittiklerini ve sağ partilere oy verdiklerini…
CHP’nin ise bu yüzden iktidar yüzü göremediğini savundular.
Dahası!..
Nitelikli şerefsizlerin istismarına maruz kalan birkaç mağduru bahane ederek, samimi Müslümanları topyekun “bade”lenmeye müsait kitleler olarak yaftalamaya çalıştılar.
“Allah, ‘aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır’ demiyor mu Kur’an’da” şeklindeki beylik ifadelerle, akıllarınca dindar kesime vaazlar vermeyi de ihmal etmediler.
Oysa kendileri…
“Alın teri dökerek çalışanların ‘keriz’, kısa yoldan köşeyi dönenlerin ‘kurnaz’ zannedildiği” bir ekolden geliyordu.
Meşhur “Banker furyası” başladığında, bu güruh bir gecelik faizi bile kaçırmamak için birbirleriyle yarışıyorlardı.
Sadece 22 ay süren bu furyada, aralarında berberlerin ve çay ocağı işletmecilerinin de olduğu “İki bine yakın” banker türerken…
“Acaba paramızı nereye yatırsak” diye kafa yoran ve “faiz” yemekte sakınca görmeyen tam 3 milyon kişi, o dönem bankerlere tam 150 milyar lira kaptırmıştı.
Bir koyup beş almayı, avantadan mal mülk sahibi olmayı, çalışmadan köşeyi dönmeyi alışkanlık haline getiren…
Özellikle, ‘sadece dindar insanların hedef alındığı’ 28 Şubat sürecinde, bankaların hortumlanmasına, finansal krizlerin yaşanmasına sebep olan bu tamah yoksunları…
AK Parti iktidarında ise devlete ve kurumlarına güvenmek yerine kendi paralel yapılarını kurdular.
Her fırsatta “Mustafa Kemal’in askeri” olmakla övünen bu tipler, özellikle “Atatürk sevgisini” rant kapısı haline getirdiler.
Kemalistlerin cebindeki üç kuruşa göz diken yazar-çizer takımı ‘Mustafa Kemal’ ismiyle yazdıkları kitaplardan ihya olurken, yandaş televizyonları “Mustafa Kemal baskılı” ürünler satarken, siyasetçileri ve STK temsilcileri ise “Atatürk sömürüsüyle” milyonları götürdü.
Örneğin;
Kendisini “İkinci Atatürk” olarak pazarlayan Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının 2. yılında, İBB’ye bağlı “İstanbul Vakfı” aracılığıyla “kurban bağışı toplamak” için devletten izin talep ettiğinde, “onay çıkmadı” gerekçesiyle ortalığı ayağa kaldırdı.
“İhtiyaç sahibi 132 bin 50 ailenin evine 1 kilogram kavurma girmesine gönlü razı olmayan, onların bayramda yüzlerinin gülmesini istemeyen bir kişi var; o da İçişleri Bakanı” diyerek o dönem bakanlık koltuğunda oturan Süleyman Soylu’yu hedef gösterdi.
Bununla yetinmeyen İmamoğlu sosyal medya hesabından paylaştığı videoyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seslenerek, “Gelin inancımızın ve insanlığın yanında durun. Her şeyi siyasete bir şekilde karıştırmaktan vazgeçin. 132 bin aileye bu kötülüğü neden yapıyorsunuz? Aklını, vicdanını, insanlığını yitirmemiş devlet görevlilerine sesleniyorum; bu yanlıştan bir an önce dönmelisiniz” mesajı ile bağış toplama yetkisi istedi ve aldı.
Burs bahanesiyle Bolu'da bulunan 3 harfli marketlerden haraç topladığı için tutuklanan CHP'li Tanju Özcan’ın ise 2025 yılında topladığı Kurban bağışlarını da iç ederek, kurbanları kesmediği ortaya çıktı.
Bağışı toplayan BolSev’in yönetim Kurulu Üyesi Ali Sarıyıldız, savunmasında;
“Biz bu bağışı toplarken, esasında kurban kesmek için değil, öğrencilere burs vermek için bağış toplamayı amaçlamıştık" itirafında bulundu.
“Ata’m, demir parmaklıklar ardında olsam da senin yolundan bir adım geri atmayacağım” diyen Muhittin Böcek’in de aralarında olduğu bazı CHP’li belediye başkanlarının da “Atatürk” ismi üzerinden halkın milyonlarını nasıl iç ettiklerine ise ibretle şahit olduk.
*
Türkiye şimdi, geçmişi “karşılıksız çek davaları ve tefeci skandalları” ile dolu olduğu halde okuduğu “İzmir Marşı” sayesinde Kemalistlere şirinlik yapan…
Topladığı bağış paralarını Portekizli mankenlere akıtan…
Dernek kasasından 990 milyon TL’lik bahis oynayan...
Ahbap bağışları, dostlarından aldığı borçlar, kripto paralar, borsada kaybedilenler ve devredilen taşınmazlarla beraber toplamda 300 milyon dolar, yani Türk parasıyla 15 milyar TL’lik vurgun yapan şarkıcı Haluk Levent’in nasıl büyük bir “dolandırıcı” olduğunu konuşuyor.
Esasında;
Ona yapılan bağışların, kaptırılan paraların tamamının altında, yüzünü Batı’ya dönen laik ve çağdaş kesimin devletin kurumları yerine AHBAP adlı derneğe güvenmesi yatıyor.
Haluk Levent ayrıca parasına çökmek için 8 yıl önce İsviçre'de şirketi olan Nurdan Eriş ile evlendiği halde, uzun yıllar ABD'de çalışan Sevda Kurt'a da izdivaç vaadinde bulunarak, laikçi azınlığın kırmızıçizgisi olan “birden fazla eş” sınırını da maddi menfaat uğruna zorlamış.
Bir sosyal medya kullanıcısının ifadesiyle, “Covid 19 virüsü gibi yakaladığını entübe etmiş…”
Tabii tüm bu yaşananlara bakınca;
Yıllarca dindar insanları “duygu sömürüsüyle kolayca dolandırılabilen saf canlılar” olarak lanse eden seküler azınlığın, gerçekte nasıl manipülasyona açık olduğuna hep birlikte şahit olduk.
Dindar insanlar en azından canlarından aziz bildikleri “Allah” ismiyle aldatılırken, geçmişi sabıkalı bir şarkıcının aydın geçinen insanları göz göre göre nasıl kaz gibi yolduğuna ibretle tanıklık ettik.
Umarım “Ahbap” vurgunundan ders alırlar da bir daha dindar insanlara çamur atmaya kalkmazlar.
Zekeriya Say / Haber7
Yorumlar5