Timur’un filleri
- GİRİŞ26.07.2026 09:02
- GÜNCELLEME26.07.2026 09:02
Üçüncü Osmanlı Padişahı Murat Hüdavendigar’ın oğluydu. 1360 yılında Edirne’de doğdu. 21 yaşına geldiğinde Germiyanoğlu Süleyman Şahın kızı Devlet Hatun’la evlendi. Bu evlilikle birlikte Germiyan topraklarının önemli kısmı Osmanlıya çeyiz olarak verildi. Küçük yaşlardan itibaren hem idari hem askeri açıdan çok iyi eğitim aldı. Eskişehir ve Kütahya’da sancak beyliği yaptı. Anadolu ve Rumeli’deki seferlerin birçoğuna katıldı.
Şehzadelik yıllarının son seferi Kosova Meydan Muharebesiydi. Merkezinde Padişahın, sol kanadında kardeşi Yakup Beyin bulunduğu saf düzeninde ordunun sağ kanadına liderlik etti. Muharebenin ilk saatlerinde Yakup Beyin, düşman baskısıyla geri çekilmeye başlaması üzerine inanılmaz bir cesaret ve süratle cenk meydanını boydan boya aşıp yardımına koştu. Düşmanı dağıttıktan sonra aynı süratle yerine döndü. Bu hareket, kendisine “Yıldırım” unvanını kazandırırken zaferin kazanılmasında büyük rol oynadı.
Zaferden sonra Murat Hüdavendigar savaş alanını dolaşırken bir Sırp askeri tarafından öldürüldü. Savaşta gösterdiği başarının da etkisiyle olsa gerek ordu ve devlet erkânı onun etrafında kenetlendi. 29 yaşında, “Yıldırım Beyazıt” namıyla Osmanlı tahtına oturdu.
Padişahlığı on üç sene sürdü. Bu kısa sürede büyük işler yaptı. Bu işlerin en önemlisi Anadolu birliğinin yeniden sağlanmasıydı. Zira Murat Hüdavendigar’ın şehit olduğu haberinin duyulmasıyla birlikte Anadolu yeniden karışmış, başlarını Karaman hükümetinin çektiği beylikler dört bir tarafta istiklallerini ilan etmişlerdi.
Kosova dönüşü hiç beklemeden Anadolu seferine çıktı. Saruhan, Aydın, Germiyan, Menteşe, Candaroğlu, Hamit ve Teke beyliklerini zapt etti.
Sonrasında yönünü yeniden Batıya çevirdi. Rumeli’nin kuzey ve kuzey batı hudutları boyunca dört kol üzerinden Balkanlara aktı. Bir kol Bosna üzerine yürürken diğer üç kol da Macaristan taraflarına aktı. Bulgar Krallığını ortadan kaldırdı. Eflak kuvvetlerini yendi. Sırp krallığını fidyeye bağladı. Selanik’i, İşkodra’yı aldı. Bizans’ın fethi en büyük hayaliydi. Üç kez muhasara etti. Boğaz kontrolünü sağlamak için Anadolu Hisarını yaptırdı. Bizans içinde Müslüman bir mahalle oluşturulması, cami yapılması, mahkeme kurulup kadı atanması gibi önemli kazanımlar sağladı.
Kuşatmadan bunalan Bizans İmparatoru II. Emanuel, çareyi Papa’ya müracaat etmekte buldu. “Türkler kapımıza dayandı” diyerek yardım istedi. Papalık zaten diken üstündeydi. Tuna boylarına ve Macaristan hudutlarına dayanan Osmanlı tehdidi Bizans’tan yükselen yardım çığlığıyla birleşince Papa IX. Bonifacius harekete geçti. Yeni bir Haçlı ordusu kurulması için Hristiyan dünyasını ayağa kaldırdı.
Rodos şövalyeleri, Macarlar, Fransızlar, İngilizler, İskoçyalılar, Almanlar, Polonyalılar, Bohemyalılar, Avusturyalılar, İtalyanlar, Belçikalılar, Venedikliler, Hırvatlar, Ulahlar... Kıta Avrupası’nın neredeyse tüm milletleri Papa’nın bu çağrısına kulak verdiler. 130 bini aşkın Haçlı ordusu bütün azametiyle Osmanlı üzerine yürüdü. İlk Harp Meclisinde Başkumandanlığa getirilen Macar Kralı Sigismond, gururun kamçıladığı bir heyecanla, “Gökyüzü çökse mızraklarımızla tutarız, kim bize karşı koyabilir” diye bağırdı.
Haçlı Ordusunun Osmanlı topraklarına girdiğini öğrenen Yıldırım Beyazıt İstanbul muhasarasını kaldırıp unvanına yaraşır bir süratle yola çıktı.
İki ordu, 28 Eylül 1396 günü karşı karşıya geldi. Bugün Bulgaristan’ın kuzey bölgesindeki Tuna Nehri kıyısında bulunan Niğbolu Kalesi önlerindeki tarihi hesaplaşma sadece beş saat sürdü. Osmanlı Ordusu, Haçlı İttifakını neredeyse tümüyle imha etti.
Niğbolu Muharebesi, Türk tarihinin altın sayfalarından biri, Yıldırım Beyazıt’ın da en büyük zaferiydi. Zafernamelerle cihana duyurulduğunda sadece Osmanlı topraklarında değil, tüm İslam dünyasında büyük yankı yaptı. Mısır’da bulunan Halife I. Mütevekkil, Yıldırım Beyazıt’a “Sultan-ı İklîm-i Rum” unvanını verdi. Bu tarihten itibaren Osmanlı Padişahlarına “Bey” yerine “Sultan” denilmeye başlandı.
Niğbolu Zaferiyle şöhretinin zirvesine çıkan Yıldırım Beyazıt, sefer dönüşü tekrar Anadolu’ya yöneldi. Konya’yı kuşatıp Karamanoğlu Devletine son verdi. Sivas’ı alarak Kadı Burhanettin’in ülkesini sınırlarına kattı. Fırat vadisinde Memlûklerin arazisine girerek Malatya ve Elbistan’ı aldı. Böylece hem Memluk Sultanına gözdağı vermiş hem Anadolu birliği üzerindeki iddiasını ilan etmiş oldu. Bizans’ı düşürüp “Ebedi Şehir”i devletin merkezi yapmak için geri dönmüştü ki Doğu sınırlarından bir başka Türk Hükümdarının tehditkâr sesi yükseldi.
Bu ses, Emir Timur’un sesiydi.
................................
Cengiz Han ölmeden önce topraklarını oğulları arasında paylaştırmış, bu paylaşımdan geriye Çağatay Hanlığı, İlhanlılar ve Altınordu devletleri kalmıştı.
Timur, 1336 yılında Çağatay Hanlığına bağlı Semerkant’ta doğdu. Babası Hanlığı oluşturan boylardan birinin beyiydi. 24 yaşında beyliğin başına geçti. O yıllarda Çağatay Hanlığı çökmeye yüz tutmuştu. Hanlık toprakları anarşi ve kargaşa içindeydi. Boylara kafa tuttu. Çağatay Hanına isyan etti. Delice cesareti ve dâhiyane savaş yöntemleriyle kısa zamanda Türkistan birliğini sağladı. 1370 yılında Semerkant’ta tahta oturdu. Göçebe ananelerine göre ak keçe üstünde emir ilan edildi. En büyük hedefi Cengiz imparatorluğu topraklarını tek çatı altında toplayıp yeniden ayağa kaldırmaktı. Bu yüzden “Cengiz Han Yasaları”na büyük önem veriyor, aynı soydan gelmediği için “Han” unvanını kullanmıyordu. Onun yerine kendisine “Emir Timur” denilmesini istiyor, bir de Çağatay Han’ının kızıyla evlendiği için “Han Damadı” anlamına gelen “Gurgan” unvanını kullanıyordu. Kendi adına bastığı paralarda, Cuma hutbelerinde ve törenlerde bu unvanı tercih ediyordu. Halkın büyük çoğunluğu ise bir savaş esnasında yaralanıp topal kaldığı için “Aksak Timur” anlamında “Timurleng” diyordu.
Cengiz Han, Şaman inanışına sahip bir Moğol, Emir Timur ise Müslüman bir Türk’tü. Timur, İmparatorluğunu bu iki unsur üzerine kurmuş, Türk-Moğol devlet ilkeleri ve İslam inancını tek çatı altında toplamıştı. Tarihçilerin onu tanımlarken kullandıkları “Cengiz’in kırbacı, İslâm’ın kılıcı” tabiri bundandı.
Emir Timur, hâkimiyeti ele geçirdikten sonra Cengiz İmparatorluğunu yeniden ihya etme hayaliyle seferler yapmış, Harezm bölgesini, Kuzey İran’ı ele geçirmiş, Azerbaycan’da hâkimiyet kurmuş, Altınordu devletini parçalamış, Suriye ve Irak’a yürüyüp Bağdat’a kadar inmiş, “kafirler ve putperestlerle cihat için” Hindistan seferine çıkmış, nihayet Anadolu kapılarına dayanmıştı.
Bu dayanış, savaşın habercisiydi.
Bir yanda Niğbolu zaferinin gazi sultanı vardı diğer yanda Hint seferinin cihangir emiri... Biri Selçuklunun, diğeri İlhanlının doğal varisi olduğunu söylüyor, her ikisi de İslam dünyasının hamisi olduğunu iddia ediyordu.
“Dünya iki hükümdara yetecek kadar büyük değilken” savaşmak için başka sebebe gerek yoktu.
Topraklarını Osmanlıya kaptıran Anadolu beylerinin Timur’dan yardım istemesi de Timur’dan kaçan sultanların Beyazıt’a sığınması da sadece birer bahaneden ibaretti. Karşılıklı mektuplaşmalar, hakaretler, meydan okumalar da...
Aynı soydan da olsalar, aynı dine de inansalar tarihin hükmü değişmedi.
Kaçınılmaz cenk, 28 Temmuz 1402 tarihinde, Anadolu topraklarının sıcaktan kavrulduğu bir yaz günü Ankara’nın Çubuk Ovasında gerçekleşti.
İki ordu otuz kilometrelik bir hat üzerinde amansızca kapıştılar. Beyazıt’ın yeniçerileri Timur’un fillerini aşamadı. Beylerini karşı tarafta gören beylik sipahilerinin dirençleri çabuk kırıldı. Mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Osmanlı ordusu ağır bir hezimete uğradı. Yıldırım Beyazıt, Timur’a esir düştü.
Esaret kahrına 7 ay 11 bir gün dayanabildi. 9 Mart 1403’te kahrından öldü. Ölümüyle ilgili yerli ve yabancı kaynaklarda farklı iddialar dillendirildi. Kimi yüzüğündeki zehri içerek intihar ettiğini söyledi, kimi eceliyle öldüğünü. En büyük rakibinin kaybını teessürle karşılayan Emir Timur, cenazesini oğullarından Musa Çelebiye teslim etti. O da Bursa’ya götürüp yaptırdığı caminin yanındaki türbeye defnetti.
Ankara Savaşı, İstanbul’un fethini yarım asır geciktirdiği gibi Osmanlı topraklarını on iki yıl sürecek derin bir karanlığa sürükledi. Şehzadeler ülkenin dört bir yanında iktidar mücadelesi verirken, Timur tarafından toprakları iade edilen beylikler bir kez daha meydana çıktılar. Türk tarihinin en büyük gazilerinden biri olan Yıldırım Beyazıt’ın talihsizliği ise ölümünden sonra da devam etti. Fetret Devrindeki iç karışıklıktan istifade eden Karamanoğlu II. Mehmet Bey, Bursa’yı muhasara etti. İdam edilen babası Alaattin Beyin intikamını almak için Beyazıt’ın türbesini kazdırıp kemiklerini çıkardı. Nalıncılar Hamamının külhanında yaktırdı.
Gittiği hiçbir yerde kalıcı olamayan Timur’un ömrü de uzun olmadı. Ankara Savaşından üç yıl sonra çıktığı Çin Seferinde hastalanarak öldü. Naşı Semerkant’taki türbesine defnedildi.
Yorumlar2