Özkan’dan Özkök’e çürümenin anatomisi

  • GİRİŞ05.08.2026 09:10
  • GÜNCELLEME05.08.2026 09:24

Çürüme kendiliğinden olmaz. Meyve yerini beğenmeyip toprağa düşer. Özsuyunu kaybetmeye başladığında yahut toprakla buluştuğunda o yanı yavaş yavaş çürür.

Vücudumuzun bir yanını bir yere çarptığımızda veya darbe aldığımızda da önce kızarıklık, sonra morarma başlar. Sonuçta derdimizi anlatırken “şu yanım çürüdü” deriz.

Bu böyledir…

Bir toplumdaki çürüme de soyut bir kavram değildir. Aktörleri vardır, failleri vardır ve en önemlisi görünür neticeleri vardır. Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu kriz, sadece ekonomi ya da gündelik siyaset krizi olmaktan çok, adıyla sanıyla bir ilkesizlik ve çifte standart krizidir.

Muğlak cümlelerin arkasına saklanmadan konuşalım:

Etrafımızda dönen dolapları, kimin neyi örtbas etmeye çalıştığını ve “özgürlük” ya da “demokrasi” ambalajıyla önümüze konan yozlaşmayı isim isim konuşmak zorundayız.

***

İlk olarak gazeteci Bahar Feyzan’ın ‘eski’ gazeteci, sonradan siyasetçi ve her zaman tartışmaların odağındaki isimlerden Tuncay Özkan’a yönelik son açıklamalarını hatırlayalım. Feyzan’ın iddialarından, yıllarca ekranlarda “halkın, hakkın ve liyakatin” savunuculuğunu yaptığını iddia edenlerin, arka kapı diplomasisinde ve parti içi güç dengelerinde nasıl bir yapı kurduklarını net olarak anlayabiliyoruz. Siyaset ile medyanın bu kadar girift, bu kadar kirli bir pazarlık masasında buluşması, halkın oyuyla çelişen somut yozlaşma örneği değil de nedir?

***

Diğer tarafta ise Ertuğrul Özkök...

Bu ülkenin 90’lı yıllardaki kaos dönemlerinin, manşetlerle hükümet devrilen, toplumsal fay hatlarının kaşındığı günlerin “amiral gemisi” olan Hürriyet gazetesinin kaptanı. Bugünlerde ortaya çıkıp, birbiriyle çelişen sosyolojik analiz ambalajıyla sunduğu söylemler, aslında eski Türkiye’nin o kibirli, toplumu yukarıdan süzen ve yozlaşmayı “çağdaşlaşma” diye yutturan aklının hortlamasından başka bir şey değildir.

Bu isimlerin hâlâ kamuoyuna yön verme çabası, medyadaki kirlenmişliğin en net vesikası…

***

Aynı çürümenin süreği sayılabilecek başka pek çok örnekten söz edebiliriz…

Halkın umut bağladığı, “değişim” ve “adalet” iddiasıyla ortaya çıkan CHP’nin bugün geldiği nokta da tam bir zemin kaybıdır. “Atatürk’ün kurduğu parti olma iddiası”ndan, ideolojik olarak ne idüğü belirsiz, tek ekseni iktidar pazarlığı olan bir yapıya sürüklenişi ibret ve hayretle izliyoruz.

Daha da acısı, yerel yönetimlerde yaşananlar…

Halkın geçim sıkıntısıyla boğuştuğu bir dönemde, belediyelerden yükselen rüşvet, yolsuzlık operasyonları ve ihale skandalları, seçilmişlerin halka yaptığı en büyük ihanettir. Halkın vergileriyle, kamu kaynaklarıyla semirenlerin; yakalandıklarında bunu “siyasî operasyon” kalkanının arkasına gizlemeye çalışmaları, ahlâkî çöküşün belediye koridorlarına kadar nasıl sızdığının en net göstergesi...

***

Siyasal alandaki bu çürüme, sokaktaki ahlâkî ölçüyü de zehirliyor. Kendilerine marjinal alanlar açıp “manifest/o” adı altında toplumun temel değerlerine savaş açanlar, kendilerini dokunulmaz ilan etmiş durumda…

Mesele çok açık:

Sokakta bir kadın, toplumun kabul edilebilir ahlâk ve saygı sınırlarını tamamen aşan bir tutum sergilediğinde bunu eleştiren herkes anında “gerici”, “özgürlük düşmanı” veya “vatan haini” ilan ediliyor ve meydan linç güruhuna kalıyor.

Çifte standart tam da burada başlıyor.

Bireysel özgürlük, toplumun huzurunu ve ahlâkî dokusunu tahrip etme hakkı vermez. Kadına ya da erkeğe göre değişen bir ahlâk yasası olamaz.

Sokaklardaki ayarsızlığı, kamusal alandaki ölçüsüz çıplaklığı “bireysel hak ve özgürlük” ambalajıyla topluma dikte etmeye çalışan zihniyet, bu ahlâkî çöküşün en somut vesikasıdır.

***

Bennu Gerede, Gülben Ergen, Berna Laçin ve türevlerinin ekranlarda ve dijital mecralarda sergilediği tutum da, basit bir kişisel tercih meselesi değildir. Bu, toplumun irfanına ve kamu huzuruna açık bir saldırıdır.

Kendi teşhirciliğini “modernlik” ve “çağdaşlık” diyerek kutsayan bir akıl, toplumun değerlerini korumak isteyen, bu kuralsızlığa itiraz eden insanlara tosladığında pervasızlaşmak yerine kendini toparlamalıdır.

Toplumun ortak alanını kendi fantezilerine sahne yapanların adı “özgür” değil, kural tanımazdır. Bireysel özgürlük, bir başkasının huzurunu ve toplumun ahlâkî dokusunu tahrip etme hakkı vermez!

***

Bugün yaşadığımız şey;

Tuncay Özkan örneğinde siyaset-medya ilişkilerinin kirliliği…

Ertuğrul Özkök örneğinde medyanın vesayetçi kibri…

Belediyeler örneğinde kamu kaynağının gaspı…

Sokakta ve dijitalde ise ahlâkın kişiye ve kimliğe göre esnetilmesidir.

Yanlışa “bizim partili”, “bizim mahalleden” ya da “modern” diyerek göz yummaya devam edersek, yarın ne savunacak bir değerimiz, ne de huzurla yürüyeceğimiz bir sokağımız kalır.

İhtiyacımız olan tek şey, kimseden korkmadan, kimsenin kimliğine bakmadan kirlenmişliğin ve çürümüşlüğün adını koymak ve ölçüyü yeniden inşa etmektir.

Özcan Ünlü / Haber7

Yorumlar3

  • Abdullah ademoğlu 34 dakika önce Şikayet Et
    Aklına, kalemine sağlık üstad Gerçekten güzel tespitler
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Fatih 1 saat önce Şikayet Et
    Bunların hepsi gerçekleri gizledikleri ve yalan haber yaptıkları için ceza almalıdır. Çünkü kasıtlı yapılıyor.
    Cevapla Toplam 4 beğeni
  • Ahmet 1 saat önce Şikayet Et
    Elinize, kaleminize sağlık..
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat