Mekke anlaşması neden doğdu?
- GİRİŞ09.08.2026 09:01
- GÜNCELLEME09.08.2026 09:01
Orta Doğu'da yılların en önemli güvenlik anlaşmalarından biri Mekke'de imzalandı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan artık üç ülkeden birine yapılacak silahlı saldırıyı diğerlerine de yapılmış kabul edecek. Anlaşmayı önemli yapan metinden çok zamanlaması.
Suudi Arabistan yıllardır Amerikan silahlarına milyarlarca dolar harcıyor. Pakistan hemen yanı başında hızla silahlanan Hindistan'ı ve onun İsrail'le büyüyen savunma ortaklığını izliyor. Türkiye ise son on yılda müttefiklerinden ambargolar, CAATSA yaptırımları ve F-35 programından çıkarılmaya kadar uzanan oldukça öğretici bir güvenlik tecrübesi yaşadı.
Üç ülkenin tehdit algıları aynı değil ancak ulaştıkları sonuç giderek birbirine benziyor. Kriz başladığında müttefikinizin bürokrasi sürecini beklememelisiniz.
Mekke Anlaşması biraz da bu bekleyişten vazgeçmenin sonucu.
SUUDİ ARABİSTAN'IN AMERİKA İLE GÜVEN SORUNU
Riyad'ın Washington'la ilişkisi bitmiş değil. Hatta iki ülke geçtiğimiz haftalarda sivil nükleer işbirliğini kapsayan 123 Anlaşması'nı imzaladı. Fakat güvenlik başka bir mesele.
Suudi Arabistan son yıllarda bunun bedelini birkaç kez gördü. İran destekli Husiler Suudi topraklarını hedef aldı. Petrol tesisleri vuruldu. Balistik füze ve İHA saldırıları ülkenin enerji altyapısının ne kadar savunmasız olabileceğini gösterdi. Ardından İran krizinin yeni aşaması geldi.
Washington bölgeye devasa askeri güç yığmasına rağmen Riyad açısından temel problem değişmedi: Amerikan askeri kapasitesinin bölgede bulunması, bu kapasitenin Suudi Arabistan'ın istediği anda ve istediği ölçüde kullanılacağı anlamına gelmiyor.
NATO'nun en büyük ordularından birine ve hızla gelişen savunma sanayisine sahip Türkiye ile nükleer silahlara ve ciddi bir füze kapasitesine sahip Pakistan'la olan anlaşma onların yararına.
Suudi Arabistan ise finansman, enerji ve Arap dünyasındaki siyasi ağırlığını masaya getiriyor.
TÜRKİYE MODELİ RİYAD'A NE ANLATIYOR?
Türkiye'nin son on yılda yaşadıkları Suudi Arabistan açısından önemli bir örnek. Ankara hava savunma sistemi almak istediğinde yıllarca Batılı müttefikleriyle pazarlık yaptı.
S-400'lerin alınmasının ardından Türkiye F-35 programından çıkarıldı ve CAATSA yaptırımlarıyla karşılaştı.
Türkiye'nin verdiği cevap savunma politikasını küçültmek olmadı. Tam tersine kendi sistemlerini geliştirmeye başladı. Bu nedenle Türkiye ile yapılan savunma anlaşmalarında artık ürün satın almaktan çok yerelleştirme, teknoloji transferi ve ortak üretim konuşuluyor.
Baykar, ASELSAN ve ROKETSAN gibi Türk şirketlerinin Suudi Arabistan'la kurduğu ilişkilerin stratejik tarafı burada.
Riyad Türk SİHA'sını almakla yetinmek istemiyor.
O teknolojinin üretildiği ekosistemi öğrenmek istiyor.
Türkiye'nin CAATSA sonrasında yürüdüğü yol, Suudi Arabistan için uygulanabilecek modellerden birine dönüşüyor.
PAKİSTAN'IN HESABI İRAN DEĞİL, HİNDİSTAN
Mekke Anlaşması'nı doğrudan İran'a karşı kurulmuş bir "Sünni NATO" olarak okumak bu nedenle eksik kalıyor.
Pakistan açısından öncelikli güvenlik problemi İran değil. Hindistan... Üstelik İslamabad artık karşısında eski Hindistan'ı görmüyor.
Yeni Delhi son yıllarda savunma bütçesini büyüttü, füze kapasitesini geliştirdi ve İsrail'le çok güçlü bir askeri teknoloji ortaklığı kurdu. İsrail bugün Hindistan'ın en önemli savunma ortaklarından biri.
Radar sistemlerinden hava savunmasına, İHA'lardan füzelere ve elektronik harbe kadar genişleyen bir ilişki söz konusu. Pakistan açısından İsrail-Hindistan yakınlaşmasının stratejik sonucu oldukça açık.
İslamabad da kendi derinliğini büyütmek zorunda. Türkiye burada zaten Pakistan'ın uzun yıllardır yakın savunma ortaklarından biri. Suudi Arabistan'ın eklenmesi ise denklemin ekonomik ve siyasi kapasitesini tamamen değiştiriyor.
İBRAHİM ANLAŞMALARI SONRASI YENİ DENGE
Mekke'nin ortaya çıkışını anlamak için birkaç yıl geriye gitmek gerekiyor. İbrahim Anlaşmaları Ortadoğu'da farklı bir güvenlik mimarisi kurmayı hedefliyordu.
İsrail ile Arap ülkeleri normalleşecek, ekonomik ilişkiler büyüyecek, Amerikan güvenlik şemsiyesi korunacak ve İran bölgesel olarak çevrelenecekti. Bu projenin en büyük parçası Suudi Arabistan'dı.
Riyad'ın İsrail'le normalleşmesi halinde İsrail-Arap yakınlaşmasının jeopolitik çerçevesi büyük ölçüde tamamlanacaktı. Fakat Gazze savaşı bütün süreci değiştirdi.
Filistin meselesi yeniden Arap kamuoyunun merkezine yerleşti. Suudi Arabistan Filistin devleti konusunda ilerleme sağlanmadan İsrail'le normalleşmeye mesafeli kaldı.
Türkiye ve Pakistan zaten Filistin konusunda İsrail'e karşı çok daha sert pozisyonlara sahipti. Suriye'de ise Türkiye ile Suudi Arabistan arasında başka bir yakınlaşma ortaya çıktı.
Esed sonrasında kurulacak Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması, merkezi devlet yapısının güçlendirilmesi ve ülkenin yeniden bölgesel sisteme dahil edilmesi konusunda Ankara ile Riyad'ın çıkarları giderek birbirine yaklaştı.
Filistin ve Suriye böylece üç ülkenin güvenlik ilişkisine siyasi bir zemin de hazırladı.
İbrahim Anlaşmaları İsrail'i Arap dünyasının yeni güvenlik mimarisine dahil etmeye çalışmıştı.
Mekke ise bölgede İsrail'e ihtiyaç duymadan kurulabilecek başka bir güvenlik merkezinin ilk işaretlerinden biri olabilir.
BU İRAN'A KARŞI BİR İTTİFAK MI?
En hassas nokta burası. Suudi Arabistan'ın İran konusunda ciddi güvenlik kaygıları bulunduğu açık.
Husilerin füze ve İHA kapasitesinin arkasında Tahran'ın yıllardır verdiği destek var. İran'ın balistik füze programı da Riyad tarafından tehdit olarak görülüyor.
Ancak Türkiye'nin İran politikası bundan farklı. Ankara, İran'ı ortadan kaldırılması gereken bir düşman olarak görmüyor.
İki ülke Suriye'den Irak'a, Kafkasya'dan enerji politikalarına kadar birçok konuda rakip olabilir. Bazen çıkarları ciddi biçimde çatışabilir.
Fakat Türkiye açısından İran'ın parçalanması veya büyük bir bölgesel savaşın içine sürüklenmesi doğrudan güvenlik riskine neden olur. Milyonlarca insanın Türkiye sınırına doğru hareket edebileceği yeni bir göç dalgası, enerji hatlarının zarar görmesi ve Kafkasya'daki dengelerin değişmesi Ankara'nın çıkarına olmaz.
Türkiye'nin İran ile ABD arasındaki gerilimin düşürülmesini desteklemesinin nedeni de bu.
Dolayısıyla Mekke Anlaşması'nın ortak bir İran düşmanlığı üzerine kurulduğunu söylemek zor.
Üç ülkenin tehdit listeleri farklı.
Suudi Arabistan İran ve Husileri düşünüyor.Pakistan Hindistan'ı düşünüyor. Türkiye ise çevresindeki savaşların büyümesini, İsrail'in bölgesel askeri hareket alanını ve dışa bağımlılığın yaratabileceği güvenlik açıklarını hesaplıyor.
Tarafları aynı masaya getiren şey ortak düşmandan çok ortak ihtiyaç.
Yorumlar4