Dünyanın yeni güvenlik mimarisini şekillendirecek tarihi adım
- GİRİŞ10.08.2026 09:38
- GÜNCELLEME10.08.2026 09:51
İslam dünyasının merkezi Mekke’de cuma günü Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan tarihi bir anlaşmaya imza koydu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Veliaht Prens Selman ve Başbakan Şerif'in imzaları bölgesel güvenlikte yeni bir dönem başlattı. İmzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması Anadolu’dan Orta Doğu bölgesine oradan Güney Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada yankılandı. Örgütlenme, dünyada konuşulan en önemli gündem başlıklarından biri olarak öne çıktı. Şimdi bu yeni örgütlenmenin birbirinden farklı bölgelerin yeni güvenlik mimarilerine ne gibi etikleri olacağı merak konusu…

Sonuca gelene kadar yaşananları hatırlatmakta fayda var;
Ortadoğu uzun zamandır güvenlik krizlerinin, vekâlet savaşlarının, füze saldırılarının, terör örgütlerinin ve bölgesel güç rekabetinin merkezi olmayı sürdürüyordu.
ABD ve İsrail ile İran arasındaki doğrudan çatışmanın bölgeye yayılması, Körfez ülkelerinin güvenlik kaygılarını daha da artırdı. İran’ın Körfez ülkelerine yönelik füze saldırıları sonrasında bölge ülkeleri uzun bir süredir yeni güvenlik paradigmaları üzerine görüşmeler yürütüyordu. Temel soru şuydu; Bölgenin güvenliği başkalarının güvenlik mimarilerine mi bırakılacaktı, yoksa bölge ülkeleri kendi güvenlik mekanizmalarını mı oluşturacaktı?
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ortak güvenlik mekanizmasını hayata geçirmesi de bölgesel gelişmelerle doğrudan bağlantılı bir stratejik arayışın sonucu olarak ortaya çıktı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile İran’ın Körfez ülkelerine yönelik füze saldırıları yeni güvenlik arayışlarını zorunlu kıldı.

Müsebbipler belli; Hegemon güçler ve bölgemizdeki aparatları…
Mekke Savunma Anlaşması’ndan ilk rahatsız olanlar da söz konusu ülkeler oldu.
Üstelik anlaşmanın herhangi bir ülkeyi doğrudan hedef almadığı ve özellikle İran ve İsrail’e karşı kurulmuş bir yapı olmadığı açıkça ifade edilmişken…
Buna rağmen yukarıda ismi zikredilen ülkeler anlaşmaya ilk tepkiyi veren ülkeler oldu. Arkasından Hindistan, Yunanistan vs. koroyu takip ettiler…
Tepkiler, hamlenin ne kadar güçlü olduğunun göstergesi…
Yeni güvenlik mimarisi aktörlere bölgesel hesap defterlerini yeniden açtırıyor;
İran açısından Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın aynı savunma şemsiyesi altında buluşması tedirgin edici…
İsrail açısından Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la daha kurumsal bir güvenlik ilişkisi geliştirmesi kabul edilemez.
Hindistan açısından ise Pakistan’ın Türkiye ve Suudi Arabistan’la savunma bağlarını derinleştirmesi dikkatle takip edilecek bir gelişme.
Yıllardır bulundukları bölgelerde savaş, çatışma, terör ve kandan beslenenlerin, düşmanlıkları körükleyenlerin ne söylediklerinin ne tepki verdiklerini bir kenara bırakalım.

Meseleye şuradan bakmak lazım; Mekke Anlaşması saldırıdan ziyade savunma güvenliğini öncelleyen caydırıcılık üzerinden barışı korumayı amaçlayan bir ittifak… Bölgesel güvenlik mekanizmasını sağlayacak bir güç birliği… Savaşın adı yok.
Hedef ortaya koyulurken, “Savaşacağız” denmiyor.
Mekke Anlaşması’nın amacı yeni bir savaş cephesi açmak değil, yeni savaşların çıkmasını zorlaştıracak bir caydırıcılık oluşturmak.
Bunun için de, “Bize saldırırsanız yalnızca bir ülkeyle karşı karşıya kalmazsınız” mesajı veriliyor.
Sıklıkla ifade edildiği gibi anlaşmanın en dikkat çekici maddesi de bunu net bir şekilde ortaya koyuyor; Taraflardan herhangi birine yönelik yapılacak olası bir silahlı saldırı üç ülkeye birden yapılmış kabul edilecek. Bu yönüyle tarihi anlaşma teknik olarak NATO’nun 5. maddesindeki karşılıklı savunma anlayışına da denk düşüyor. Bunu Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da önceki gün çıktığı canlı yayında dile getirdi.
Diplomaside güçlü savunma mekanizmalarındaki asıl amaç, düşmana savaşın bedelinin çok yüksek olacağını hissettirmektir.
Savaşı göze alamayacakları caydırıcılığı ortaya koymaktır. Bu yönüyle Mekke Savunma Anlaşması taraf ülkelerin ve bulundukları bölgelerin kendi güvenlik ihtiyacını cevap verme refleksinin karşılığıdır.
Peki bu ittifak neden şimdi ortaya çıktı?
Çünkü Ortadoğu’daki güvenlik dengesinde büyük kırılımlar yaşandı, denklemler değişti.
Daha da önemlisi hegemon güç olarak ABD’nin bölgeyi boşaltma ihtimali karşısında oluşacak boşluğu kimin nasıl dolduracağı sorusunun ağırlığı hissedildi.

DÖRT-BEŞ BÖLGEYİ DOĞRUDAN İLGİLENDİREN BÜYÜK ÜÇGEN
Anlaşmanın önemini artıran bir diğer en önemli unsur ise üç ülkenin bulundukları coğrafi konumları… Bu tarafıyla da oldukça geniş bir coğrafya için bağlayıcı yönü var.
Türkiye’nin Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu arasında stratejik bir kavşakta bulunması,
Suudi Arabistan’ın Körfez, Kızıldeniz, Arap Yarımadası ve enerji yollarının merkezinde olması,
Pakistan’ın ise Güney Asya, Hint Okyanusu, Afganistan ve Çin’in batı koridoruyla bağlantılı bölgedeki hakimiyeti birleşiyor.
Bu üç ülke yan yana konulduğunda ortaya yalnızca üç başkent arasındaki bir savunma ilişkisi çıkmıyor. Anadolu’dan Arap Yarımadası’na, Körfez’den Kızıldeniz’e, oradan Güney Asya’ya uzanan geniş bir stratejik hat ortaya çıkıyor.
Türkiye’nin NATO üyeliği ve Avrupa-Atlantik bağlantısı, Suudi Arabistan’ın Körfez ve enerji jeopolitiğindeki ağırlığı, Pakistan’ın Güney Asya’daki konumu ve nükleer caydırıcılığı, üçlü yapıya farklı boyutlarda stratejik kapasite kazandırıyor.

ÜÇ ÜLKE ÜÇ ETKİLİ GÜÇ!
Mekke Anlaşması’nın dikkat çekici taraflarından biri de üç güçlü ülkenin birbirinden farklı güç etkinliklerine sahip olması…
Türkiye’nin en önemli katkılarından biri savunma sanayii, teknolojik gelişimi, dünyanın hayranlıkla takip ettiği insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, hava savunma ve askeri platformlar alanında son yıllarda yükselen potansiyeli. Bölgesel ve küresel diplomasideki etkinliği… Bununla beraber Pakistan’la arasındaki uzun yıllara dayanan savunma ilişkileri….
Suudi Arabistan’ın avantajı ise enerji kaynakları, finansal kapasitesi, yatırım gücü ve Körfez’deki stratejik konumu. İslam dünyasını en önemli iki merkezi Mekke ve Medine’ye hizmetkârlığı…
Pakistan’ın en kritik özelliği ise nüfusunun yanında nükleer caydırıcılığa sahip olması ve Güney Asya’daki askeri-stratejik kapasitesi. Pakistan’ın nükleer cephaneliğinde yaklaşık 170 savaş başlığı olduğu tahmin ediliyor. Bu durumu yeni örgütlenme için nükleer koruma şemsiyesi olarak ifade edenler bile var.
Başka bir ifadeyle;
Türkiye teknoloji ve savunma sanayii gücünü, Suudi Arabistan ekonomik ve enerji kapasitesini, Pakistan ise stratejik ve nükleer caydırıcılığını masaya getiriyor.
Bu eşsiz kombinasyonla büyük bir stratejik güç doğuyor.
BİR SONRAKİ HALKA HANGİ ÜLKE OLACAK?
Mekke Anlaşması’nın geleceği açısından kritik bir kaç soru var; Bu yapı üç ülkeyle mi sınırlı kalacak?
Sisteme başka ülkelere de dahil olacak mı? Bir sonraki halka hangi ülke olabilir?
Başından beri masada olduğu ifade edilen Mısır niye ittifakta yok?
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistanlı yetkili isimlerin bu sorularla ilgili yaklaşımı net: Kapı açık.
Mısır, Katar, Suriye, Libya ve Sudan hatta Birleşik Arap Emirlikleri, Malezya, Endonezya gibi ülkeler potansiyel genişleme alanları…
Tek önemli şart var; Üç ortağın evet oyu ve onayıyla yeni bir ülke sisteme dahil olabilir.
Türkiye-Mısır-Pakistan-Suudi Arabistan uzun bir süredir bu yöne diplomatik girişimler yürütüyor. Dört ülkenin dışişleri bakanları en son 20-21 Haziran 2026 tarihinde Kahire’de dördüncü toplantılarını gerçekleştirmişti.
Bu sebepten Mısır’ın adı tesadüfen gündeme gelmiyor. Son ana kadar neredeyse masadaydı.
Mısır; Arap dünyasının en önemli askeri güçlerinden biri. Süveyş Kanalı’na sahip. Akdeniz, Kızıldeniz, Afrika ve Orta Doğu arasında stratejik bir geçiş noktasında.
Mısır’ın katılması halinde Mekke merkezli güvenlik yapısının coğrafi ağırlığı daha da artacaktır. Mısır’ın askeri, siyasi ve coğrafi kapasitesinin yapıya eklenmesi halinde ortaya çok daha geniş bir bölgesel güç merkezi çıkabilir.
Mısır’ın ittifaka dahil olması konusuna ittifak ortağı üç ülke de olumlu yaklaşıyor.
Dolayısıyla Mısır, Mekke Anlaşması’nın gelecekteki en doğal genişleme halkası olarak öne çıkıyor.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN LİDERLİĞİ VE AĞABEYLİĞİ!
Bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünya liderliğinin hakkını teslim etmek gerekiyor. Mekke Anlaşması’nın arkasındaki stratejik düşünce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ait. Yıllardır ikili ve çok katmanlı bölgesel ittifaklar kurma anlayışının önemini savunuyor. Mekke’de imzalanan belge, aslında yıllar boyu ilmek ilmek işlenen bu diplomatik ve stratejik vizyonun bir sonucu…
Ak Parti’nin 2023 seçim beyannamesinde de Türkiye’nin dış politika ve güvenlik yaklaşımında ikili ilişkilerin yanında daha geniş bölgesel işbirliklerine önem verilmesi ve güçlendirilmesi olarak öne çıkıyordu. Beyannamenin güvenlik, savunma, bölgesel istikrar başlıklarında bu konuya geniş yer verildiği görülüyor. Mekke’de ortaya çıkan tarihi örgütlenme, bu yaklaşımın güvenlik alanındaki en somut, en yeni, en canlı örneği…

“Gerçekten tarihi bir gündü” yorumuyla dikkat çeken Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da, Mekke Savunma Anlaşması’nın gerçek mimarının hakkını şu itirafla teslim ediyordu; “Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde yürüttüğümüz dış politikamızda, gerçekten uzun yıllardır hedeflediğimiz bazı köşe taşları var. Onlardan birinin daha gerçekleşmesine tanıklık ettik."
Böyle bir anlaşmanın ortaya çıkmasını sadece siyasi ve askeri kapasiteyle izah etmek doğru değil.
Diplomatik ustalık gerekiyor.
Güven inşası gerekiyor.
Yıllarca sabırla sürdürülen siyasi disiplin gerekiyor.
Küresel liderlik gerekiyor.
Ve bütün bunları harmanlayacak stratejik vizyon gerekiyor.
Bununla beraber Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonu doğrultusunda gece gündüz çalışacak ekip gerekiyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve ekibi tarihi anlaşmada en büyük pay sahibi. Stratejik aklı işleten Erdoğan’ın yakın kurmaylarını da unutmamak lazım. Yolu açan isimsiz kahramanları da…
Burada MİT’in anlaşmaya “zemin hazırlayan” rolünü de unutmamak gerek. İbrahim Kalın Başkanlığında sahayı boş bırakmayan Milli İstihbarat Teşkilatı takdiri fazlasıyla hak ediyor. Kusursuz bir şekilde işleyen Türkiye’nin bütüncül güvenlik diplomasisi bir kez daha farkını fazlasıyla hissettirdi.
İslam dünyasının üç önemli gücünün ilk kez kendi güvenliklerini birbirlerinin güvenliğiyle doğrudan ilişkilendiren bir mekanizmayı kurmuş olmaları bile başlı başına başarıdır, tarihe not düşmektir.
Üstelik İslam dünyasının en kutsal şehri Mekke’de… Müslümanların buluşma, toplaşma gününde…

ASIL SINAV BUNDAN SONRASI
Ama asıl sınav şimdi başlıyor. Yapılacak çok iş var.
Mekke İttifakı, İslam dünyasının NATO’su olur mu? Bu uluslararası bir sistemin doğru işletilebileceğini göstermek açısından önemli…
Bu yapının doğru işlemesi kurumsal mekanizmaların, ortak komitelerin, istihbarat paylaşımının, askeri koordinasyonun, ortak tatbikatların ve savunma sanayii iş birliğinin geliştirilmesine bağlı.
Eğer Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki güvenlik mekanizması kurumsallaşır; ortak savunma sanayii projeleri geliştirilir, istihbarat paylaşımı artırılır, hava savunma ve füze savunması alanlarında koordinasyon ve üretim sağlanırsa neden olmasın. Hele Mısır gibi bir iki kritik ülkenin katılımıyla yapı genişlerse iş daha da büyür. 7 Ağustos 2026 bir dönüm noktası olarak tarihe geçer.
Bütün umutlarımız, arzumuz bu yönde…
Osman Ateşli – Haber7
x: @oatesli
Yorumlar1