Oniki Ada
- GİRİŞ16.08.2026 09:15
- GÜNCELLEME16.08.2026 09:15
Akdeniz ile Adalar Denizi, Anadolu’nun güneybatı açıklarında kesişir. Muğla’nın hemen karşısına düşen bu kesişim hattında, irili-ufaklı adaların oluşturduğu bir takımada yer alır. Bunların çoğu, fiziki olarak anakaranın devamı niteliğindedir ve Anadolu’nun kıta sahanlığı üzerindedir. Sayıları her ne kadar yirminin üzerindeyse de bu adalar için Oniki Ada tabiri kullanılır.
Türk tarihinin Oniki Ada’ya ilişkin anlatıları 11. Yüzyıla kadar uzanır. 1081 yılında İzmir merkezli bir devlet kuran Çaka Bey, Batı Anadolu kıyılarını fethettikten sonra denizlere açıldı. Midilli, Sakız, Rodos, İstanköy ve Sisam gibi adaları ele geçirip hâkimiyet kurdu. Ne var ki, bu hâkimiyet uzun soluklu olmadı. Çaka Beyin 1096 yılında ölümüyle birlikte beyliği kısa zamanda dağıldı. İskân edilen Müslüman ahali, gruplar halinde adaları terk etti. Yönetim önce yerel halkın, 1309’dan itibaren de Saint-Jean Şövalyelerinin eline geçti. Geri dönüş için birkaç asrın devrilmesi, Osmanlının tarih sahnesine çıkması beklendi.
Kuruluşundan itibaren batıya doğru genişleyen Osmanlı devletinin bu adalara bigâne kalması düşünülemezdi. Başta Rodos ve Oniki Ada, olmak üzere Ege adalarının önemli bir kısmı hem Anadolu’nun doğal bir uzantısıydı hem de yakınlıkları itibarıyla ülkenin güvenliğini yakından ilgilendiriyordu. Şövalyeler olmadık zamanlarda rakip devletlerle ittifaklar kuruyor, korsan gemilerine yataklık ediyor, zaman zaman Anadolu kıyılarını basıp çapulculuk yapıyorlardı.
Adalar üzerine ilk seferler Fatih zamanında başladı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde tamamlandı. 1522 yılında hem Rodos hem de Oniki Adayı oluşturan Patmos, Leros, Lipsi, Kalimnos, Kos, Astropalya, Nisiros, Tilos, Simi, Karpathos, Halki ve Kaşot gibi ada ve adacıklar Osmanlı egemenliğine girdi.
İdari açıdan Rodos sancağı altında toplanarak “Cezayir-i Bahr-i Sefîd Eyaleti”ne bağlandı. “Menteşe Adaları” da denilen bu adaların hukuki denetimi merkezden gönderilen kadılar tarafından sağlandı. Her ada, gayrimüslim bölgelerde uygulanan yönetim şekli ile idare edildi. “Onikili” denen bu sisteme göre her on hane birer temsilci çıkarıyor, bu temsilciler de aralarında toplanarak oniki kişilik bir heyet seçiyordu. Bu sistem, zamanla “on iki üyeli heyet tarafından temsil edilen adalar” anlamında “Oniki Ada” ismine dönüştü.
Kanuni’den itibaren ada halklarına geniş hak ve imtiyazlar tanınmış, inanç ve geleneklerine azami saygı gösterilmişti. Osmanlı yönetimini sevdirmeyi amaçlayan bu yaklaşım sayesinde yerli Rumlar asırlarca huzur içinde yaşadılar. Benliklerini, dillerini, dinlerini, örf ve adetlerini muhafaza ettiler. Ta ki, devlet zayıflayıp güçten düşene kadar...
18. Yüzyılla birlikte sıkıntılar başladı. İngiltere, Fransa ve Rusya gibi zamanın güçlü devletleri, Osmanlıyı yıkmak için Ege sularına inip yelkenlerini Helen rüzgarıyla şişirdiler. Adalı Rumların bağımsızlık hevesleri de bu dönemde canlandı. 1770 yılında yapılan ve Osmanlı Donanmasının tümüyle imha edildiği Çeşme Deniz Savaşında Rusların safında yer aldılar. Bu destek, dört yıl sonra imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla ödüllendirdi. Ruslar, antlaşmaya koydurdukları bir maddeyle onların hamisi haline geldiler.
1821 yılında başlayan Rus destekli Mora isyanı çok geçmeden Oniki Ada’ya da sıçradı. Adalar bağımsızlıklarını ilan edip gemilerine Yunan bayrakları çektiler. Osmanlı güçlerinin müdahalesiyle isyan bastırıldıysa da süreç durdurulamadı. Üçlü İttifak, önce Rodos ve Oniki Ada’yı himayesi altına aldığını açıkladı ardından sınırları belirsiz bir Yunanistan’ın kurulduğunu...
Sınırların belirlenmesi ve Adaların durumu, 3 Şubat 1830 tarihli Londra Protokolü ile belirlendi. Ağriboz şehri Yunan Krallığına bırakılırken 39. Kuzey enlemi ile 26. Doğu boylamının ötesinde bulunan Sisam, Sakız, Meis adalarıyla birlikte Oniki Ada’nın tümü Osmanlı sınırları içinde kaldı.
20. Yüzyıl başları, yeni bir hengâmenin başlangıç yıllarıydı. Sömürgecilikte İngiltere ve Fransa’nın gerisine düşen İtalya, 29 Eylül 1911 tarihinde Trablusgarp’a asker çıkararak Osmanlıya savaş ilan etti. Aradaki mesafe nedeniyle asker sevk edemeyen devlet, en seçkin subaylarını bölgeye gönderdi. Yerel halkı örgütleyen Osmanlı subayları müthiş bir direniş hattı kurdular. Bu hattı kırmak isteyen İtalya, güçlü donanmasına da güvenerek savaşı Adalar Denizine taşıdı. Bugünkü Meis hariç, Oniki Ada’nın tamamını işgal etti. Osmanlı, yaklaşan Balkan savaşını da dikkate alarak İtalya ile masaya oturdu. 18 Ekim 1912 tarihinde, İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan Uşi semtinde mutabakat sağlandı. Tarihe Uşi Antlaşması olarak geçen bu antlaşma ile Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakılırken Rodos ve çevresindeki Oniki Ada Osmanlı Devletine geri verildi.
Bu esnada Balkan Harbi başlamıştı. Adaların Yunanlılar tarafından işgal edileceği düşüncesiyle teslimin savaş sonuna bırakılması kararlaştırıldı. Ne var ki bu karar hiçbir zaman uygulanmadı. Uşi’de Osmanlı’nın egemenlik haklarını kabul eden İtalya, Oniki Ada’yı geri vermekten vazgeçtiğini açıkladı. Birinci Dünya Savaşında İngiltere ve Fransa ile aynı blokta yer alıp Çanakkale muharebelerinde bu adaları askeri birer üs olarak kullandı.
Savaş sonunda hazırlanan Sevr dayatması, Meis Adası ile birlikte Oniki Ada’yı da İtalyanlara bırakıyordu. Ancak bu metin hiçbir zaman hayata geçmediği gibi İstiklal Harbinin kazanılmasıyla birlikte hükmünü tümüyle yitirdi.
1923 yılında Lozan görüşmeleri başladığında Oniki Ada hâlâ Türk toprağıydı. 1911 yılında işgal edilmiş olsa da; daha sonra işgalci ülke ile müzakeresi tamamlanıp uluslararası bir antlaşmayla iadesi hukuken teminat altına alınmıştı.
Türk heyeti kararlı durabilir, bu adaların kendisine verilmesi konusunda ısrarcı olabilirdi.
Ancak olmadı veya o günün şartları içinde olamadı...
4 Haziran 1923 tarihli oturumda Türk Heyeti Reisi İsmet Paşa, bu adaların Türklerin hakkı olduğunu ancak dünya barışı için bu haktan feragat ettiklerini söyledi.
Lozan Antlaşmasının 15. Maddesiyle Oniki Ada İtalya’ya bırakıldı.
İtalya’nın adalar üzerindeki hükmü 2. Dünya Savaşına kadar sürdü. 1943 yılında savaş dışı kalma ihtimali belirince Alman diplomatlar Ankara ile temasa geçtiler. Kendi saflarında savaşa dâhil olması durumunda Oniki Ada’nın sözünü vererek nabız yokladılar. Benzer temaslar Rusya ve İngiltere tarafından da yapıldı.
İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı olduğu Türkiye, bu ima, temas ve tekliflerin hiçbirine sıcak bakmadı.
Savaş bitti, 1947 yılında imzalanan Paris Antlaşması ile Oniki Ada savaşın mağlubu İtalya’dan alınarak Yunanistan’a devredildi.
Zekeriya Yıldız / Haber7
Yorumlar6
-
Ahmet
26 dakika önce
Şikayet Et
Eninde sonunda kendi elleri ile verecekler
Beğen
Cevapla
-
Ziya hoja
32 dakika önce
Şikayet Et
Yatacak yeri yok
Beğen
Cevapla
-
Sami
32 dakika önce
Şikayet Et
İşte bir karış karış toprağı bile vermenin ne kadar büyük sıkıntılar doğurduğunu ispatı.
Beğen
Cevapla
-
Bülent duman
33 dakika önce
Şikayet Et
İşte bu yüzden güçlü olmak lazım yoksa yok oluruz,iki günü eşit olan ziyandadir, peygamber efendimiz hadisi
Beğen
Cevapla
-
vatandaş
42 dakika önce
Şikayet Et
adam büyük akıllılık etmiş almanlara uyup 12 adayı almaya kalsaydı bugün 70-80 yıl süren sovyet işgali altında olup türk cumhuriyetleri gibi doğu avrupa gibi olurduk sen bunu düşünemiyor musun. zaten 12 ada denilen adalar 1. dünya savaşından önce bizden gitmişti.
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle