Televizyonları nasıl kurtaralım?
- GİRİŞ19.08.2026 09:12
- GÜNCELLEME19.08.2026 09:23
Evet, soru bu: Türk televizyonlarını nasıl kurtaralım.
“Boş ver, kurtarmayalım” da diyebilirsiniz.
O zaman bir daha 15 Temmuz gibi bir ihanet yaşanırsa, halka sesinizi duyurmak için Netflix’in veya Youtube’un ABD’deki müdürlerine ricacı olursunuz…. Tabi, ulaşabilirseniz!
Hiç de hafife alınmayacak bir konudan söz ediyoruz.
Türkiye’de yerli yayıncılar, yok olma tehlikesi ile karşı karşıyalar. Sadece televizyon kanalları değil, yerli internet siteleri ve dijital yayınlar için de aynı durum geçerli.
Yerli medya gözlerimizin önünde ölüyor.
İki sebepten dolayı:
Birincisi, yasal düzenlemeler ve mevzuat, yerli medyaya eşit davranmıyor, haksızlık yapıyor.
İkincisi, reklam gelirleri açısından da yabancılar kayırılıyor, yerli medya haksızlığa uğruyor.
Sanal medya uygulamaları ve Amerikan TV platformları neredeyse hiçbir denetlemeye hiçbir yaptırıma tabi olmadan memlekette at koşturuyor. Vatandaşımızın zihnini babalarının tarlasını sürer gibi işliyor.
Netflix’de, HBO’da yayınlanan içerikler, sadece çocuklar için değil, yetişkinler için bile tehlikeli. Uyuşturucu madde, alkol, sigara, cinsel sapkınlıklar, intihara özendirme… Ne ararsan var.
Sanal medya sitelerinde ise suç örgütlerinden fuhuş şebekelerine kadar her tür pislik cirit atıyor. Belirgin bir suç unsuru olmasa bile, bu sitelerin insanları yalnızlaştırdığı ruhsal hastalıklara sürüklediği artık herkesçe biliniyor.
Ancak bu şirketlere yönelik neredeyse hiçbir yaptırım duymuyoruz.
Yasalarımıza Amerikan lobicileri tarafından sokuşturulan “yer sağlayıcı” tabiri sayesinde sosyal medyacıların keyfi yerinde. X’te, Facebook’ta, Instagram’da ne yazılırsa yazılsın asla onlar sorumlu değiller. Youtube için de durum aynı. En fazla “ilgili hesaba erişim engeli” getiriliyor.
Şimdi okumakta olduğunuz Haber7 gibi haber siteleri, TV kanalları ve tüm diğer yerli medya, yayınladığı tüm içerikler için yasal sorumluluk taşıyor. Diyelim ki ben buradaki yazı yolu ile bir suç işledim, yazıyı yayınlayan gazete de ceza davasına muhatap oluyor. Ama aynı durum sanal medya için geçerli değil. Gidin X’te, Youtube’da istediğiniz rezilliği yapın, onların hiçbir sorumluluğu yok. Ancak yazan kişiden hesap sorulabiliyor, o da tabi bulabilirseniz!
TV kanallarının durumu da pek farklı değil. Misal, yerli dizilerden birinde bir sigara içme sahnesi yanlışlıkla bulanıklaştırılmasa çat diye ceza kesiliyor. Ama Netflix’te, yanında sigaranın içkinin bile masum kalacağı sapkınlıklar hiçbir uyarı ve sansür olmadan yayınlanıyor.
RTÜK, bir TV kanalına ceza kesince zafer çığlıkları atıyoruz. Ama öte yanda akıp giden bu pisliğin farkında bile değiliz. Bu Amerikan şirketlerinin nasıl bir lobi gücü var ki onlara kanun kural işlemiyor?
Netflix gibi platformlara, “Türk kanallarına uyguladığımız kurallar sizin için de geçerli” demek bu kadar mı zor?
Sanal medya şirketlerine, “siz de Türk yayıncıların gazetelerin uyduğu kurallara uyacaksınız” demek bu kadar mı imkansız?
Gelelim reklam konusuna…
Yayın şirketleri, reklam geliri olmadan yaşayamazlar ve Türkiye’deki reklamların son derece büyük bir parçası ABD merkezli dijital mecralara, arama motorlarına akıyor. Kendileri de yabancı sermayeli olan büyük reklam verenler, tercihlerini yabancı dijital yayıncılardan yana kullanıyor. Türkiye’den bu mecralara akan paranın haddi hesabı yok.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uyan dijital yayıncılar ve televizyonlar ise adeta cezalandırılıyor. Parayı buradan kazanan şirketler, reklam yatırımlarını yurtdışındaki yayıncılara yapıyor. Üstelik burada kılı kırk yararken, her tıkın hesabını yaparken, yabancılara para verdiklerinde onların koyduğu “açık artırma” kurallarından da rahatsız olmuyor!
Ulusal medyası olmayan ülkelerin dış müdahalelere ne kadar açık olduğunu söylememize gerek yok sanırım. Emperyalistler, dünyadaki tüm kitle iletişimini kontrol etmek istiyorlar. Bunu da ellerindeki sanal medya ve TV platformları ile yapıyorlar.
Madem “Büyük Türkiye” olacağız, bizim de yasal düzenlemelerimizi yaparken her şeyden önce bu gerçeği göz önüne almamız gerekmez mi?
Kanun koyuculuk, bir zamanlar yapıldığı gibi ABD’den Avrupa’dan yasa tercüme etmek olmamalı. Çünkü ulusal medyayı korumadığımız, onun yabancılar karşısında hırpalanmasına izin verdiğimiz her durumun faturası yine bize çıkıyor.
Gaffar Yakınca / Haber7
Yorumlar9
-
Kaan
18 dakika önce
Şikayet Et
Ellerinize sağlık yazınız yine çok önemli tespitler içeriyor.
Beğen
Cevapla
-
Kıllı
24 dakika önce
Şikayet Et
Yazınızda çok haklısınız. Sonuna kadar katılıyorum. Ama önce kendi öz kültürümüze ve değerlerimize uygun ANAYASA şart. Dışardan toplama yasalarla olmuyor. Vesselam...
Beğen
Cevapla
-
Aziz
30 dakika önce
Şikayet Et
Kendi ulusal milli kanun lar çıkarmak elzem dir
Beğen
Cevapla
-
adil kara
31 dakika önce
Şikayet Et
Tamam da biz de şikayetçiyiz.. Toplumu hareetlendirin.. Yol gözterin.. Misal 11 eylül günü tüm halkımız RTÜK e CİMER e şikayet yazsınn deyin.. sistem bu konuyla muhatap olsun hatta kilitlensin.. gibi.. şikayet tamam da yol gösterin HAREKETE GEÇİRİN BİZİ
Beğen
Cevapla
-
ADALET
33 dakika önce
Şikayet Et
Sonuna kadar katılıyorum, kalemine sağlık.
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle