FETÖ İhaneti ve Kuriş Operasyonu
- GİRİŞ21.08.2026 09:13
- GÜNCELLEME21.08.2026 09:13
200 külçe altın… Milyonlarca liralık döviz… Şirketler… Miras oyunları… Kayyumlar… Ve MASAK’ın merceğine giren 100 milyar lirayı aşan para hareketleri…
Türkiye günlerdir kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen yapının başındaki Alihan Kuriş başta olmak üzere 17 ili kapsayan ve 32 kişinin tutuklandığı mali soruşturmayı konuşuyor.
Soruşturmanın odağında yalnızca kişiler değil; şirketler, para trafiği ve yurt dışına çıkarıldığı öne sürülen kaynaklar da bulunuyor.
Aramalarda 206 külçe altın, yüksek miktarda dolar ve avro ile ruhsatsız silahların ele geçirilmesi, dosyanın mali boyutunu daha da dikkat çekici hale getirdi.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin son derece kritik açıklamaları, soruşturmaya konu suçların Türkiye sınırlarını aşan boyutuna dikkat çekiyor.
Kuriş yapılanması tarafından Almanya’nın Köln şehrinde yaklaşık 70 milyon dolarlık bir merkez inşa edildiğine dikkati çeken Çiftçi, faaliyetlerin önemli bölümünün buraya kaydırılmasının hedeflendiğini söyledi.
İçişleri Bakanı Çiftçi’nin yanı sıra Adalet Bakanı Akın Gürlek de soruşturmaların hedefinin dini faaliyetler değil, “suç faaliyetleri ve finansal ayak” olduğunu özellikle vurguladı.
15 Temmuz Hain Darbe Girişimi'nde ihaneti ortaya çıkan FETÖ’nün kullandığı ByLock benzeri “Glooper” isimli gizli haberleşme ağını kullanan bu yapının, Türkiye’de sıkıştığı için merkezini Almanya’ya taşımaya çalıştığı anlaşılıyor.
Ancak birçok yönüyle farklılıklar barındırsa da FETÖ ile bazı benzerlikler taşıdığı değerlendirilen bu yapının yurt dışı ayağı yalnızca Almanya’dan mı ibaret?
ALMANYA’DAN AMERİKA’YA FETÖ BENZERİ ÖRGÜT AĞI
Almanya’daki merkez, buzdağının görünen yüzü olsa da Alihan Kuriş’in başında olduğu yapının tıpkı FETÖ gibi 150’nin üzerinde ülkede geniş bir ağ kurduğu görülüyor.
Uluslararası boyut kazanan bu yapılanmanın en dikkat çeken merkezlerinden biri ise FETÖ gibi tarihimizin en sinsi ve karanlık terör örgütünü ülkemizin başına bela eden Amerika Birleşik Devletleri.
Bugün Alihan Kuriş’in başında olduğu örgüt; New York’tan New Jersey’ye, Connecticut’tan Illinois’e Amerika’nın önemli eyaletlerine uzanan dernek, kurs ve yurt benzeri yapılarla geniş bir ağı yönetiyor.
Birleşik İslam Kültür Merkezi (United Islamic Cultural Center) örgütü altında kültür çalışmalarından yurt işletmesine, eğitimden insani yardım etkinliklerine ve yatılı kurslardan ibadethanelere kadar çeşitli faaliyetler yürütülüyor.
Buralarda sayıları 50’yi aşan örgüt yapıları için toplanan bağışlar, denetimsiz nakit akışları ve mülk alımları, örgütün Amerika’daki mali piramidini ayakta tutuyor.
Hücre tipi örgütlenme, şeffaf olmayan mali yapı, gayrimenkul odaklı büyüme ve Batılı kurumlar nezdinde "sivil toplum" maskesi takma yeteneği bakımından Alihan Kuriş yapılanmasının FETÖ’nün bıraktığı izden gittiği anlaşılıyor.
Anadolu Ajansı Amerika Temsilcisi görevi yaptığım yıllarda (2015-2018) FETÖ Amerika yapılanmasını ve elebaşlarının karanlık bağlantılarını ifşa eden 30'u aşkın referans niteliğinde haber dosyasını değerli ekibimizle birlikte hazırlamıştık.
O yıllarda bu iki örgüt arasındaki bazı yakınlaşmaların oldukça dikkat çekici olduğuna tanıklık ettik.
Öncelikle FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in “Hristiyan cenazelerini” andıran bazı ritüellere de sahne olan cenaze törenine, Alihan Kuriş’in talimatıyla bazı örgüt üyelerinin katıldığı ortaya çıktı.

Gülen’in tabutunun başındaki bazı kişilerin ellerinin ayasını birleştirerek Süleymancılara özgü olduğu belirtilen elleri kapalı şekilde dua ettikleri Anadolu Ajansı’nın görüntülerine yansımıştı.
Bu katılım görüntüleri ve yurtlarında terörist başı Gülen’in arkasından hatim indirildiğine ilişkin haberlerle ilgili de söz konusu örgütten bugüne kadar herhangi bir yalanlama yapılmadı.
İki örgüt arasındaki ilişkinin boyutunu gösteren bu görüntülerin yanı sıra Alihan Kuriş yapılanmasının Amerika’daki bazı temsilcilerinin FETÖ yöneticileriyle temaslarını sürdürdüğü belirtiliyor.
Bu temasların özellikle FETÖ elebaşı Gülen’in yeğeniyle evli, ilahiyatçı kimliğiyle öne çıkan damatlarından Ahmet Kurucan gibi bazı yöneticiler üzerinden yürütüldüğü öğrendiğimiz bilgiler arasında yer alıyor.
AYNI CAMİ’DE BULUŞAN ÖRGÜT ÜYELERİ
Yıllar önce Amerika’daki FETÖ yöneticilerine yönelik yaptığımız haberler sırasında sahada karşılaştığımız manzaralar, bugün ortaya çıkan tablonun tesadüf olmadığını yıllar önce göstermişti.
Tarihler 2018 Haziran ayını gösterdiğinde biz ekibimizle birlikte FETÖ’nün çok sayıda yöneticisinin buluşma ve propaganda merkezi haline gelen New Jersey eyaletindeki Clifton semtinde bulunan Ant Kitabevi ile ilgili haber takibi yapmaktaydık.
Öyle ki FETÖ’nün karargâhlarından biri haline gelen bu kitabevi (Ant Bookstore & Cafe) karanlık örgütün yöneticilerinden Şeref Ali Tekinalan’dan Abdullah Aymaz’a, Hakan Şükür’den Enes Kanter’e firari birçok ismin uğrak yeriydi.
FETÖ’nün en karanlık yöneticilerinden Mustafa Özcan’ın kurucusu olduğu karanlık karargâh, firari örgüt mensubu Hüseyin Şentürk tarafından işletilmekteydi.

Bir cuma günü gerçekleşen haber takibimiz sırasında bu sözde kitabevinde çalışan çok sayıdaki FETÖ üyesinin Süleymancıların bölgedeki camisi olan Mavi Cami'ye (Blue Mosque) giderek namaz için buluşması ve ardından verilen samimi görüntüler örgütsel dayanışmayı yansıtmıştı.

Bu arada biz de o günkü takiplerimiz sonucunda “Fuat Avni” ihanet hesabının yöneticilerinden Aydoğan Vatandaş’ı hem kitabevinden çıkarken görüntülemiş hem de “Cafe 46” isimli FETÖ’cülerin işlettiği mekânda sorularımızla sıkıştırmıştık.
“DİNLERARASI DİYALOG” İHANET ORTAKLIĞI
FETÖ ile Alihan Kuriş Örgütü arasındaki bir başka benzerlik alanı ise dinler arası diyalog konusundaki yaklaşımlarında ortaya çıkıyor.
“Süleymancılar” yapılanması Türkiye içinde kendisini "Sünnet-i Seniyye’nin son kalesi" iddiasıyla, muhafazakâr ve dışa kapalı bir yapıda konumlandırırken; Avrupa ve Amerika’da daha pragmatik bir tutum sergiliyor.
Yıllarca FETÖ’nün Vatikan ve küresel güç odaklarıyla yürüttüğü "Dinlerarası Diyalog" ihaneti, bugün Kuriş yapılanması içinde uluslararası alanda varlık gösterme ve koruma zırhı elde etme aracı olarak görülüyor.
Örgütün Avrupa’daki finansal ve idari ana üssü olan Almanya İslam Kültür Merkezleri Birliği (VIKZ), Alman devlet mekanizmalarına ve kilise ağlarına entegre olabilmek uğruna geleneksel iddialarından tamamen taviz veriyor.
Katolik Kilisesi ve Katolik Piskoposlar Konferansı ile kurulan resmi temaslar neticesinde "değerli bir diyalog ortağı" ilan edilen yapı; Katolik ve Protestan kiliseleriyle ortak paneller, uyum projeleri ve fonlanan sosyal faaliyetler yürütüyor.
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in katılımıyla taçlandırılan 50. yıl etkinlikleri, yapının Alman devleti nezdinde "entegre olmuş, uysal ve kullanışlı Müslüman" profilini tescilleme çabasıdır.
Türkiye’de devlet denetimini reddeden anlayış, Almanya’da Alman devlet fonlarından pay alabilmek ve kiliselerle masaya oturabilmek için her türlü esnekliği sergilemektedir.
ABD yapılanması da Almanya’daki diyalog ve uyum tiyatrosunu aratmayacak adımlara imza atmaktadır.
Tutuklu Alihan Kuriş’in başında olduğu yapı, New York eyaletine bağlı Long Island adasında Bay Shore'da 14,6 dönümlük oldukça geniş bir arazide yer alan Katolik Monfort misyonerlik okulunu 5,2 milyon dolara satın almıştır.
Böylece Birleşik Amerikan Müslüman Derneği’nin (UAMA) geçen ay yaptığı bu mülk edinimi üzerinden yerel Katolik vakıfları ve kilise çevreleriyle doğrudan ilişki ağı geliştirmiştir.
Toplanan hayır ve kurban paraları, Okyanus Ötesi’nde kilise vakıflarıyla dirsek teması kurarak gayrimenkul imparatorlukları inşa etmek üzere kullanılabilmektedir.
İçeride kapalılık ve sözde tavizsizlik illüzyonu üretenler, dışarıda Batılı kurumların ve kiliselerin önünde "diyalog" adı altında aynı ihanet sarmalını sürdürebilmektedir.
15 TEMMUZ’U UNUTMAMAK
Türkiye, Amerika başta olmak üzere uluslararası karanlık yapıların taşeronu haline gelen FETÖ’nün ihanet tecrübesini çok ağır bedeller ödeyerek yaşadı. 15 Temmuz gecesi 251 kahramanımız şehit olurken birçok vatansever de ülkemizin ve milletimizin bağımsızlığı uğruna gazi oldu.
Bunca yaşananlardan sonra bugün hiçbir karanlık yapının dini değerleri istismar ederek milletimize karşı ihanet içerisine girmesine ve mali yolsuzluk ağı kurmasına izin verilmemelidir.
İstihbarat yapılarının ülkemize karşı kullanabileceği yapılanmalarla hukuk zemininde en güçlü şekilde mücadele etmek, başta 15 Temmuz kahramanlarına karşı en önemli sorumluluktur.
Bu nedenle devletin adli ve emniyet birimlerinin kararlılıkla sürdürdüğü bu son operasyonlar, sadece kayıt dışı paraya vurulmuş bir darbe değildir.
Türkiye’nin egemenliğine ve toplumsal inancına ipotek koymaya çalışan küresel vesayet ağlarına karşı gösterilen net bir duruştur.
Bugün yapılması gereken; herhangi bir dini grubu toptan suçlamak değil, devletin denetiminden kaçan, şeffaf olmayan mali ağlar kuran, yurt dışına kontrolsüz kaynak aktaran bütün yapılanmaları hukuk içinde mercek altına almaktır.
Mesele; Türkiye’nin bir daha hiçbir karanlık yapının dini, parayı, eğitimi, ticareti veya yurt dışı bağlantılarını kullanarak devletin ve milletin üzerinde bir ihanet odağı kurmasına izin vermemesidir.
Çünkü 15 Temmuz tecrübesinden sonra en büyük hata, FETÖ’nün nasıl büyüdüğünü unutmak olur.
Ertuğrul Cingil / Haber7

Yorumlar1