Kendi evinde görünmez olmak!
- GİRİŞ23.08.2026 09:08
- GÜNCELLEME23.08.2026 09:08
Avrasya Bir Vakfı Gençlik Merkezi ile İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, geçen mayıs ayında ortaklaşa “I. Uluslararası İlişkiler ve Hukuk Sempozyumu” düzenlemiş, geniş ses getiren programa onur konuğu olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman katılmıştı. Erhürman burada yaptığı konuşmada, Kıbrıs davasının güncel politikalara kurban edilmemesi gerektiğini, yarım asırlık mücadeleyi özetleyerek dile getirmiş, üniversitenin tarihî Mavi Salonunu dolduranlara duygusal anlar yaşatmıştı. Cumhurbaşkanı, dünyaya egemen eşitlik ve bağımsızlık mesajları vermiş, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının haklı davasını ilmî, hukukî ve tarihî boyutlarıyla bir kez daha dünyaya haykırmıştı.
***
Böylesine yüksek bir millî şuur ve hassasiyet sergileyen üniversitede geçen hafta -pek dikkat çekmese de- önemli bir etkinliğe imza atıldı. Üniversitenin Cemil Bilsel Konferans Salonunda, Türk Coğrafya Kurumu’nun ev sahipliğinde “22. Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı”(iGeo 2026) gerçekleştirildi.
Haber bu kadar değil elbette…
Programda yaşananlar akademik hafızanın nasıl bir anda silinebildiğini ve uluslararası siyasetin göstergeler dünyasında nasıl ağır bir yenilgiye uğranabileceğini gözler önüne serdi.
Uluslararası ilişkiler yalnızca diplomatik notalardan veya anlaşmalardan ibaret değildir. Özünde semiyotik bir mücadeledir. Devletler, meşruiyetlerini unvanlar, bayraklar ve protokol ritüelleri üzerinden dolaşıma sokar.
İstanbul’un kalbinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak anons edilmesi ve bayrağının göndere çekilmesi, semiyotik açıdan şu mesajı kodlamıştır: "Adanın tek meşru ve egemen temsilcisi buradadır; bu meşruiyet Türkiye’nin kalbi sayılan en önemli şehrinde dahi tescil edilmiştir."
***
KKTC’nin salonda bulunmayışı, göstergebilimde “sıfır gösterge” veya “yokluğun temsili” olarak adlandırılan etkiyi doğurmuştur. KKTC’nin fiziksel ve sembolik yokluğu, sessizce tecrit edilmiş, tüzüklere takılmış ve kendi garantörünün evinde görünmez kılınmış bir siyasî varlık algısını pekiştirmiştir. Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) bürokratik tüzükleri ardına saklanan bu temsil biçiminin, sıradan/ basit bir akademik yarışma olmadığını, doğrudan politize edilmiş bir sembolik kuşatma olduğunu ifade etmek ağır bir yorum olmasa gerektir.
Uluslararası organizasyonlar dünyasında hiçbir tüzük mutlak değildir. Semiyotik hegemonya, ev sahibi olmanın getirdiği kurumsal ve diplomatik güçle kırılır.
***
Çin’in Tayvan için dünyaya dayattığı “Chinese Taipei” modeli veya ambargolu ülkelerin gençleri için işletilen “Tarafsız/ Bireysel Heyet” statüleri, tüzüklerin siyasî irade karşısında nasıl esnediğine örnektir.
Türkiye de masaya farklı refleksler koyabilirdi:
Birincisi; Türk Coğrafya Kurumu ve ilgili makamlar, ev sahipliği sözleşmesine en baştan “Ev Sahibi Onur Konuğu” veya “Kıbrıs Türk Akademik Heyeti” şartını getirebilirdi.
İkincisi ise, KKTC’nin katılımı engelleniyorsa, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de bütün adayı temsil eden devlet bayrağı ve resmî unvanla değil, yalnızca bireysel öğrenci isimleriyle veya birlik amblemiyle yer alması kırmızı çizgi olarak dikte edilebilirdi.
Üçüncü olarak, "millî tezlerimize ve egemenlik haklarımıza aykırı göstergelerin sergilendiği bir etkinliğe salon tahsis edilmez, kamu desteği verilmez" iradesi sergilenseydi; IGU ya bu sembolik düzenlemeyi kabul edecek ya da organizasyonu başka bir ülkeye taşımak zorunda kalacaktı.
Kıbrıs meselesi, Doğu Akdeniz’deki enerji koridorları, deniz yetki alanları (Mavi Vatan) ve Ege dengeleri açısından Türkiye’nin jeopolitik varlık-yokluk meselesidir. Ancak dünya kamuoyu, Kıbrıs Türk halkına uygulanan hukuk dışı ambargolar karşısında on yıllardır “üç maymunu” oynamaktadır.
Daha da düşündürücü olan, bu semiyotik ve siyasî körlüğün Türk dünyası zeminine de yansımasıdır. KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci üye olarak kabul edilmesinin ardından oluşan iyimser hava, sahada henüz tam bir diplomatik blok dayanışmasına dönüşememiştir. Örneğin; Kazakistan’ın Batı ve AB ile ilişkilerini dengeleme saikiyle GKRY ile geliştirdiği diplomatik ve ticarî temaslar, Türk dünyasının ortak bir dil ve sembol birliği kurma hedefindeki yapısal kırılganlığı göstermektedir.
İstanbul’daki yarışmada Kazakistan ve Özbekistan bayrakları dalgalanırken, Kıbrıs Türk gençlerinin o seremonide yer alamayışı, Türk dünyasının retorikteki birliğinin henüz kurumsal ve diplomatik eyleme tam yansımadığının trajik bir göstergesidir.
Uluslararası arenada haklı olmak yetmiyor ne yazık ki…
Bu haklılığı her salonda, her kürsüde ve her bayrak seremonisinde doğru göstergelerle savunmak gerekir.
Kimse gücenmesin ama akademik veya bilimsel kılıflar altında meşruiyet devşiren sembolik hamlelere karşı koyamayanlar, masada kazandıklarını sahnede kaybetme tehlikesiyle yüzleşebilir.
Kıbrıs davası, yalnızca haritalar üzerindeki sınırlardan ibaret değildir. Bu haritaların kimin diliyle çizildiği ve kimin bayrağıyla selamlandığı daha da önemlidir.
Özcan Ünlü / Haber7
Yorumlar2