Ahlat’tan Malazgirt’e bin yıllık mühür

  • GİRİŞ26.08.2026 08:59
  • GÜNCELLEME26.08.2026 08:59

Ahlat-Bitlis                  

Türk edebiyatının destan damarını temsil eden iki büyük ismi Yahya Kemal Beyatlı ve Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu olmasa idi, Türk’ün Anadolu’ya vurduğu Malazgirt mührünün etkisi hiç bu kadar tesir uyandırmaz idi.

Yahya Kemal Beyatlı şu mısralarla perçinledi Türk’ün muazzam zaferini:

"Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi. 

Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi. 

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın, 

Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın!"

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ise coşkun bir epik söyleyişle Malazgirt’e mühürledi ruhlarımızı:

"Aylardan Ağustos, günlerden Cuma 

Gün doğmadan evvel İklîm-i Rûm'a 

Bozkurtlar ordusu geçti hücuma 

Yeni bir şevk ile haykırdı gökler: 

Ya Allah... Bismillah... Allahuekber..."            

***

Ağustos ayının son günlerinde, Van Gölü’nün turkuaz sularına vuran serin rüzgâr ile Süphan Dağı’nın heybeti arasında, kadim bir toprağın tam kalbindeyiz. Şairlerin mısralara döktüğü o kutlu cuma sabahının ruhu, aradan geçen asırlara rağmen bu ovada hâlâ dipdiri nefes alıyor. Bastığımız her karış toprağın altından yükselen bir nabız, rüzgârın sesine karışan nal sesleri ve dualar var hâlâ...

Burası Ahlat; tarihçilerin “Kubbet-ül İslâm” (İslâm’ın Kubbesi) diyerek Belh ve Buhara ile aynı manevî mertebeye koyduğu kutlu belde. Çarho mevkiindeki Han Otağı’nda dalgalanan bayrakların, cirit oynayan atların ve Türkiye’nin dört bir yanından akın eden binlerce insanın coşkusunun ortasında, bir milletin varoluş destanının başladığı yerdeyiz.

***

Kutlama alanındaki coşkudan sıyrılıp, dünyanın en büyük Türk-İslâm mezarlığı olan Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı'na adım attığımız an zamanın akışı duruyor. Boyları dört metreyi bulan, her biri birer sanat şaheseri ve kitabe niteliğindeki binlerce mezar taşının arasında yürürken şunu çok net anlıyoruz: Ahlat yalnızca bir geçiş noktası değil; Türklerin Anadolu’daki kök hücresidir.

Orhun Abideleri bozkırda bize ilk kimliğimizi fısıldamıştı. Ahlat taşları ise bu kutlu kimliğin İslâm harcıyla yoğrulup Anadolu’ya dikilen ebedî mührü olmuştur. Sultan Muhammed Alparslan, Malazgirt Ovası’na inmeden önce ordusunun karargâhını burada kurmuş, ordusuna bu topraklardan güç aşılamıştı. Ahlat hazırlanmasaydı, Malazgirt kazanılamazdı.

26 Ağustos 1071 Cuma günü Malazgirt Ovası’nda kazanılan zafer, basit bir askerî başarı değildir. Kefen niyetine beyaz elbisesini giyen Sultan Alparslan’ın ardında kenetlenen ordu, sadece Bizans hattını yarmakla kalmadı, dünya tarihinin akışını değiştirdi.

Doğu Roma’nın savunma hattının çökmesi, asırlardır süren kapıların kırılması ve Anadolu’nun bir Türk yurdu haline gelmesi bakımından jeopolitik kırılma yaşandı.

Malazgirt Zaferi, ilerleyen asırlarda kurulacak Türkiye Selçukluları’nın, Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu zeminini hazırlaması bakımından olduğu kadar, İstanbul’un fethine giden yolu da açması bakımından bir medeniyet köprüsü kurmuştu.

Kazanılan zaferin hemen ardından Bizans İmparatoru Romen Diyojen’e gösterilen asil muamele, adalet ve birlikte yaşama kültürü açısından, Anadolu’ya kılıçtan önce bir medeniyet ahlâkının girdiğinin kanıtı idi.

***

Malazgirt Zaferi’nin 955. yılı kutlamalarında insanımızın hiç eksilmeyen coşkusuna, tören alanında yankılanan güçlü sesine, meydanı dolduran on binlerce yüreğin aynı duyguda birleşmesine bakarken gelecek adına da ümitlerimizi tazelemiş olduk.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, coşkulu kalabalığa seslenirken verdiği mesajlar da hiç şüphesiz tarihî değerde idi:

"Şurası muhakkak ki Malazgirt’e giden yol Ahlat’tan açılmıştır. Anadolu’nun düğümü Ahlat’ta çözülmüştür. Kudüs ve İstanbul, Ahlat’ta vücut bulan imanla fethedilmiştir. Diyar-ı Rum’u Darülislâm haline getiren, bu toprakları iyilikle, erdemle, adaletle nakış nakış işleyen güç ve irade Ahlat’ta ortaya çıkmıştır."

Cumhurbaşkanı’nın vurguladığı gibi Ahlat, yalnızca geçmişe ait bir hatıra değil, "Türk milleti için Kızılelma'nın anahtarı" ve maziden atiye kurulan köprünün kilit taşıdır.

Konuşmasında kardeşlik ve iç cephe vurgusu da yapan Erdoğan'ın; Türk, Kürt ve Arap ayrımı gözetmeksizin bu topraklarda bin yıldır yoğrulan beraberliğin hiçbir fitneyle bozulmayacağını, "Türkler, Kürtler, Araplar olarak kardeşlikle kucaklaşmamızı engelleyemezsiniz" ifadeleriyle kararlılıkla dile getirmesi ise bugünlerde ete kemiğe bürünen yeni “Kardeşlik Mutabakatı”nın anafikri idi.

***

Ahlat ve Malazgirt etkinliklerinde şahit olduğumuz tablo, salt bir anma töreninin çok ötesinde anlamlar taşıyor.

Devlet erkânının, yerel halkın ve gençlerin omuz omuza saf tuttuğu bu atmosferde, Ahlat’a kazandırılan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve millet bahçesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kökleriyle kurduğu organik bağı somutlaştırmaktadır. Ahlat, batıdaki Ankara ile doğudaki tarihsel omurgayı birbirine bağlayan stratejik ve manevî bir başkent işlevi görüyor.

Siyasî ve kültürel açıdan bu buluşmalar, milletin ortak hafızasını diri tutarken, farklı etnik ve kültürel unsurların bin yıl önce Malazgirt’te oluşturduğu o büyük birliktelik ruhunu (“Malazgirt Ruhu”) günümüzün ayrıştırıcı tehditlerine karşı en güçlü kalkan olarak yeniden sahaya sürüyor.

***

Ahlat Meydanı'ndaki otağların arasından ayrılırken geleceğe dair çok berrak bir mesaj okuyoruz: Kökleri derinlerde olmayan bir çınar, fırtınalara direnemez.

Küresel dengelerin yeniden kurulduğu, coğrafyamızın çetin sınamalardan geçtiği bir çağda; Malazgirt ve Ahlat bize savunma sanayinden dış politikaya, bölgesel liderlikten kültürel uyanışa kadar uzanan yolda özgüven aşılıyor. Malazgirt, “Biz kimiz ve nereye gidiyoruz?” sorusunun bin yıllık cevabıdır.

Buradan, Ahlat'ın kutlu rüzgârından ayrılırken zihnimizde tek bir cümle yankılanıyor:

1071’de açılan Anadolu’nun bu kutlu kapısı, milletimiz birlik ve medeniyet idrakini korudukça hiçbir zaman kapanmayacaktır.

Vesselam…

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat