‘Gıda Milliyetçiliği’ ve FOODİST fırtınası
- GİRİŞ02.09.2026 08:55
- GÜNCELLEME02.09.2026 08:55
Toprak, üzerinde yaşayan milletin yalnızca karnını doyurduğu kuru bir arazi parçası olarak tarif edilemez.
Toprak; hafızadır, vefadır, haysiyettir ve en nihayetinde vatandır.
İnsanlık, tarihinin en keskin kırılma noktalarından birinin tam ortasında savrulurken, gökyüzünün dengesini bozan iklim krizleri, sınırları yeniden çizen savaşlar, parçalanan tedarik zincirleri ve küresel sermayenin açgözlülüğü, hayatın en yalın ve en mukaddes gerçeğini bir tokat gibi yüzümüze yeniden çarptı: Gıdanın, artık sadece bir ticaret konusu olmadığı, doğrudan doğruya bir varoluş, milli güvenlik ve egemenlik meselesi olduğu gerçeği...
Dünyada “gıda milliyetçiliği”nin yükseldiği, sınır kapılarının ambarlara kilit vurularak kapatıldığı, ekmeğin ve suyun adeta birer jeopolitik silaha dönüştürüldüğü böylesi bir karanlık çağda; Doğu ile Batı’nın, gelenek ile geleceğin, kadim ahlâk ile modern üretimin kalbi olan İstanbul’dan dünyaya vakur ve bereketli bir ses yükseliyor.
***
TÜYAP/Beylikdüzü’nde kapılarını açan ve 4 Eylül’e kadar sürecek olan “FOODİST İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı”, fuarcılık terminolojisinin soğuk kavramlarıyla geçiştirilemeyecek kadar büyük bir vizyonun, yerli ve millî dayanışma ruhunun manifestosu niteliğinde. 10 koca salona yayılan 120 bin metrekarelik devasa alanda sergilenen materyaller, yalnızca ambalajlı ürünler veya son teknoloji makineler değil, Anadolu insanının yüzyıllardır toprağa damıttığı alın teri, üreticimizin sarsılmaz sebatı ve Türk ihracatçısının dünyayı kucaklayan fetih vizyonu olarak okunabilir.
FOODİST’in daha ilk yılında ulaştığı boyut, Türkiye’nin küresel ticaretteki ağırlığını ve bu organizasyonun arkasındaki ortak iradenin azametini gözler önüne seriyor. Türkiye Gıda Platformu (TGF) çatısı altında kenetlenen Hububat İhracatçı Birlikleri, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) ve Ev Dışı Tüketim Tedarikçileri Derneği (ETÜDER), yıllardır enerjiyi bölen dağınıklığı bir kenara bırakıp “birlikte rahmet vardır” şuuruyla tek bir gövde haline geldi.
***
Türkiye ile birlikte ABD’den Çin’e, Rusya’dan İspanya’ya, Özbekistan’dan Mısır ve KKTC’ye kadar 22 ülkeden bine yakın marka ve firma; 150 ülkeden 70 bini aşkın nitelikli ziyaretçi hedefi fuarın görkemini gözler önüne seriyor.
Fakat bu tablonun en çarpıcı ve can alıcı damarı, şüphesiz Batı Avrupa’dan Sahra Altı Afrika’ya, Kafkaslar’dan Latin Amerika’ya kadar 60’ı aşkın ülkeden İstanbul’a getirilen 2 bin kişilik dev profesyonel alım heyeti. Gıda perakende zincirlerinin, devasa distribütörlerin ve uluslararası satın alma karar vericilerinin, rotalarını başka merkezlerden çevirip eylül ayının ilk günlerinde İstanbul’a akın etmesi tesadüf değil. Zira ISM Middle East gibi küresel etkinliklerin takvim kaymalarını büyük bir stratejik akılla fırsata çeviren Türkiye, yılın son çeyreğindeki küresel tedarik anlaşmalarının merkez üssü haline gelmiş durumda
Başından itibaren fuarın yürütücü aklı olan İHBİR Başkanı Kazım Taycı’nın da işaret ettiği gibi, İstanbul’un 3-4 saatlik uçuş mesafesiyle trilyonlarca dolarlık pazarların tam kalbinde yer alması ve Rusya-Ukrayna savaşıyla aksayan Kuzey Koridoru’na karşı en güvenli alternatif liman olması, FOODİST’i dünyanın en büyük ilk üç gıda fuarından biri yapma hedefini hayalden çıkarıp yakın bir gerçeğe dönüştürmekte…
***
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın fuarın açılışında paylaştığı veriler, kulaklara yalnızca birer ekonomik istatistik gibi gelmemeli. Bu veriler, milletimizin kendi kendine yetebilme iradesinin ve toprağına olan sadakatinin destanıdır.
Türkiye, Dünya Bankası verilerine göre genel dünya ekonomisinde yüzde 1,35’lik bir paya sahipken, küresel tarımsal katma değerde bu oranı yüzde 1,75’e taşımıştır. 2002 yılında dünyada 12’nci sırada olan tarımsal hasılamız, bugün dünya 7’nciliğine, Avrupa’da ise zirveye oturmuştur. 2025 yılı itibarıyla ulaşılan 83,2 milyar dolarlık tarımsal hasıla, Cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesidir.
Düşünün; 86 milyon vatandaşımızın sofrasını eksiksiz kuran, her yıl ülkemizi ziyaret eden 60 milyonu aşkın misafiri ağırlayan ve bununla da yetinmeyip dünyanın dört bir yanındaki 185 ülkeye 2 bin 226 çeşit tarım ve gıda ürünü göndererek 32,6 milyar dolar döviz kazandıran bir üretim devinden bahsediyoruz.
***
Üstelik bu başarı rehavete değil, yeni bir fethe kapı aralıyor:
Tarım diplomasisi meyvelerini veriyor: Somon, çipura ve levrekten bademe kadar ürünlerimiz devasa Çin pazarına girmiş, kanatlı eti ve kiraz için kapılar sonuna kadar zorlanmaktadır.
Tarihi İpek Yolu yeniden canlanıyor: 15 Nisan 2026 itibarıyla işlemeye başlayan Türkiye-Suriye-Ürdün-Suudi Arabistan transit koridoru, özellikle raf ömrü kısa olan yaş meyve ve sebzelerimizin Körfez ülkelerine jet hızıyla ulaşmasını sağlayarak tarihi bir lojistik devrime kapı açtı.
Jeotermal güç ve organize tarım: 46 tüzel kişiliğe kavuşan, 16’sında çarkların döndüğü Organize Tarım Bölgeleri (OTB); jeotermal enerjiyle donatılan seraları ve entegre sanayi tesisleriyle kırsalı kalkındırırken, tarladaki çiftçiyi doğrudan sanayiciyle, dünyayla buluşturmakta…
Güvenilir gıda ve helal kazanç: Tüketiciyi aldatan tağşişe karşı açılan tavizsiz savaş, lokantalara kadar giren karekodlu denetimler ve kimyasal ilaç yerine biyolojik mücadele sayesinde Avrupa Birliği RASFF bildirimlerinin son 4 yılda yüzde 75 oranında geriletilmesi, Türk malının dünyadaki itibar kalkanı oldu.
***
Bununla bitmiyor elbette…
Fuarın açılışında konuşan, konuşurken bütün kelimelerini dikkatle seçen Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın aktardığı makro ekonomik tablo ise, gıda sektörünün ülkemizin dış ticaretindeki omurga rolünü en çarpıcı biçimde gözler önüne serdi. Bolat’ın verdiği bilgiden anlıyoruz ki, tarım ve gıda sektörümüzün tek başına verdiği 10,8 milyar dolarlık dış ticaret fazlası, Türkiye’nin cari dengesine vurulmuş en güçlü emniyet kilididir.
Fındıkta, buğday ununda, rafine ayçiçeği yağında, kuru üzümde, kuru incirde, kuru kayısıda, kabuksuz Antep fıstığında ve bulgurda dünya birincisi; makarnada dünya ikincisi olan bir Türkiye var!
Gıda imalat sanayiinde 100 milyar Avroluk ciro ile Avrupa’nın 7’nci büyük üreticisi konumundayız.
Hürmüz Boğazı’nda tansiyonun yükseldiği, enerji ve navlun fiyatlarının küresel ticareti kilitlediği bir dönemde, Türkiye’nin stratejik stok yönetimi, anlık rota planlamaları ve liman kabiliyetleriyle hiçbir tedarik şokuna geçit vermemesi, devlet aklının sahadaki kusursuz yansımasıdır.
Bütün verileri bir kuyumcu titizliğiyle ilmek ilmek dokuyan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bakanlığının üretici ve ihracatçıya verdiği desteklerden söz ederken adeta bir seferberlik tablosu açıkladı:
2025’te 33 milyar TL olan ihracat destek bütçesi, 2026’da 45 milyar TL’ye yükseltildi.
Türk Eximbank, 2026 yılı için 59 milyar dolarlık kredi ve sigorta hacmini sahaya sürüyor.
İGE A.Ş. ihracatçımızın teminat derdine derman olarak 290 milyar TL’lik kefalet dağıtıyor; Türk Ticaret Bankası 100 milyar TL finansman sağlıyor.
İhracatçının rekabet gücünü korumak adına yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteği 31 Ocak 2027’ye kadar uzatılmış durumda.
GATE (Gıda ve Tarım İhracatında Teknik Engellerin Aşılması) Projesi ile bürokratik engeller yıkılıyor; Kanada’dan Filipinler’e, Endonezya’dan Çin’e kadar Türk bayrağı raflarda dalgalanıyor.
***
Fuarın açılışında elbette başkaca protokol konuşmaları oldu fakat İHBİR Başkanı Kazım Taycı’nın paylaştığı verilerden de söz etmemiz gerekiyor. Taycı konuşurken, Türk gıda sanayinin yapısal bir devrim yaşadığını anlıyoruz.
Şöyle ki; hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörü, 2025’i 12,4 milyar dolarlık ihracatla kapatırken; tablonun arkasındaki en sevindirici detay katma değer artışı.
Türkiye artık dünyaya sadece dökme hububat satan bir ülke değil. İHBİR bünyesinde çikolata ve kakaolu mamullerde yüzde 58, kakao tozunda yüzde 68, pastacılık ürünlerinde yüzde 18 oranında yaşanan ihracat artışları, bu toprakların buğdayının, şekerinin, yağının artık yüksek teknolojili fabrikalarda işlenip, markalı, ambalajlı ve katma değerli ürünler olarak lüks dünya raflarına girdiğini gösteriyor. Üstelik 2026 sezonunda bereketli yağışların etkisiyle buğdayda 24,5 milyon tona koşan rekolte (yüzde 26 artış), kırmızı mercimekteki yüzde 54’lük ve ayçiçeğindeki yüzde 16’lık üretim patlaması, fabrikalarımızın çarklarını daha da güçlü döndürecek bir hammadde güvenliği sağlıyor.
***
Sözün özü…
FOODİST Fuarı, küresel ekonomik darboğazın, kriz çığırtkanlığının ve umutsuzluğun kol gezdiği bir dönemde, milletimizin kenetlendiğinde neleri başarabileceğinin en berrak aynasıdır.
Tarladaki çiftçinin sabah ayazındaki nasırlı elleriyle, Organize Sanayi Bölgelerinde gecesini gündüzüne katan mühendisin zihni, bakanlıkların vizyoner bürokrasisiyle, kıtaları arşınlayan ihracatçının cesareti aynı potada erimiş, bunu bir kez daha anladık.
İstanbul Fuar Merkezi’nin koridorlarında yankılanan sesin, sadece imzalanan milyon dolarlık ticaret kontratlarının sesi olmadığına bir kez daha inandık. O sesin, Harran’ın, Çukurova’nın, Konya Ovası’nın, Bafra’nın ve Trakya’nın toprağından fışkıran helâl rızkın, Türkiye Yüzyılı vizyonuyla dünyaya nizam ve bereket verme kararlılığı olduğunu da anladık.
Biz toprağımıza sadakatle sarıldıkça, birliğimizi ve dirliğimizi korudukça, bu kadim coğrafya hem 86 milyon evladına hem de dünya mazlumlarının sofrasına aş, ekmek ve umut olmaya devam edecektir.
FOODİST Fuarı da, bu kutlu yürüyüşün geri dönül(e)mez miladı olabilir.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol