YPG kendini feshetti Kemalistler karaları bağladı…

  • GİRİŞ03.09.2026 09:04
  • GÜNCELLEME03.09.2026 09:04

Terörsüz Türkiye bağlamında çok önemli bir merhale olan yasanın çıkmasının ardından gelişmeler beklendiği gibi doğal seyrinde cereyan ederken, Türkiye’nin bu 50 yıllık beladan kurtulmasını istemeyen çevreler, hesabına çalıştıkları gücün çıkarları doğrultusunda olumsuz söylemlerle adeta bir uğursuzluk yaymaya başladılar…

Özellikle İsrail’in hesaplarını altüst edecek bu gelişmenin Türkiye düşmanlarınca manipüle edilebileceğini öngören herkes, bu homurdanmaları da öngörmüştü elbette.

Hadise henüz sıcaklığını korurken Malazgirt Zaferi'nin 955ci yıl dönümü kapsamında Ahlat’ta konuşan Sayın Cumhurbaşkanı Türkiye düşmanlarına ve içerideki nasipsiz işbirlikçilerine yönelik şu cümleleri sarf ediyordu…

“Türkiye, vatandaşlarıyla birlikte bölgesindeki herkes için barış istedikçe, cinayet şebekelerinin kan ve çatışma üzerine kurulu planları bozuluyor.

Türkiye olarak bizim bölgemizin tamamında barıştan, adaletten, istikrar ve huzurdan öte hiçbir amacımız, hedefimiz, gayemiz yok.

Türkiye Cumhuriyeti ne ilkelerinden ne de ulusal çıkarlarından taviz verir. Biz, bize güvenen hiçbir dostumuzu, kardeşimizi yarı yolda bırakmayız.”

Bu çok anlamlı ifadelerin üzerinden henüz birkaç saat geçmişken, Mazlum Abdi Şam’da bir açıklama yaparak YPG/DSG’nin kendini feshettiğini duyurdu.

Bu beklenmedik gelişme, bölge siyaseti açısından kritik bir eşiğin geride kaldığı anlamına geliyordu elbette.

Suriye’nin geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olan bu gelişme ile ilgili Türkiye, uzun zamandır aynı şeyi söylüyordu esasen…

“Suriye’nin geleceği terör örgütlerinin silahlı yapılanmaları üzerinden değil, Suriye devletinin egemenliği ve ülkenin toprak bütünlüğü üzerinden kurulmalıdır.”

“Terörsüz bölge” aslında “Terörsüz Türkiye” konseptinin bir uzantısı zira bu olguların birbirinden bağımsız olduğunu düşünmek mümkün değildir.

Bu bağlamda içeride, terörün siyasi, sosyal ve psikolojik zemini ortadan kaldırılırken dışarıda da vekâlet savaşlarının ürettiği terör düzeninin vasatı da bütünüyle boşa çıkarılmış oluyordu…

Gerçek şu ki, Ankara’nın sabırlı ve kararlı politikası, bölgesel denklemi tamamen değiştirdi!

Terörün olmadığı, sınırların güvenli, devletlerin egemen olduğu bir bölge; Türkiye’nin değil, bütün bölgenin ortak çıkarı olduğu hakikati gün gibi ortaya çıkmıştır artık…

Ortaya çıkan gerçek Sayın Cumhurbaşkanının 26 Haziran 2015 tarihinde yani bundan 11 yıldan fazla bir zaman önce tüm dünyaya adeta ‘hodri meydan’ dediği şu açıklamasının tezahüründen başka bir şey değildi.

“Tüm dünyaya sesleniyorum!

Bedeli ne olursa olsun, Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye'nin güneyinde devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz!”

Evet, Erdoğan, muallakta kalmayan bu açıklamasıyla avuçlarını ovuşturan şer güçlere esaslı bir tokat atarak nasıl gerçek bir lider olunacağını bir kez daha tüm dünyaya gösterdi!..

İçte ve dışta tabir yerinde ise büyük bir şok yaşanıyordu…

Özellikle içerideki bedhahlar bölgeyi ve yaşananların arka planını bilmedikleri için bu gelişmenin ardından şoka girmiş ve adeta dut yemiş bülbüle dönmüşlerdi.

Ne diyeceklerini bilemiyorlardı fakat ahkam kestikleri bir hususta tamamen çöpe giden eski görüşlerini restore edebilmek için konuşmak zorundaydılar.

Konuştular lakin kelimenin tam manasıyla saçmalıyor ve bütünüyle zırva addedilebilecek sözler sarf ediyorlardı.

Dışarıya gelince…

Doğal olarak ilk tepki İsrail’den geldi…

YPG’nin feshi İsrail için stratejik bir tokat gibiydi resmen…

Bu hadise, eli kanlı terör devletinde ciddi bir yankı uyandırdı.

İsrail Basını; “Bu gelişme, Ankara’nın bölgedeki en önemli hamlelerinden biri.

Türkiye için büyük bir zafer” şeklinde değerlendirerek içerideki nadanlardan daha objektif bir yaklaşım serdetti ilginç bir biçimde…  

İçerideki zavallıların hali pürmelali ise görülmeye değerdi.

Kürtçüler ve Kemalistler bir anda aynı reaksiyonu vermeye başladılar.

“Açıklanan fesih bildirisinin gerçekleşmesi mümkün olamazdı” onlara göre…

Böyle saçmalamalarının sebebi, geçmişte tam tersi bir iddia ile ortaya çıkmış olmalarıydı elbette.

Zerre kadar öngörü sahibi olmadıklarını ve açık söylemek gerekirse zekâdan nasip almadıklarını kendi iddialarıyla kanıtlamışlardı daha çok kısa denebilecek bir zaman önce…

Mesela, Kürtçü bir partinin genel başkanı olan bir özne Esed sonrasına denk gelen12 Aralık 2024’te, Yeni Suriye’nin Kürtler (YPG) olmadan inşa edilemeyeceğini; Kürtlerin (YPG’nin) yakında Şam’ın da ortağı olacağını, bu durumun Rojava’nın korunmasını sağlayacağını iddia ediyor ve Rojava ile Şam yakınlaşmasının Türkiye hariç herkesin işine yarayacağını söylüyordu.

Bu, burnunun ucunu bile göremeyecek denli basiretsiz Kürtçülerin yanında Kemalistler de onlardan aşağı kalan bir tavır sergilememişlerdi o tarihlerde.

Örneğin general rütbesine ulaşmış bir asker eskisi 4 Kasım 2025’te şu absürt görüşleri ileri sürüyordu.

“Suriye'deki SDG/YPG/PKK silah bırakmayacak.

İlan ettiği özerk yapıyı güçlendirecek ve Suriye'nin yönetiminde etkin rol alacak.

SDG'ye önemli bakanlıklar verilecek. SDG, Suriye ordusunun en büyük parçasını oluşturacak. Genelkurmay Başkanı, Savunma Bakanı gibi kritik makamlardan bazılarını alacak. Suriye’de Kuzey Irak'ta Barzani yönetimine benzer bir yapı olacak.

Çünkü ABD böyle istiyor!”

Peki ne oldu?

YPG’nin kendini feshinden sonra tüm bu iddiaları kendisi seslendirmemiş gibi büyük bir sessizliğe gömüldü ve tek kelime etmedi mezkûr özne…

Düşünün bu şahıs bir generaldi…

Savaş stratejisi oluşturma makamında bulunması gereken bir kimsenin, bölgenin dinamiklerinden böylesine habersiz olması kabul edilebilir bir zaaf değildir açıkçası…

Allah korumuş da böyle basiretsiz bir komutanla savaşa girmemişiz…

Bunun yanında niteliksiz Kemalist yazarlar da yaşadıkları şoku atlatabilmek için, “yalan söylüyorlar” basitliğine sığınmayı tercih ettiler.

Öyle ki, kimisi, “YPG/SDG Suriye’nin kuzeyinde ABD desteğiyle varlığını sürdürüyor, kendini feshetmiş veya silah bırakmış değildir. Suriye ordusuna entegre olup sızdılar, Sevr benzeri risk” diyerek gerçeği karartabilmek için ahmaklığın dibini bulan iddiaları bile seslendirmekten geri durmadı.

Bunların ileri gelenlerinden birisi için gazeteci Cüneyt Özdemir şu tespitte bulunma ihtiyacı hisseti yaşanan bir tartışma üzerine…

“Hayatında turist olarak bile Şam’a gitmemiş, Beyrut’u görmemiş gazetecilerden ders almak bana çok iyi geliyor…”

Bu ironik yaklaşım aslında Türkiye’de gazeteci-yazar geçinen Kemalist öznelerin gerçek seviyesini göstermesi açısından çok manidardı doğrusu…

Evet, Türkiye uluslararası planda çok önemli bir mevzi kazanıp yoluna pupa yelken devam ederken, kinden ve nefretten başka sermayesi olmayan, Erdoğan’a düşmanlık edebilmek için Türkiye aleyhtarlığı yapmaktan çekinmeyen nadanların, efendilerine bağlılık adına ihanete bile gözlerini kırpmadan sürüklendiklerini gördük bu süreçte…

Demek ki neymiş?

Aslında Kürtçülerle Kemalistler ‘aynı ana babanın evlatları’ imiş…

Türkiye ve Erdoğan düşmanlığı nedeniyle anında bir araya gelmelerinden ve bu aşağılık emellerine ulaşabilmek için her türlü provokasyona tevessül etmelerinden anlıyoruz bunu…

Yorumlar2

  • Kaan 24 dakika önce Şikayet Et
    Ellerinize sağlık
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Bayram 47 dakika önce Şikayet Et
    bunlar hangi ülkenin mensubu olduklarını açıklasalarda bizde bilsek.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat