Suç seçme devri bitti mi?

  • GİRİŞ04.09.2026 08:54
  • GÜNCELLEME04.09.2026 08:54

Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı döneminde Türkiye’nin adli mücadele pratiğinde dikkat çekici bir hareketlilik yaşanıyor. Birinci hat, uyuşturucu–bahis–kumar. İkinci hat, organize suçlar ve mali kaynakları. Üçüncü hat, yıllardır kamuoyunun gündeminde bulunan faili meçhul veya tartışmalı dosyaların yeniden açılması/derinleştirilmesi. Dördüncü hat ise STK, dini yapılanma veya toplumsal organizasyonlarla bağlantılı olduğu ileri sürülen adli ve/ya mali soruşturmalar.

Bu olağanüstü yoğunluk, olağan bir hukuk düzenine dönüşebilecek mi? Suçluyu tedirgin ederken masumu huzursuz etmeyen güvenilir bir adalet ikliminin kurulması ve toplumsal güvenin kalıcılaşması nihayetinde hepimizin kazanımı olacak. Eğer başarılabilirse tabii...

Dönemin operasyonel adalet politikasına “Def-i mazarrat, celb-i menafiden evladır” anlayışı egemen. Zararlı olanı gidermenin fayda elde etmekten daha öncelikli olduğu yaklaşımına göre, hukuku tahkim etmenin yolu, önce hukuksuzluğun hareket sahasını daraltmaktan geçiyor. Suçun failinden finansmanına, örgütsel ağından meşruiyet zeminine uzanan müdahale, adaleti edilgen bir hakemlikten çıkarıp kamu düzenini koruyan etkin bir hukuk iradesine dönüştürüyor.

Suç ve operasyon politikasındaki bu değişiklik doğal olarak birtakım eleştirileri de beraberinde getirdi: Güdümlülük, seçici operasyon, seçici adalet, kuvvetler ayrılığının sonu, masumiyet karinesi, adil yargılanma güvencesi, kayyum ekonomisi gibi.

Buraya kadar her şey normal. Demokrasi kimsenin ağzını açmadığı bir rejim değil. Anormal olan bu eleştirilerden hareketle operasyonların kendisini suç gibi göstermek. Onca yıldır bu hassasiyeti bekleyen insanların duygularını da önemsemek gerekiyor.

Hukuk, kimse rahatsız olmasın diye randevuyla çalışacak bir mekanizma mıdır? Örgütlü suçlarla mücadelenin daha etkin bir yolu varsa anlatılsın hatta hukuk literatürüne kazandırılsın. Her operasyonu “siyasi” ilan etmek başka türden bir peşin hüküm değil mi? Masumiyet karinesi, her operasyonu peşinen gayrimeşru göstermek için kullanılamaz. Hukuki koruma fiilî dokunulmazlığa dönüşmemelidir. Gerçekte bu karineyi asıl zayıflatan çoğu zaman hukuk değil, gözaltıyı mahkûmiyet gibi sunan medya dili ve dijital teşhir kültürüdür.

Masumiyet karinesi, herkesin kendi medyasına kapandığı düzende, olayın ve şüphelinin kimliğine göre seçici biçimde savunuluyorsa veya tümüyle esirgenmekteyse zaten işlevini yitirmiştir.

Adaletin seçici işleyip işlemediğini söylemek için henüz çok erken. Akın Gürlek döneminin gerçek sınavı, operasyonların çokluğundan ziyade bu iradenin istisnasız devam edip etmeyeceği olacak. Suçla mücadelenin seçilmiş suçlularla mücadeleye dönüştüğü endişesine kapılanlara, suç seçme devrinin artık kapandığı, tereddüde mahal bırakmayacak açıklıkta gösterilmeli. Zira hukuk alan açmadan Türkiye'de ahlakın, dinin, siyasetin, sivil toplumun ve dahi medyanın gerçek anlamda özgürleşmesi pek mümkün olmayacak.

Türkiye'nin bu iradeye ihtiyacı var. Akın Gürlek’in hukuk sahasında ortaya koyduğu kararlılığın, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin güvenlik politikalarında göstereceği güçlü iradeyle tamamlanması gerekiyor. Zira mesele yalnızca büyük operasyonlardan ibaret değil. Vatandaşın gündelik hayatındaki korkuyu azaltmak da en az organize suç örgütlerinin kapısını çalmak kadar önemli. Güvenlik sadece sokağın meselesi değil artık. Suçun yeni coğrafyası doğru okunmadan yeni nesil suçla etkili bir mücadele zor görünüyor. Tüm bunlardan milyonların hayır duasını alacak bir adalet duygusu çıkarılabilirse yüzyıllık bir iş yapılmış olacak.

Prof. Dr. Hakan Aydın / Haber7

Yorumlar4

  • Misafir 1 saat önce Şikayet Et
    Akın gürlek adamsın
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Kaan 1 saat önce Şikayet Et
    Ellerinize sağlık
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Abdullah 2 saat önce Şikayet Et
    Akın Gurlek Tarihe adını yazdırmaya hak kazanmıştır. Dinsiz her şeye sahiplenme adalet duygusunu yitirmiş bir halkı uyandırma yolunda pisliği temizleyen gorevli
    Cevapla Toplam 5 beğeni
  • Misafir 2 saat önce Şikayet Et
    “Def-i mazarrat, celb-i menafiden evladır” Zararlı olanı gidermek fayda elde etmekten daha önceliklidir. Ayrıca mecellenin 30. maddesidir diye hatırlıyorum. İnsanlığın yeni yeni ulaşmaya çalıştığı tehlikeyi kaynağında önlemek prensibi de diyebiliriz. Sineklerle uğraşmaktansa bataklığı kurutmak! Çünkü kötülüğün yayılma hızı büyük, iyilik için emek gerek...
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat