Aileyi İçten İçe Çürüten Görünmez Tehlike: Fuhuş Kültürü ve Nikâhsızlık
- GİRİŞ05.09.2026 09:07
- GÜNCELLEME05.09.2026 09:07
Toplumun en eski kurumu olan aile, bugün ciddi bir sınavdan geçiyor.
İlk evlenme yaşı giderek yükseliyor, doğum oranları düşüyor ve kalıcı evliliklerin yerini daha “geçici ilişkiler” alıyor.
Bu tabloyu sadece ekonomik zorluklar, kariyer kaygıları ya da şehirleşme ile açıklamak eksik kalır.
Görmezden gelinen, hatta konuşulması çoğu zaman rahatsız edici bulunan bir başka başlık daha var: fuhuş ve onun farklı biçimleri.
Fuhuş denildiğinde sadece kayıtlı, denetim altındaki sistem gelebiliyor. Bu yapı, vergiye tabi olmasıyla “resmî” bir görünüm kazansa da arka planında örgütlü yapılar ve insan (kadın) sömürüsü olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu zaten başlı başına bir sorun.
Ancak daha kritik olan, kayıt dışı ve görünmez hale gelen fuhşiyyat biçimi.
Bugün “ilişki”, “flört”, “özgür yaşam tarzı” gibi kavramların gölgesinde ilerleyen bir dönüşüm var.
Özellikle genç kesim arasında, masum görünen hatta aşk gibi etkili kılıfla kendine yer bulan flört/ilişki kültürü, zamanla “nikâhsız birlikte yaşama” pratiklerine evriliyor.
Bu tarz nikahsız birlikte yaşamların bir kısmına uyuşturucunun da eşlik ettiği görülüyor. Bu nedenle de zaman zaman uyuşturucu eşliğindeki partilerde sapkın kombinasyonların varlığı basına yansıyor.
Nikâhsız birliktelik süreçlerinde, tarafların birbirine karşı sorumluluğu azalırken, ilişkilerin geçiciliği artıyor. Öyle ki bugün “senin için ölürüm” modu, pat diye yarın “seni öldürürüm”e dönüşebiliyor. Buna da “aşk (!) cinayeti” deniyor.
Burada mesele sadece ahlaki bir tartışma değil; toplumu içten içe kemiren ve çürüten bir sorunla karşı karşıyayız: Çeşitli isimler altında nikahsız birlikte hayat sürme nedeniyle evlilik ertelendikçe, toplumun temel yapı taşı zayıflıyor.
Daha da önemlisi, bu ilişkilerden “doğan” ve hukuki, sosyal statüsü sorunlu olan çocuklar meselesi yavaş yavaş büyüyor. “Gayri meşru” kavramı bugün belki daha az kullanılıyor, ama sorun sümen altı edilebilecek kadar kritik!
Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Bu gidişat normalleşecek mi yoksa toplum bu sorundan kurtulma adına bilinçli bir tercih yapacak (yani şuurlanacak) ve devlet de bu tercihi besleyecek adımları daha güçlü atacak mı?
İşte devletin nüfus politikaları da bu tartışmanın merkezinde yer almalı.
Kurulan kurullar, hazırlanan raporlar, politika metinleri ve vizyon belgeleri elbette önemli. Ancak mesele sadece teşvik paketleriyle çözülemeyecek kadar derinlikte.
Evliliği (nikâhı) cazip hale getirmek için ekonomik destekler kadar kültürel ve sosyal politikalar da gerekiyor.
Aileyi güçlendiren, sorumluluk bilincini artıran ve ilişkileri “geçicilikten kalıcılığa” hızlı ve etkili bir şekilde yönlendiren bir yaklaşım ve adımlar şart.
“Kayıt dışı ilişkiler”in bu kadar yaygınlaştığı bir ortamda, gençlere sadece “evlenin” demek yeterli olmaz.
Onlara sürdürülebilir ve anlamlı gelecek bir nikâhlı hayat modeli sunmak gerekiyor.
Bu da eğitimden medyaya, hukuktan sosyal politikalara kadar geniş bir çerçevede ele alınmak durumunda.
Her şey dört dörtlük yerine getirilse bile, özellikle medyanın ve özelde dizilerin nikâhsızlık üzere kurulu yapımları düzeltilmeden mesafe almak pek mümkün değil.
Ceza vermekle kötü/şer bitmiyor ve yasaklanamıyorsa, teşviklerle bin tane iyi (program, dizi vb.) ortaya konmalı ki kötü görünür ve etkili olmaktan çıksın; böylece hak gelsin batıl zail olsun!
Yorumlar1