Tasarruf Kıskacında Hukuk Eğitimi: Adaletin Kalitesinden Tasarruf Olur mu?
- GİRİŞ07.09.2026 09:04
- GÜNCELLEME07.09.2026 09:04
Araştırma görevlisi kadrolarında kısıtlamaya gitmek; adaletin kalitesinden ve devletin temelinden tasarruf etmektir
Bu çalışmada öncelikle hukuk fakülteleri dahil bütün fakültelerde yaşanan araştırma görevliliği kadro sorununa değinilecek, daha sonra konu hukuk fakülteleri özelinde ayrıntılı olarak değerlendirilip çözüm önerileri sunulacaktır.
A. ARAŞTIRMA GÖREVLİLİĞİ KADROLARINDA GENEL SORUN
Türkiye’de akademide tepede büyüme devam ederken, bölümlerdeki araştırma görevlisi sayıları alarm vermektedir! Bölümlerde araştırma görevlisi sayısı her geçen gün azalırken profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi sayısında ciddi artışlar yaşanmıştır.
2021-2022 eğitim-öğretim yılından 2024-2025 yılına kadar devlet üniversitelerinde toplam öğretim üyesi sayısı (profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi) 73 bin 947'den 92 bin 106'ya yükselirken, aynı dönemde diğer öğretim elemanı sayısı (öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi) 77 bin 844'ten 61 bin 882 seviyesine gerilemiştir. Özellikle araştırma görevlisi sayısı 46 bin 706 iken 2024-2025 akademik yılında 33 bin 545'e düşmüştür (Kaynak: https://www.memurlar.net/haber/1144628/yok-arastirma-gorevlisi-alimlarini-artirmali.html).
Üniversiteler YÖK tarafından araştırma görevlisi kadrosuyla ciddi şekilde desteklenmezse bölümler her geçen gün yaşlanacak ve akademik performans da giderek düşecektir.
B. HUKUK FAKÜLTELERİNE İLİŞKİN ÖZEL SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
1) Hukuk Disiplininin Diğer Alanlardan Ayrışan Kariyer Dinamiği
Türkiye’de yükseköğretim personel rejiminde yaşanan araştırma görevlisi istihdam krizi, hukuk fakülteleri söz konusu olduğunda diğer tüm lisans alanlarından radikal biçimde ayrışan özgün bir nitelik taşımaktadır.
Temel bilimler (fizik, kimya, biyoloji), fen-edebiyat, felsefe veya belirli mühendislik dallarından mezun olan bir öğrenci için uzmanlaşmanın, bilimsel derinleşmenin ve alanda kalmanın en temel ve çoğu zaman yegâne kurumsal yolu üniversitede araştırma görevlisi olmaktır. Bu alanlarda mezunların yönelebileceği kamusal kariyer imkânları sınırlıdır.
Buna karşın hukuk fakültesi mezunlarının önünde, henüz lisans sıralarındayken somutlaşan, son derece kurumsal, takvimi belirli ve yüksek statü sunan alternatif bir kariyer yolu mevcuttur. Anayasa’nın 139. ve 140. maddeleriyle güvence altına alınan hâkimlik-savcılık teminatı, yüksek kamusal itibar ve tatminkâr özlük hakları; hukuk mezunları için akademinin karşısına devasa bir çekim merkezi olarak çıkmaktadır.
2) Kadro Azlığı ve Öngörülemezliğin Doğurduğu "Giriş Bariyeri" ve Olumsuz Sonuçları
Diğer fakültelerde olduğu gibi hukuk fakültelerinde de araştırma görevlisi istihdamının merkezi idarece kısıtlanması ve ilan sayılarının sembolik düzeylere çekilmesi, öğrencilerin rasyonel tercih mekanizmasını doğrudan olumsuz etkilemektedir. Her yıl 20 binin üzerinde hukuk fakültesi mezununun verildiği bir tabloda, köklü veya yeni kurulan fakültelerde dahi anabilim dalları bazında tekil kadroların bile açılmaması; en nitelikli öğrencilerin zihninde "Akademiye girebilme ihtimali fiilen ve matematiksel olarak imkânsızdır" algısını oluşturmaktadır.
Belirsiz bir tarihte açılacak tek bir araştırma görevlisi kadrosu için yıllarca bekleyip işsiz kalma riskini almak yerine; takvimi belli, düzenli açılan ve Anayasal teminat sunan hâkimlik-savcılık sınavlarına odaklanmak mezunlar nezdinde tek mantıklı seçenek hâline gelmektedir.
Bu durum, hukuk biliminin geleceğini tehdit eden bir "akademik negatif seçilim" mekanizması üretmektedir: Fakülteleri dereceyle bitiren, soyut kavramsal tahlil yapabilen, doktriner tartışmalara yatkın ve yabancı dil yetkinliği yüksek "en parlak" öğrenciler, kadro belirsizliği nedeniyle akademi hayalinden henüz mezuniyet aşamasında vazgeçmektedir.
Hukuk bilimi; yalnızca kanun metinlerinin aktarılmasıyla değil, yerleşik içtihatların eleştirel analizi, yorum metodolojisi ve kürsü geleneğinin nesilden nesile aktarılmasıyla gelişir. Yetişecek yeni araştırmacı kadrosunun bulunmaması, köklü anabilim dallarının (Medeni Hukuk, Ceza Hukuku, İdare Hukuku vb.) akademik hafızasını ve sürekliliğini tüketmektedir. Bu temel alanlarda asistan yetiştiremeyen bir kürsü, kıdemli profesörlerin emekliliği ile birlikte entelektüel hafızasını tamamen kaybedecektir.
Başarılı öğrencilerin akademiyi bir hedef olarak görmemesi, lisans düzeyindeki öğrencilerin derslere ve bilimsel araştırmalara yaklaşımını da pragmatik bir sınav hazırlığına (test çözme tekniğine) indirgemektedir.
Araştırma görevlisi eksikliği, lisans eğitiminin omurgasını çökertmektedir. Zira hukuk metodolojisinin temeli, teorik bilginin somut kurgusal olaylara tatbik edildiği, küçük gruplar hâlinde yapılan pratik çalışmalar ve seminerlerdir. Bu çalışmalar asistan desteği olmadan istenilen yoğunlukta ve kapsamda yapılamaz. Araştırma görevlisi sayısının yetersizliği, hukuk formasyonunu vaka analizinden kopararak mekanik bir kanun ezberine indirgemektedir. Ayrıca araştırma görevlilerinin bulunmadığı veya yetersiz kaldığı kürsülerde öğretim üyeleri; sınav organizasyonu, gözetmenlik ve temel bürokratik işlere boğulmakta; bu durum derinlikli monografi, şerh ve makale üretimini azaltmaktadır.
En iyi hukukçuların yalnızca hâkimlik, savcılık ve avukatlık mesleklerine yönelmesi, kısa vadede yargı teşkilatı için bir avantaj gibi görünse de orta ve uzun vadede tüm adalet sistemini tüketen yapısal bir kısır döngü doğuracaktır. Zira yargı pratiğinde yüksek mahkeme içtihatları gökten zembille inmez; akademik şerhlerden, monografilerden ve bilimsel eleştirilerden beslenir. Doktrin üretimi durduğunda, hâkim ve savcılar karmaşık hukuki uyuşmazlıklarda başvurabilecekleri derinlikli kaynaklardan yoksun kalır. Zayıflayan akademik formasyonla yetişen uygulayıcılar, içtihat oluşturma ve gerekçe yazma kabiliyetini yitirmekte; şablon kararlara ve biçimsel yargılamaya yönelmektedir. Bu durum, Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesini ve Anayasa'nın 141. maddesindeki gerekçeli karar hakkını zedelemektedir.
3) Somut Çözüm Önerileri
a) Hukuk Fakültelerine Taban Norm Kadro Zorunluluğu
Merkezi bütçe kanunlarıyla üniversitelere verilen açıktan atama izinlerinde, taban norm kadrosunu dolduramamış hukuk fakültelerine doğrudan "öncelikli ve bloke edilemez" kontenjanlar ayrılmalıdır.
YÖK ve üniversite senatoları, hukuk fakültelerinin öğrenci kontenjanları ile orantılı olarak her anabilim dalı için asgari (taban) araştırma görevlisi istihdamını zorunlu kılmalıdır. Bu doğrultuda, hukuk fakültelerindeki toplam öğrenci sayısı esas alınarak nesnel bir katsayı belirlenmelidir.
Ayrıca "Anabilim Dalı (Kürsü) Bazlı Asgari Taban Standardı" getirilmelidir. Bir hukuk fakültesinde eğitimin ve bilimsel üretimin asgari düzeyde yürütülebilmesi için fakültenin ana omurgasını oluşturan anabilim dallarında, öğrenci sayısından bağımsız olarak, her kürsüde en az 3 ila 4 araştırma görevlisinin istihdam edilmesi kanuni bir zorunluluk (asgari taban norm) hâline getirilmelidir.
b) Öngörülebilir Akademik İstihdam Takvimi
Mevcut düzende araştırma görevlisi ilanları; münferit, yılın rastgele dönemlerinde, her üniversitenin kendi takvimine göre ve çoğu zaman kişiye özel kadro şüphesi barındıran ek kriterlerle açılmaktadır. Adaylar ne zaman ilan açılacağını veya kadro verilip verilmeyeceğini öngörememektedir. Bu belirsizlik karşısında mezunlar, yılda en az iki kez düzenli olarak yapılan hâkimlik-savcılık sınavlarını tek güvenli liman olarak görmektedir.
Hâkimlik sınavlarında olduğu gibi, araştırma görevliliği kadroları da yıllık periyotlarla, önceden ilan edilen takvimler dâhilinde, merkezi ve şeffaf bir liyakat esasına bağlanmalıdır.
Böyle bir düzenleme yapıldığında, mezuniyet aşamasında dereceye giren bir hukuk öğrencisi; “Belirli bir tarihte araştırma görevliliği sınavı ve yerleştirmesi var; puanımla, liyakate dayalı olarak bir kürsüye yerleşebilirim" güvencesine sahip olacaktır. Akademik kariyer şeffaf ve saygın bir sürece dönüşecek; böylece en parlak zihinlerin sadece hâkimlik ve savcılığa yönelmesi engellenerek akademiye kazandırılması sağlanacaktır.
c) Araştırma Görevliliği Sınavı İle Yüksek Lisans ve Doktora Sınavlarında ALES Puanı Yerine HMGS Puanının Esas Alınması
Mevcut mevzuata göre, hukuk alanında araştırma görevliliğine atanabilmek için yapılacak sınava kadro sayısının on katı kadar aday çağrılabilmekte, on katını belirlemede ALES (Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı) puanının yüzde 60’ı yabancı dil puanının ise yüzde 40’ı dikkate alınmaktadır. ALES ise bilindiği üzere genel yetenek becerilerinin ölçüldüğü bir sınav olup, hukuk bilgisinin ölçülmesiyle herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Hukuk birikimi eksik olan adaylar bu sınava özgü tasarlanan hazırlık kitaplarına çalışarak yüksek bir puan alabilmekte ve böylece sıralamada hukuki donanımı daha yüksek olan başka adayların önüne geçmek suretiyle asistanlık sınavına girebilmektedir. Bazen ALES’ten çok yüksek puan alan ancak lisans mezuniyet not ortalaması çok düşük olan adaylar lisans mezuniyet not ortalaması çok yüksek olan, hatta fakülteyi birincilikle bitiren adayların önüne geçmektedir. Bu sistem şu ana kadar ALES sınavını ikame edecek objektif bir kriter bulunamadığı için sürdürülmüş olabilir. Ancak hukuk alanında hâkimlik ve savcılık, avukatlık ve noterlik mesleği için ihdas edilen ve nesnelliği üzerinde bir kuşku olmayan hukuk mesleklerine giriş sınavının (HMGS) bir hukuk mesleği olan araştırma görevliliği için de kabul edilmesi hâlinde, hukuk yönünden hiçbir ölçücülüğü olmayan ALES sınavının yerine daha isabetli bir kriter getirilmiş olacaktır.
Aynı sorun yüksek lisans ve doktora programlarına giriş sınavında da söz konusudur. YÖK Çerçeve Yönetmeliğine göre yüksek lisans ve doktora sınavına girmek için ALES’ten en az 55 puan almak gerekiyor. Bu puan yüksek bir puan olmayıp her adayın rahatlıkla alabileceği bir puandır. Ancak asıl sorun, ALES puanının adayların ön eleme değerlendirmesi ile nihai değerlendirmesindeki etkisidir. Başvuru sayısı belirlenen kontenjandan fazla olan programların Giriş Sınavlarına katılacak aday öğrencilerin belirlenmesinde ALES puanı, dil ve lisans mezuniyet puanına nazaran daha fazla etki etmektedir. ALES’in bu etkisi nihai başarı notlarının belirlenmesinde de söz konusudur.
SONUÇ: HUKUK AKADEMİSİ VE ADALETİN GELECEĞİ İÇİN ÇAĞRI
Hukuk fakültelerinde araştırma görevlisi kadrolarının kısıtlanması, bütçe tasarrufuyla ve ekonomik gerekçelerle açıklanamayacak kadar derin bir hukuk devleti ve yargı güvenliği sorunudur.
En nitelikli beyinlerin akademiden uzaklaştığı, kürsülerin asistan desteğinden yoksun bırakıldığı ve doktriner üretimin kesintiye uğradığı bir iklimde; bağımsız, adil ve nitelikli bir yargı pratiğinin sürdürülmesi imkânsızdır.
Hukuk fakültesi kontenjanlarının düşürülmesi ve yeni fakültelerin açılmaması yönündeki akademik taleplere sessiz kalmayarak gerekli yasal ve idari reformları hayata geçiren YÖK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erol Özvar’ın, araştırma görevliliği kadrolarının genişletilmesi hususunda da aynı kararlı iradeyi sergilemesini bekliyoruz.
Bu doğrultuda, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek ve Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek’e açık bir çağrıda bulunuyoruz: Hukuk akademisini felç eden genç akademisyen kadroları üzerindeki mali kısıtlamalara ve tasarruf uygulamalarına son verilmesini talep ediyoruz. Unutulmamalıdır ki geleceğin adalet sistemi, bugünün araştırma görevlilerinin omuzlarında yükselecektir. Dolayısıyla, araştırma görevlisi kadrolarında gidilen tasarruf; doğrudan adaletin kalitesinden ve devletin temelinden tasarruf etmek anlamına gelecektir.
Prof. Dr. Rauf KARASU
H.Ü. Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol