Okul kapısının yanındaki tehlikeler

  • GİRİŞ12.09.2026 09:14
  • GÜNCELLEME12.09.2026 09:14

Dünya genelinde yeni eğitim-öğretim yılının heyecanla başladığı bu günlerde; velilerimiz çocuklarının kitap, kırtasiye, kıyafet, dershane ve etüt hazırlıklarıyla koşuşturmacaya girişirken, bir yandan da eskiden yalnızca öğrencilerin simgesi sayılan önlüğün artık öğretmenler için de zorunlu tutulması gerekip gerekmediği tartışma gündemini meşgul etmektedir. Ben ise bu satırlarda eğitim kurumlarının çevresiyle ilgili gözlemlerimi ve düşüncelerimi kaleme almak istiyorum.

Eğitimde başarının temel dinamiği olarak kabul edilen öğrenci – veli – okul (çevre) üçgeni, aslında birbirini dengeleyen bir sacayağı gibi işlev görür. Ne var ki "okul" denildiğinde akla çoğunlukla yalnızca öğretmenin başarısı, çalışkanlığı ve gayreti gelir. Oysa eğitim sürecini derinden etkileyen sosyal (arkadaş) ve fiziksel çevre gibi faktörler büyük ölçüde göz ardı edilmektedir.

Peki bu bağlamda sorulması gereken kritik soru şudur: Okul çevresinde çocukları bekleyen tehlikeler nelerdir?

Okul çevresinde çocukları ve gençleri bekleyen en ciddi sosyal tehlikelerin başında zararlı alışkanlıklar ve madde bağımlılığı gelmektedir. Çocuğu ve gençleri bu tehlikeye sürükleyen etkenler arasında arkadaş çevresi olduğu gibi okul çevresi de yer alabilir. Her sabah gözlerimizi açtığımızda bir önceki günden daha büyük bir operasyon haberiyle karşılaşıyoruz; bu haberlerin büyük çoğunluğu da uyuşturucu ile bağlantılı. Bu karanlık dünyanın asıl hedefi, çocuklarımızı ve gençlerimizi tuzağa düşürmek, onları bu bataklığa çekerek kendilerine bağımlı birer müşteriye dönüştürmektir. Bu amaçla okul çevreleri ve üniversite kampüsleri, bu kesimlerin en verimli "av alanı" hâline gelmiştir. Zararlı alışkanlıklara kapı aralamak ne yazık ki yalnızca ortaöğretimle sınırlı kalmayıp yükseköğretim yıllarında da sürmektedir.

Öte yandan toplumsal değer yargılarında yaşanan derin dönüşüm de bu tabloyu beslemektedir. "Helal kazancımla çoluk çocuğumun rızkını temin edeyim" kaygısı, günümüz insanının zihninde neredeyse silinip gitmiştir. Onun yerini "nereden ve nasıl olursa olsun, en kısa sürede en çok parayı kazanıp harcayayım" anlayışı almıştır. Helal-haram hassasiyetinden yoksun bu kazanç zihniyeti; insanı aldatmaya, sınır tanımadan daha fazlasını ele geçirmeye ve başkalarına verdiği zararı umursamamaya sürüklemektedir.

Okul çevresinde kimliği belirsiz şüpheli kişilerin dolaşması, denetimsiz internet kafe ve oyun salonlarının varlığı; üstelik bu mekânların hemen yakınında tek dal ve elektronik sigara satışının önünün açık tutulması, gençlerin bu zararlı ürünlere kolayca ulaşmasını mümkün kılmakta ve kötü alışkanlıkların toplumun en genç kesiminde hızla yayılmasına zemin hazırlamaktadır.

Bu noktada şunu açıkça vurgulamak gerekir: Okul çevresindeki işletmeler sıradan birer ticari mekân değildir. Bu alanlar, doğrudan çocukların güvenliğini ve geleceğini etkileyen kritik sosyal mekânlardır; dolayısıyla bu bilinçle denetlenmeli ve yönetilmelidir.

Bunların yanı sıra okul civarında yer alan metruk ve sahipsiz binalar da göz ardı edilemeyecek bir tehlike unsuru oluşturmaktadır. Bu yapılar, madde bağımlılarının sığınak olarak kullandığı karanlık köşelere dönüşebilmekte; çocuklar ve gençler açısından ciddi fiziksel ve sosyal riskler barındırmaktadır.

Bazı bölgelerde okul çevrelerinde karşılaşılan başıboş hayvanlar, özellikle henüz küçük yaştaki öğrenciler için ciddi bir korku ve güvenlik riski oluşturmaktadır. Sahipsiz hayvanlarla ani karşılaşmalar; hem fiziksel yaralanmalara yol açabilmekte hem de çocuklarda kalıcı psikolojik izler bırakabilmektedir.

Öte yandan okul yakınlarında faaliyet gösteren seyyar satıcılar ve denetimsiz kantinler, büfeler aracılığıyla çocuklara sunulan sağlıksız ve hijyenden yoksun ürünler de bir o kadar önemli bir tehdit unsuru oluşturmaktadır. Çocukların bilinçsiz tüketim alışkanlıkları göz önüne alındığında, bu ürünlerin yaratabileceği sağlık riskleri küçümsenmemelidir.

Mesleki eğitim yerine akademik başarıyı merkeze alan mevcut eğitim sistemimiz, velileri sürekli olarak "daha iyi okul" arayışına yönlendirmektedir. Bu arayış, çocukların kendi mahallelerindeki okul yerine servisle ulaşılabilecek uzak veya özel okullara yönlendirilmesini de beraberinde getirmektedir. Oysa bu noktada çoğu zaman farkında olmadan göz ardı edilen önemli bir husus vardır: Servis sürücülerinin tutum ve davranışları da bir eğitim ortamıdır. Sürücünün araçta çaldığı müzik, yolculuk sırasındaki konuşmaları, trafik kurallarına uyup uymaması; bunların tamamı, her gün onlarca dakikasını bu araçlarda geçiren öğrencileri farkında olmadan derinden şekillendirmektedir. Bu nedenle okul servisçiliği, herhangi bir aracı olan herkesin rahatlıkla yapabileceği sıradan bir iş olarak görülmemelidir. Servis sürücüleri titizlikle seçilmeli, düzenli olarak denetlenmeli ve bu alandaki standartlar yalnızca araç güvenliğiyle sınırlı tutulmayıp sürücünün kişisel nitelikleri ve davranışlarını da kapsayacak şekilde genişletilmelidir.

Okul çevresinde çocuklarımızı bekleyen tehlikeler yalnızca fiziksel boyutla sınırlı değildir. Akran zorbalığı, siber zorbalık ve oyun bağımlılığı da bu tehlikelerin görünmez ancak bir o kadar yıkıcı olan yüzlerini oluşturmaktadır.

Geçmişte gerek ortaöğretimde gerekse yükseköğretimde ders yoğunluğu oldukça fazlaydı ve öğrenciler zamanlarının büyük bölümünü bu yoğunlukla baş başa geçirirdi. Ancak günümüzde bu yoğunluk giderek azalmakta; boşalan zaman dilimleri ise öğrencileri dışarıda daha fazla vakit geçirmeye yönlendirmektedir. Bu durum özellikle yükseköğretimde çarpıcı bir boyut kazanmaktadır. Çocuğunu üniversiteye gönderen pek çok veli, "haftanın beş günü sabahtan akşama kadar okulda" olduğunu varsayarak içi rahat bir şekilde beklemektedir. Oysa gerçek tablo çoğu zaman bundan çok farklıdır. Oysa öğrenci, günün büyük bir bölümünü ders dışında kafelerde, oyun salonlarında, sosyal medyada ya da uygun olmayan ortamlarda harcamaktadır.

Bu konuda kaleme alınmış en dikkat çekici yazılardan biri, hiç kuşkusuz Türkiye gazetesinde yayımlanan köşe yazısıdır. Prof. Dr. M. Burak Gönültaş'ın "Üniversite Gençliğini Bekleyen Gizli Tehlikeler" başlıklı bu yazısı, meseleyi hem derinlikli hem de isabetli bir bakış açısıyla ele almakta olup okumalarınızı şiddetle tavsiye ederim. Gönültaş, söz konusu yazısında şu tespite yer vermektedir: "Üniversiteye yüklenen sembolik anlam, gençleri sanal bir özgürlük hissiyle denetimsiz alanlara itmektedir. Ders saatleri ile barınma mekânları arasında kalan geniş serbest zaman, denetimsiz ortamlarda tüketilmektedir. Kurumsal ve ailevi denetimden yoksun bu yapılar; madde kullanımı, sapkın davranışların öğrenilmesi ve kentsel risk odaklarıyla etkileşim gibi antisosyal durumlara zemin hazırlamaktadır."

Okul çevresinin güvenliği; yalnızca okul yönetiminin ya da öğretmenin omuzlarına yüklenemeyecek kadar kapsamlı bir sorumluluktur. Bu sorumluluk; velileri, belediyeleri, emniyet güçlerini, esnafı ve toplumun tüm kesimlerini eşit ölçüde bağlamaktadır. Güvenli bir okul çevresi, ancak bu paydaşların ortak bilinç ve iş birliğiyle inşa edilebilir.

Unutulmamalıdır ki bugün atılacak küçük adımlar ve alınacak yerinde önlemler, yarın yaşanabilecek büyük acıların önüne geçebilecek güçtedir.

Elbette güvenlik tedbirleri, polisiye ve fiziksel önlemler bu süreçte vazgeçilmez bir işlev üstlenmektedir. Ancak eğitim söz konusu olduğunda, tüm bu önlemlerin çok daha ötesinde bir etken öne çıkmaktadır: Ahlak eğitimi ve eğitimcilerin rol model oluşu. Bir çocuğun karakterini şekillendiren en güçlü unsur; ne bir yasa maddesi ne de bir güvenlik kamerası, bilakis karşısında gördüğü erdemli bir insan örneğidir. Sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak önce sağlıklı çevreler inşa etmeliyiz.

Prof. Dr. Vehbi Ünal

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat