Eğitim-Öğretim Yılımız ve Hala Bitmeyen Kadın Cinayetleri
- GİRİŞ16.09.2026 09:17
- GÜNCELLEME16.09.2026 09:17
2026- 2027 eğitim ve öğretim yılımız başladı.
Hayırlı olsun.
Bu sene yaklaşık bir milyon yedi yüz bin civarında çocuğumuz ilk, orta ve liselerde okullara gidiyor.
Dileyelim, İnşallah gelecekte bu sayı daha da artar.
Fakat hem İstanbul’da, hem de diğer bazı şehirlerimizde çeşitli özel ve devlet liselerinde ve çok amaçlı, çok mevcutlu Kız İmam Hatip Liselerinde fahri olarak öğretmenlik yaptım.
Her gittiğim okulda gençlerimize ne olmak istediklerine dair sorular sordum.
Kız öğrencilerimizden aldığım cevaplar düşündürücüdür..!
Genç kızlarımızın kahir ekseriyeti hukukçu, mühendis, işletmeci ve hekim olmak istiyor.
Öğretmen olmak isteyenlerin sayısı çok az.
Okuyup bir fakülte bitirdikten sonra “Anne” olmayı düşünenler ise hemen hemen hiç yok, hepsi “Kariyer” yapmak istiyor.
Çünkü; bugün gerek okullarımızda, gerekse aile çevrelerinde genç kızlarımıza gösterilen en büyük hedef; onların çalışarak, kendi ayakları üzerinde durup, daha mutlu olacaklarına dair batılı ve batıcı görüştür.
Bu görüş bizde de amaç haline geldikçe hem nüfusumuz yaşlanıyor hem de kadın cinayetlerinde batıdaki gibi artış oluyor.
Şöyle de diyebiliriz:
Kadınların “anne” olmak gibi yüce bir makamı boşaltması ve kreş çocuklarının çoğalması oranında, kötülükler çoğalıyor.
Zarafet ve merhamet timsali gerçek anneler yetişmeyince, gerçek annelerin yeri dolmayınca, o makamın ehli olan anneler makamına oturmayınca, müsvedde anneler gelip, o makama kurulup, oturuyorlar.
ANNE SEVGİSİYLE YETİŞMEYEN YONTULMAMIŞ KABA SABA İNSANLARIN SAYISI GİDEREK ARTIYOR
Uzaktan bakınca o makamda gerçekten bir anne oturuyor sanıyoruz.
Oysa ehil olan, yani gerçek anne olması gereken kadınlar fabrikalara, bürolara, ajanslara, bankalara, atölyelere, müşteri hizmetlerine, danışmalara, tesepsiyonlara en önemlisi de sokaklara ve kitle ulaşım araçlarına istiflenince annelik makamı boşaldı.
Eli işte, aklı kreşte olan kimyası bozulmuş; kadınlığı, anneliği, komşuluğu, nezahatı, nezaketi, inceliği, muhabbeti, fedakârlığı, diğerkâmlığı elinden alınmış kadınlar ortalığa döküldüler.
Böyle olunca anne merhametiyle, sevgisiyle ve ninnisiyle yetişmemiş kaba-saba, yontulmamış, bir terbiye çemberinden geçmemiş erkekler de bu kadınların bedenleri üzerinden geçinmeye, onların naziklikleri üzerinden bin bir türlü hileler uygulamaya başladılar, daha olmadı onları öldürmeyi seçtiler;
Namusumu kirlettin ..!
Sen beni nasıl terk edersin?
Bu saate kadar neredesin?
Çocuğumu sana vermem..!
Kiminle mesajlaşıyorsun?
Demek, iş arkadaşınla yemeğe çıktın?
Senden anne mi olur, evladımıza bakamıyorsun..!
Sen misin beni evimden uzaklaştıran?...
Gibi suçlamaların muhatabı olan kadınların öldürülmesi tavan yaptı.
ZENGİNLİĞİNİZ ANNE KOKUSUNDAN MAHRUM YETİŞEN ÇOCUĞUNUZU KÖTÜLÜKLERDEN KORUYAMAZ.
Evden anne gidince evlerimiz otele döndü.
Ne komşuluk, ne akrabalık, ne büyükleri ziyaret, ne mahalle ne de mutfak kültürü ve ne de birbirimize saygımız kaldı..!
Ben bunları söyleyince bazı çalışan hanımlar arıyor ya da mesaj atıyorlar: “Bizi dört duvar arasına mı kapatmak istiyorsunuz, çalışmayalım mı?“
Hayır efendim, hayır.
Çalışmayın demiyorum, şunları demek istiyorum:
Birincisi: Bütün bir hayatınız boyunca önceliği anneliğe verin diyorum; onu iyi öğrenin, iyi kavrayın, hazırlık yapın, mümkünse eğitimini alın, ev ekonomisini ve evinizde iktisat etmeyi öğrenin, evin sadece kadını değil her şeyi olun, nitekim “baba evin direği” denmiştir, ama anne evin her şeyidir, sadece birkaç direkle bir bina ayakta kalsa bile yuva olmaz.
Evi yuva yapan annedir.
Okuyun ve çalışın ama erkeklerle yarışıp, fıtratınızı bozmayın.
Ayrıca Selçuklu da binlerce vakıf kurulmuş, bunların çoğunu hanımlar kurmuş ve işletmiştir.
Osmanlı da ise tespiti yapılabilen 26 300 vakıf kurulmuş, bunların da önemli bir kısmını sizin gibi hanımlar kurmuş ve yönetmişlerdir.
Benim dört duvar arasını kendilerine layık gördüğüm eğitimsiz bir hanımefendi bir vakfı, bir derneği, bir yardım kuruluşunu nasıl kurup yönetecek?
Nitekim bugün Ticaret Bakanlığımızın KOOP-DES projesiyle kadın girişimcilerimiz çok faydalı işler başarıyor.
İkincisi: Fıtratınıza uymayan, sizi annelik dışındaki çocuksu heveslere yönelten, anneliği ikinci, üçüncü plana iten, sizi erkeklerle kas yarışına sokan hiçbir diploma için, kariyer denen o ne idüğü belirsiz hayal için yıllarınızı harcamayın.
Zira sizin için çocuğunuzdan daha kıymetli, ondan daha kalıcı, ondan daha büyük bir diploma ve daha büyük bir kariyer ve eser olamaz.
Bu büyük ve kalıcı eserinizi onarıp, yetiştirmek, emeğinizi ona harcamak varken, onu sizin kokunuz, merhametiniz, sevginiz ve şefkatinizle uzaktan-yakından alakası olmayan bakıcılara ve “soğuk” kreşlere verip çocuk büyüttüğünüzü sanmayın.
Sizin anneliğinizin merhamet ve şefkatinden mahrum büyümüş bu çocuklardan biri, bir gün sizin hemcinslerinizden birini katlederse, bunun vebalini bu dünyada vicdan azabı olarak, hakiki dünyada da daha yakıcı bir ceza olarak çekersiniz.
Üçüncüsü: Evet, ekonomik olarak zaruri ihtiyacınız yoksa çalışmayın.
Eğer herhangi bir diplomaya sahipseniz bu diplomanıza verdiğiniz emeğin karşılığını neden para, eşya, araç-gereç, cila, boya, giysi ve kariyer olarak düşünüyorsunuz da, o bilgilerinizi çocuğunuzdan esirgiyorsunuz?
Neden, sizin bu dünyaya bırakacağınız en değerli hazinenizi, en değerli eserinizi mükemmelleştirmek için değil de, maddi zenginliği ona tercih ediyorsunuz?
Maddi zenginliğinizin, anne kokusuyla yetişmemiş çocuğunuzu, bu çağın kötülüklerinden koruyacağını mı düşünüyorsunuz?
Onu daha pahalı okullarda okutarak, onun için daha çok para harcayarak bilgili, ahlaklı, yetenekli olacağını mı sanıyorsunuz?
Çok para sizin yavrularınızı annelerinin, babalarının kıymetini bilen biri mi yapacak?
Ne bitmez ham hayal..!
Ne büyük gaflet..!
Ne büyük yanılgı..!
BUGÜN DİPLOMASIZ BİLGİSİZ SERTİFİKASIZ EHLİYETSİZ ve TECRÜBESİZ TEK MESLEK ANNELİK ve BABALIKTIR
İşte bu gaflet, yanılgı ve ham hayaller sebebiyledir ki, bugün toplum olarak acıyla kıvranıyor, öldürülen gencecik kadınlarımızın arkasından ağıtlar yakıyoruz.
Belli ki, o büyük zenginlik ve para içinde okuyan erkek çocukların, “sevgilim” dediği kızlarımızı testerelerle kestiğini unutmuşsunuz.
Heyhat..!
Bu yakınmalar, bu çırpınışlar, bu feryatlar ve bu gözyaşları nafile.
Başta aileden sorumlu olan yöneticilerimiz olmak üzere, hepimiz başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmeliyiz; Avrupa ve Amerika metropollerinde işlenen kadın cinayetlerinin bizden daha fazla olduğunu istatistiklerle biliyoruz.
Fakat biz hala onların peşinden gidiyoruz.
Halbuki bunları önlemek için saçma sapan Batılı çözümler yerine, her evlilikte, her nikahta örnek aile olarak gösterilen Efendimizle (sav) Hatice annemiz, Adem Peygamberle Havva annemiz, Hz. Ali ile Fatıma annemiz arasındaki ülfet ve muhabbet nasıl olmuşsa bunlara kafa yorup, bunları araştırıp, okullarımızda bunların eğitim ve öğretimi yapıp yavrularımıza öğretsek olmaz mı?
Avrupa birliğinden aldığımız çerez kabilindeki fonlarla sadece onlara benzeriz. Bu fonlarla ailemizi inşaa edip, kadınlarımızı öldürülmekten koruyamayız.
Biz Batılı ülkelerden daha mı zenginiz ki vereceğimiz teşviklerle nüfusumuzu artırıp gençleştirmeyi hayal edelim?
Kaldı ki, hangi Batılı zengin ülke kadın cinayetlerini önledi ve nüfusunu arttırabildi?
Bana bir tek örnek gösterin.!
ANNEYİ YENİDEN KENDİ MAKAMINA ALTIN KÖŞKÜNE OTURTMALIYIZ
Başkan Erdoğan’ın birkaç defa dile getirdiği gibi, aile konusundaki eksiklikler bir an önce ele alınmalı.
Bugün ne yazık ki diplomasız, bilgisiz, sertifikasız, ehliyetsiz ve tecrübesiz dünyada bir tek “meslek” var: o da anne ve baba olmak.
Ve böylesine hiçbir ehliyeti, eğitimi olmayan insanlara çocuk sahibi olmak gibi büyük bir sorumluluk verilerek, ülkelerin geleceği teslim ediliyor..!
İşte bunun içindir ki, her gün, bir önceki günden daha fazla kadın cinayeti oluyor.
Kadına yönelik bu menfur cinayetleri durdurmanın bir tek yolu vardır: Kadına asıl kimliğini vermek; ona saygınlığını, anneliğini, hakiki işini, bilgisini ve mesuliyetini yeniden kazandırmak.
Ayrıca daha önce de söyledim, AK PARTİ döneminde özürlü yardımından, bakıcı ve çocuk yardımına, çocuk yardımından, yaşlı maaşına, kreş desteğine kadar yapılan sosyal yardımlar bazı müreffeh batılı ülkelerden daha fazla, fakat bunlar çok dağınıktır.
Bunları toparlayıp belli bir “annelik” kursundan geçmiş olduktan sonra evlenen ve belli bir sayıda çocuk yapan hanımları SGK kapsamına almalıyız ve bir miktar maaş vermeliyiz.
Sözün özü, ağlayıp sızlanmak yerine acil çözümler ve mutlaka “anne merkezli” çözümler üretmeliyiz.
Zira, ayağı altına cennet serilen kariyere ve çok paraya sahip olan kadınlar değil; hiçbir beklentisi olmadan yavrusunu seven; iffetin, adanmışlığın, fedakârlığın, şefkatin ve merhametin kahramanı olan ve evlatlarına öldürmenin büyük günah olduğunu öğreten, onu ahlaklı olarak eğiten ona haramı ve helali öğreten “anne” dir.
Son sözüm şudur: Anneyi yeniden kendi yüksek makamına, altın köşküne oturtmadan, batılı palyatif çözümlerle ne nüfusumuzu arttırabiliriz, ne de kadın cinayetlerinin önüne geçebiliriz..!
Yeniden, benim de üç torunumun içinde olduğu 2026-27 Eğitim ve Öğretim yılımızda yavrularımıza ve öğretmenlerimize başarılı bir yıl ve hayırlar diliyorum.
Ferman Karaçam / Haber 7
Yorumlar7
-
zeki
12 dakika önce
Şikayet Et
değerli yazarımıza yüzde yüz doğrudiyor katıliyorum bir müsülman ülke için en önemli makam annelık makamıdır çok da değerli ve para biçilemez bir değerdır
Beğen
Cevapla
-
Evet, Haklı
15 dakika önce
Şikayet Et
Çok doğru
Beğen
Cevapla
-
Sadi
16 dakika önce
Şikayet Et
Çocuğun Ailede büyüdüğü,insan olduğu gerçeğini umarım anlamakta çok geç kalmayız... Bu bir beka meselesi malesef..
Beğen
Cevapla
-
urfalı
18 dakika önce
Şikayet Et
Devlet evlenen kız çocuklarına çocuk sayısına göre maaş verirse bu sorunlar ortadan kalkar......
Beğen
Cevapla
-
Kemal Türkmen
21 dakika önce
Şikayet Et
Çok güzel ve anlamlı bir yazı. Her bir satırına katılıyorum. Evet çocuklarımızı okutalım ama fıtratlarına yabancılaştırmayalım. Kızlarımızın önüne sadece kariyeri koymayalım. Erkeğe de kızı da sorumluluklarını iyi öğretelim.
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle