Kozinoğlu dosyasını bir de böyle okuyun
- GİRİŞ18.09.2026 09:08
- GÜNCELLEME18.09.2026 09:08
Sovyetler Birliği 1991’de çöktü. Bu, aynı zamanda çift kutuplu dünyanın sonu anlamına geliyordu. 40 yıllık soğuk savaş tarihe karışıyor, dünya, Amerikan hegemonyasının gölgesine giriyordu.
Doğu bloku ülkeleri bu büyük değişime hazırlıklı değillerdi. Batı demokrasilerini taklit ederek yeni bir düzen kurmaya çalıştılar ama çoğu başarısız oldu.
En acı örnek Ukrayna’dır. Ukrayna’nın bugünkü çöküşü 1991’den ayrı düşünülemez. Bağımsızlık rüyasını yeni dünyaya uygun bir düzenle garanti altına alamayan Ukrayna, akrabası Rusya’nın tahakkümünden kurtulmanın alternatifini Batı’ya tam teslimiyet olarak gördü. Bu iki uç arasında sallanan ülke, sonunda iç savaşa ve Rus işgaline sürüklendi.
Diğer eski Sovyet cumhuriyetleri de hazırlıksız olmanın bedelini çeşitli biçimlerde ödediler.
Rusya’nın tüm varlıkları yeni türeyen oligarklar tarafından yağmalandı. Diğer ülkelerin hepsinde benzer bir yağmacı zenginler sınıfı ortaya çıktı. Bunlar, Batılı şirketler ile ortaklaşa kendi ülkelerini yağmaladılar. Daha doğrusu, ülkelerinin yağmalanmasına aracılık ettiler.
Tüm eski Sovyet ülkelerinin uzun yıllar boyunca eski komünist parti elitine mensup klanlar tarafından yönetilmesi tesadüf değil. Bu ülkeler, yeni dünya düzenine uygun kurumsal yapılar geliştirememişti, eski kurumların sadece isimleri değişti ve suyun başını tutan kişilerin elinde birer yağma mekanizmasına dönüştü.
Batılı ülkeler ise yeni düzene hazırlıklıydı….
Zaten Atlantik bloku olarak ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında birleşmişlerdi. Yapmaları gereken, “anti-komünist devlet doktrinlerinden” vazgeçip yeni bir demokrasi konsepti tanımlamaktı. Çünkü artık komünizm tehlikesi yoktu.
Bugün Batı demokrasisin “değerler” adı altında sahip çıktığı pek çok şey esasen bu dönüşümün ürünüdür. Çok kültürcülük, beden özgürlüğünü merkeze alan cinsiyet temelli politikalar, toplumsal olanın küçümsenip bireysel tercihlerin kutsal sayılması vs…
Ancak Batılılar için bundan daha kritik olan başka bir başlık daha vardı: Soğuk savaş dönemine özgü yapılarının tasfiye edilmesi….
Tüm Avrupa’da GLADYO karşıtı operasyonlar işte böyle başladı.
Gladyo, NATO ülkelerine mahsus gizli bir paramiliter yapıydı. Soğuk savaş döneminde, yasa dışı anti-komünist faaliyetler için kurulmuştu. Suikastler ve provokasyonlar yolu ile kitle hareketlerini terörize etmeyi amaçlıyordu.
Komünizm tehlikesi ortadan kalkınca böylesi karanlık yapılara da ihtiyaç kalmıyordu. 1991’den sonra İtalya, İsviçre, Belçika, Yunanistan gibi ülkelerde gladyonun tasfiyesi için operasyonlar yapıldı.
Birleşen Almanya, kendi gladyosunu eski Doğu Almanya’nın bakiyelerine ve Türk göçmenlere karşı konumlandırdı.
Fransa ve İspanya, Gladyo kadrolarını istihbarat içinde dağıttı, bir kısmını mafya hesaplaşması görüntüsü ile ortadan kaldırdı.
Avrupa ülkelerinin çoğunda Gladyo, özel bir operasyona gerek kalmadan sessiz sedasız tasfiye edildi. Aslında Batılı ülkeler, yeni döneme -komünizmin olmadığı tek kutuplu dünyaya- hazırlanıyordu.
Gelelim bize…
Türkiye, Gladyo’nun en yoğun faaliyet gösterdiği ülkelerden biriydi. Çünkü NATO’nun tek düşmanı SSCB’ye komşuydu ve kitle hareketleri sebebi ile gerçek bir” komünizm tehdidi” altındaydı.
Gladyo’nun devlet içindeki ayağı Seferberlik Tetkik Kurulu ve Özel Harp Dairesi adları ile kayıtlara geçti. Ancak sivil uzantıları kimlerdi, hiçbir zaman tam olarak bilinemedi.
90’larda tüm NATO ülkeleri Gladyo’yu tasfiye ederken Türkiye etmedi veya edemedi.
Türkiye de artık komünizm tehdidinin olmadığını görüyordu. Ancak iş bu yapıların ortadan kaldırılmasına gelince sorun çıkıyordu. Gladyo, Türkiye’de hem ekonomik hem de bürokratik anlamda yıkılması zor bir güce sahipti.
Ülkeyi yönetenlerin bir bölümünün Gladyo’nun hızla tasfiye edilmesinden yana olduğunu biliyoruz. “Susurluk kazasının” bu iş için planlanmış bir tezgah olduğunu tahmin etmek güç değil. Ülkenin sermaye sınıfı da bu yönde ağırlığını koymuştu, bunu da o zamanki medyanın tutumundan anlıyoruz.
Türk Gladyosunun (veya kontrgerillanın) tasfiyesine itiraz edenlerin temel argümanı ise PKK ile mücadelenin sıcaklığı idi: Evet, belki komünizm tehlikesi ortadan kalkmıştı ama bölücü terör tehdidi hala günceldi..!
Sonuçta, Türkiye’de bu tür yapılar yıllarca PKK terörü üzerinden aklandı.
PKK terörünün sürmesi, bunların tasfiye edilmemesinin gerekçesi oldu.
Kim bilir belki de PKK terörünün bitmesini bizzat Türkiye’nin Gladyo’su kendisi engelledi….!
“Gladyomuzu” tasfiye edemediğimiz için 90’lı yıllar boyunca büyük acılar çektik. 2000’lerden itibaren FETÖ’yü başımız bela ettik. İtiraz edenlere, soru soranlara cevap hazırdı: PKK terörü var!
Bugün, Cumhurbaşkanı Erdoğan ne diyor? “Çok kutuplu dünyada yerimizi alacağız.”
Yani bir bakıma, “1991’de kaçırdığımız dönüşüm trenini şimdi kaçırmayacağız” demiş oluyor.
Kaşif Kozinoğlu dosyasının açılmasını ve olmayacak isimlere doğru uzanmasını bir de böyle okuyun.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol