Mogadişu'dan Ankara'ya Kurulan Köprü: Somali'de Rahatsız Olan Kim?
- GİRİŞ01.10.2026 09:16
- GÜNCELLEME01.10.2026 09:16
Ağustos 2011'de Recep Tayyip Erdoğan, kuraklık ve kıtlığın kasıp kavurduğu Mogadişu'ya ayak bastığında, o günün dünyası bunu bir cesaret gösterisi olarak okudu. Yaklaşık yirmi yıldır bir dünya lideri Somali'ye gitmemişti. Gidenler de ya zırhlı konvoyların arkasında gelen diplomatlar ya da yardım paketlerini bırakıp dönen heyetlerdi. Ankara ise gitti, kaldı ve kalıcı oldu. On beş yıl sonra ortaya çıkan tablo, Türkiye'nin Afrika politikasının en somut örneği: Somali.
Bugün Mogadişu'da Türkiye'nin yurt dışındaki en büyük büyükelçiliği var. TURKSOM üssü, Somali ordusunun asker yetiştirdiği bir okul olarak çalışıyor. Türkiye, TURKSOM aracılığıyla Somali güvenlik güçlerine eğitim veriyor, deniz güvenliğinde destek taahhüt ediyor ve deniz yetki alanlarında enerji arama hakları elde etti. Türk hastaneleri, başka türlü tedavi bulamayacak on binlerce Somaliliye kapı açtı. Burslarla Türkiye'ye gelen gençler bugün Somali bürokrasisinin ve iş dünyasının damarlarında dolaşıyor. İnsani yardım ise 2011'deki ilk günün refleksinden bugünün kurumsal ağına dönüştü.
Sömürge değil, ortaklık
Türkiye'nin Somali'de kullandığı dil, Batı'nın onlarca yıldır kullandığı "yardım alan-yardım eden" hiyerarşisinden farklı. Somali'de Türk şirketi de var, Türk doktoru da, Türk öğretmeni de. Ama hiçbiri Mogadişu'yu değil, Mogadişu'nun kendi iradesiyle imzaladığı anlaşmaları temsil ediyor. Ankara'nın tarihinde Somali'ye dair bir sömürge geçmişi yok. Bu, sahadaki güvenin en önemli sermayesi.
Somali yönetimi de bu ortaklığı bilerek derinleştirdi. Şubat 2024'te onaylanan 10 yıllık Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması ile aynı yılın Mart ayında imzalanan enerji mutabakatı, taraflara hukuki ve kurumsal bir meşruiyet zemini sağladı. Yani ortada bir kapalı kapı pazarlığı değil, iki egemen devletin imzasıyla açık bir zemin var.
Enerji ve uzay: Somali'nin kendi ayakları üzerinde durma ihtimali
Somali dünyanın en uzun kıyı şeritlerinden birine sahip ama on yıllardır bu servetin ne kadar olduğunu bilmiyordu. Çünkü kimse ciddi bir arama yapmadı, ya da yapanlar Somali'nin güvenlik riskini bahane edip masadan kalktı. Türkiye, o riski üstlenenlerden biri oldu. Oruç Reis sismik araştırma gemisi Somali kıyılarına gitti, TPAO ile Somali petrol otoritesi arasında işbirliği kuruldu. Bildirildiğine göre Çağrı Bey sondaj gemisi geçtiğimiz nisan ayında Somali açıklarında sondaja başladı. Ortaya bir keşif çıkarsa, bu Somali'nin tarihindeki ilk gerçek ulusal gelir kaynağı olabilir.
Uzay üssü ise başka bir vizyon. Ekvatora yakın konum, roket fırlatma için doğal bir avantaj. Türkiye'ye Hint Okyanusu kıyısında 30x30 kilometrelik bir alan tahsis edildi ve tesisin Afrika kıtasının ilk uzay limanı olması öngörülüyor. Haberlere göre Şubat 2026 görüntülerinde helikopter pisti ve güvenlik çitleri, Haziran 2026 görüntülerinde ise kışlalar ve yer altı deposu inşa edildiği görülüyor. Bu, Somali'nin adını "başarısız devlet" başlıklarından çıkarıp "uzay çağının kapısı" başlıklarına taşıyabilecek bir dönüşüm ihtimali.
Rahatsızlığın anatomisi
İşte tam da bu noktada asıl soruya geliyoruz: Bu ilişki neden bazı başkentleri rahatsız ediyor?
Cevap basit. Afrika Boynuzu, Kızıldeniz'e, Babülmendep'e ve Hint Okyanusu'na açılan bir geçit. Küresel ticaretin ve enerji hatlarının en hassas noktalarından biri. Bu coğrafyada kendi haritasını çizmeye alışmış güçler, orada bağımsız bir orta ölçekli aktörün kalıcı bir ağırlık kazanmasını istemiyor. Somali'yi zayıf, parçalı ve kendine muhtaç tutmak bir stratejiydi. Türkiye'nin sahaya inmesi bu stratejiyi bozdu.
Provokasyonlar da bu yüzden hep aynı doğrultuda: Mogadişu'yu zayıflatmak, Somali'nin bütünlüğünü sorgulatmak. Ocak 2024'teki Etiyopya-Somaliland mutabakatı bunun ilk büyük örneğiydi. Somali'nin toprak bütünlüğünü ciddi biçimde tehdit eden bu girişim, ancak Türkiye'nin arabuluculuğuyla, Ankara Bildirgesi ile yerini başka bir düzenlemeye bıraktı. Türkiye burada sadece yatırımcı değil, kriz çözücü rolünü de kanıtladı.
Ardından Aralık 2025'te İsrail, Somaliland'ı bağımsız devlet olarak tanıyan ilk ülke oldu. Türk Dışişleri Bakanlığı bu adımı Somali'nin iç işlerine açık bir müdahale ve bölgeyi istikrarsızlaştırmayı hedefleyen hukuk dışı eylemlerin yeni bir örneği olarak nitelendirdi. Hamlenin zamanlaması ve coğrafyası tesadüf değil. Somali'yi bölmek, oradaki her Türk yatırımını "tartışmalı bölge" statüsüne sokmanın en kısa yolu.
Bir de bilgi savaşı boyutu var. Türk basınında, projenin duyurulmasının ardından ABD, Çin ve Fransa'nın uydu ve gözetim ağlarıyla uzay üssü sahasını yakından izlediği yönünde haberler çıktı. Ama şu kesin: Bir Afrika ülkesinin bir Müslüman ortakla uzay altyapısı kurması, eski düzenin alışık olmadığı bir manzara.
Somali'nin iradesi ve kritik nokta
Dışarıdan bakan biri "Türkiye ne kazanıyor?" diye sorabilir. Elbette kazanıyor: deniz yetki alanları, enerji erişimi, uzay ve savunma sanayii için stratejik derinlik. Bunu inkâr etmek samimiyetsizlik olur. Ama ortaklığın gücü, iki tarafın da kazanmasından geliyor. Somali güvenlik, gelir ve prestij kazanıyor. Türkiye erişim ve derinlik kazanıyor. Bunu "sömürü" diye adlandırmak, bütün ilişkileri sıfır toplamlı görmenin ürünü.
Asıl mesele, bu başarının sürdürülebilir olması. Ankara'nın bundan sonraki sınavı, Somali'deki tüm aktörlerle, federal üyelik devletleriyle, klan yapılarıyla ve sivil toplumla köprüleri sağlam tutması. Yerel istihdamın artması..
Tarih, dışarıdan dayatılan ortaklıkların değil, içeriden benimsenen ortaklıkların kalıcı olduğunu gösteriyor. Türkiye ile Somali arasındaki bağ, on beş yılda bunun en canlı örneğini oluşturdu. Rahatsız olanlar rahatsız olmaya devam edecek. Ama Mogadişu'nun sokaklarındaki Türk bayrağı, bir imparatorluğun değil, bir dostluğun işareti olarak dalgalanmayı sürdürüyor.
Yorumlar2