Şüphe çağında itirazlar farklı, hedef aynı
- GİRİŞ09.10.2026 09:02
- GÜNCELLEME09.10.2026 09:02
Bir kamera, iddialı bir başlık, kırk saniyelik video… Sosyal medyada İslam hakkında büyük hükümler vermek için bu kadarı yetiyor.
Vahiy, peygamberlik, hadis, mezhep, asırlık bilgi ve yorum birikimi… Hepsi, bir sonraki videoya geçmeden önce çözüme kavuşturulmuş oluyor.
İnsanlığın büyük soruları, ekran süresine uygun hâle gelince pek kolaylaştı. Söylemler birbirinden farklı; kimi vahyi reddediyor, kimi peygamberliği, kimi hadisleri, kimi mezhepleri…
Fakat bu itirazların önemli bir kısmı aynı yerde buluşuyor: İslam’ın bilgi kaynaklarını, tarihsel sürekliliğini, yorum geleneğini ve temel esaslarını tartışmalı hâle getirmek. Niyetler ve gerekçeler farklı olsa da hedef aynı!
Yeni ateizm, İslam’ı belli bir tarihsel dönemde üretilmiş mitoloji olarak sunuyor. Pozitivist ve bilimci yaklaşım ise vahyi, mucizeyi, meleği, cini ve gaybı “bilim dışı” ilan ederek tartışmayı bitirdiğini düşünüyor.
Bir de bilim ve dini birbirinin rakibi gibi sunanlar, hatta karşılaştıranlar var. En yüksek alçalmışlık çağına uygun bir cehaletin bilgiçlik taslaması!
Deist ve agnostik içeriklerde de benzer bir rahatlık var. “Tanrı vardır ama din göndermez.” “Tanrı’nın var olup olmadığını kimse bilemez.” İnsanlığın yüzyıllardır tartıştığı meseleler, kırk saniyelik videolarda kesin hükme bağlanıyor. Ardından başka başka videolar ve bu tür videoların tuhaf tipler eliyle servis edildiği fast food tarzı aydınlanma geliyor. Afiyet olsun!
Bununla kalsa iyi. Hz. Peygamber’in hayatına ilişkin kaynaklar güvenilmez, Kur’an başka dinlerden derlenmiş, bazı hükümler yalnızca indirildikleri dönem için geçerliymiş… Birkaç alıntı, bağlamından koparılmış bir metin, kaynağı belirsiz bir iddia… Ve büyük keşif ilanı!
Daha acınası olan, İslam’ın kendi içinden yükselen bazı söylemler. “Kur’an bize yeter” denilerek sünnetin, “mezhepleri bırak” denilerek fıkıh birikiminin, “hadislerin çoğu uygulanamaz” denilerek geleneksel usulün devre dışı bırakılması isteniyor. Sahabenin güvenilirliğini bütünüyle tartışmaya açan polemikler de dinî bilginin nesilden nesle aktarımını şüpheli hâle getiriyor.
Bir başka popüler iddia ise İslam’ın bütünüyle siyasal iktidarlar tarafından üretildiği: “İslam’ı Emevîler yazdı.” “Bugünkü din siyasetin ürünüdür.” Bir de benim Tanrım bunların Tanrısı gibi değil; şununla uğraşmaz, bunu kafaya takmaz, şöyle düşünmez diyerek ekmeğini yediği gavurun kılıcını sallayan tipler var.
Sorun temelde bu paket servis değil. Bunlardan herhangi birinin sosyal medyada karşınıza çıkması hâlinde, eğer birkaç saniye de olsa üzerinde durmuşsanız, benzerlerinin algoritma tarafından üstünüze boca edilmesi...
Ondan sonra “herkes bunu söylüyor” kanaati gelişiyor. Kişiselleştirilmiş akış, genel bir gerçeklik gibi algılanıyor. Bir iddianın sık sık karşınıza çıkması, doğruluğuna ilişkin bir delil gibi işlemeye başlıyor.
Kamera karşısındaki özgüven, çarpıcı başlık ve yüksek takipçi sayısı da bu etkiyi güçlendiriyor. Neyi, ne kadar bildiği belirsiz popüler figürler, nitelikli ilim erbabının yerini alabiliyor. Genç, kendisine hitap ettiğini düşündüğü bu “algoritmik otoritelerin” etki alanına sıkışıyor.
Hamburger misali fast food mantığıyla servis edilen din... Bir ayet, birkaç saniyelik hadis yorumu, tek cümlelik fetva, otuz saniyede iman veya inkâr… Bağlam çıkarılıyor, usul atlanıyor, deliller kısaltılıyor. Dinî meseleler hızla tüketilen, hemen tepki verilen ve ardından unutulan içeriklere dönüşüyor. Genç, bir meseleyi araştırıp kavramak yerine onu anladığını hissetmekle yetinebiliyor.
Üstelik bu acelecilik, dini savunduğunu söyleyen içeriklerde de görülebiliyor. Sürekli hazır cevaplarla beslenen bir zihin, daha ciddi bir itirazla karşılaşınca neye, neden inandığını açıklamakta zorlanabiliyor. Dini öğrenmek sabır, dikkat ve emek istiyor. Hızlı tüketim alışkanlığı ise bu imkânı maalesef aşındırıyor.
Bir görüşü değersizleştirmek için karşı argüman üretmek de her zaman gerekmiyor artık. Bir ayeti bağlamından koparmak, bir hadis etrafındaki asırlık tartışmayı gizlemek, bir din adamının en tuhaf görüntüsünü seçmek veya bir ibadeti karikatürize etmek yeterli olabiliyor. Memler, ironi ve kısa videolar içinde gülünçleştirme, çürütmenin yerini alabiliyor.
İmajların yarıştığı bu ortamda delillerin sesini duyurmak giderek zorlaşıyor. Bütün bunların sonunda her genç mutlaka ateist, deist veya agnostik olmuyor elbette. Daha sessiz bir sonuç da var: İnancına ve değerlerine kayıtsızlaşmak. Sürekli bildirimler, değişen gündemler, birbirini boşa düşüren kesin hükümler arasında din, üzerinde düşünmeye değer bir mesele olmaktan uzaklaşıyor. İnanç, reddedilmeden önce önemsizleşebiliyor.
İslam’ı birkaç saniyelik tüketimin insafına bırakmak istemeyenlere,
Adeta ateşten bir gömlek giydiğini düşünenlere,
Ve nihayetinde
Yangından insan kurtarmak isteyenlere duyurulur.
Yorumlar5