Çocuklarımıza yanlızca başarılı olmayı değil, şefkatli ve merhametli olmayı da öğretmeliyiz
- GİRİŞ15.10.2026 08:52
- GÜNCELLEME15.10.2026 08:52
Bugün alanının saygın bilim insanlarından Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi aynı zamanda Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Engin DENİZ Hocamla eğitime dair keyifli bir söyleşi için buluştuk.
Değerli eğitimci Prof.Dr.Mehmet Engin DENİZ aynı zamanda Elsevier ve Stanford Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan "Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları" listesinde bu yıl yine dünyanın en etkili %2'lik bilim insanları arasında yer alarak ülkemizi gururlandıran bir akademisyen.
***
Değerli Hocam, sizin üzerinde çalıştığınız öz anlayış (öz şefkat) kavramı başlamak istiyorum söyleşimize.
Öz anlayış (öz şefkat) nedir?
Öz anlayış, bireyin özellikle hata yaptığı, başarısız olduğu veya güçlük yaşadığı durumlarda kendisine karşı acımasız ve yargılayıcı olmak yerine anlayışlı, şefkatli ve destekleyici bir tutum geliştirmesidir. Aslında bunu çok basit bir soruyla açıklayabiliriz: Sevdiğimiz bir insan hata yaptığında ona gösterdiğimiz anlayışı, aynı hatayı kendimiz yaptığımızda kendimize de gösterebiliyor muyuz?
İnsanlar çoğu zaman başkalarının hatalarına karşı hoşgörülü olabilirken kendi hataları söz konusu olduğunda oldukça sert davranabiliyor. Oysa hata yapmak, başarısız olmak, üzülmek ve zaman zaman yetersizlik hissetmek insan olmanın doğal bir parçasıdır. Öz anlayış, yaşadığımız güçlükleri görmezden gelmek değil, bu güçlüklerle kendimize zarar vermeden baş edebilmektir.
Kristin Neff'in ortaya koyduğu kuramsal yaklaşımda öz anlayışın üç temel bileşeni bulunmaktadır: Öz nezaket, ortak insanlık deneyimi ve bilinçli farkındalık. Öz nezaket kendimize karşı anlayışlı davranmayı, ortak insanlık deneyimi yaşadığımız güçlüklerin yalnızca bize özgü olmadığını bilmeyi, bilinçli farkındalık ise duygu ve düşüncelerimizi bastırmadan ya da abartmadan fark edebilmeyi ifade eder.
Öz anlayış benim uzun yıllardır üzerinde çalıştığım araştırma alanlarından biri. 2008 yılında meslektaşlarımla birlikte Öz Anlayış Ölçeği'nin Türkçeye uyarlamasını gerçekleştirerek ülkemizde bu alanda yapılacak bilimsel araştırmalara katkı sunduk. Sonraki yıllarda da öz anlayışın bireyin psikolojik iyi oluşu, bilinçli farkındalık, ebeveynlik ve aile ilişkileriyle bağlantılarını çeşitli araştırmalarımızda ele aldık.
Şunu özellikle belirtmek isterim: Öz anlayış, kişinin kendisini her zaman haklı görmesi veya sorumluluklarından kaçması değildir. Tam tersine, insanın hatalarıyla yüzleşebilmesini, onlardan öğrenebilmesini ve yeniden deneme cesaretini koruyabilmesini destekleyen önemli bir psikolojik kaynaktır.
Öz anlayışı yüksek çocuk yetiştirmek konusunda ülkemiz ebeveynlerini değerlendirir misiniz?
Anne babalar çocukları için her zaman en iyisini istiyor. Onların başarılı, mutlu, güçlü ve iyi bir geleceğe sahip bireyler olarak yetişmesini arzuluyorlar. Ancak bazen bu iyi niyetli beklentiler, farkında olmadan çocuklar üzerinde baskıya dönüşebiliyor.
Özellikle akademik başarıya aşırı önem verilmesi, çocukların hata yapmaktan korkmalarına, kendilerini başkalarıyla karşılaştırmalarına ve kendi değerlerini başarıları üzerinden değerlendirmelerine neden olabiliyor.
Oysa bir çocuğun kendisine ilişkin geliştirdiği düşünceler üzerinde anne babasının tutumları oldukça etkilidir. Örneğin sınavdan düşük not alan bir çocuğa "Sen zaten çalışmıyorsun, senden bir şey olmaz" demek yerine, "Bu sonuç seni üzmüş olabilir, birlikte nerede zorlandığına bakalım" diyebilmek çok daha yapıcıdır. Birinci yaklaşım çocuğun kendisini yetersiz hissetmesine yol açabilirken ikinci yaklaşım hem sorumluluk almasını hem de hatasından öğrenmesini destekler.
Burada önemli gördüğüm bir başka konu da anne babaların çocuklarına model olmalarıdır. Çocuğumuz bizim yalnızca kendisine nasıl davrandığımızı değil, kendi hatalarımız karşısında nasıl davrandığımızı da gözlemler. Sürekli kendisini eleştiren, başarısızlıklarını büyüten ve kendisine karşı sert bir dil kullanan bir ebeveyn, farkında olmadan bu yaklaşımı çocuğuna da öğretebilir.
Meslektaşlarımla birlikte 2024 yılında gerçekleştirdiğimiz araştırmada, öz anlayış ve bilinçli farkındalık ile ebeveynlik stresi arasındaki ilişkide bilinçli ebeveynliğin aracı bir rol oynadığını belirledik. Bu bulgu, ebeveynlerin kendilerine ve yaşadıkları duygulara yönelik yaklaşımlarının ebeveynlik deneyimleri açısından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Yakın zamanda Family Process dergisinde yayımlanan, 248 ebeveyn ve ergen çiftini kapsayan boylamsal araştırmamızda da önemli bulgular elde ettik. Ebeveynlerin öz anlayışlarının kendi duygu düzenleme güçlüklerinin azalmasıyla, çocuklarının ise bilişsel esnekliklerinin artmasıyla ilişkili olduğunu belirledik. Benzer biçimde, ergenlerin öz anlayışlarının ebeveynlerinin duygu düzenleme güçlükleriyle de ilişkili olduğu görüldü. Bu sonuçlar bize aile içindeki psikolojik süreçlerin birbirinden bağımsız olmadığını gösteriyor.
Bu nedenle anne babalara her zaman şunu söylüyorum: Çocuklarımıza öz anlayışı öğretmek istiyorsak önce kendimize nasıl davrandığımıza bakmalıyız.
Çocuklarımızı hayatın bütün güçlüklerinden koruyamayız. Ancak karşılaştıkları zorluklarla baş edebilecek psikolojik beceriler kazanmalarına yardımcı olabiliriz.

Önemli olan çocuklarımızın hiç hata yapmaması değil, hata yaptıklarında kendilerine olan inançlarını kaybetmemeleridir.
Anne babalar çocuklarının akademik başarısına odaklanırken onların psikolojik iyi oluşunu yeterince önemseyebiliyor mu?
Eğitim sistemimizde başarı denildiğinde çoğu zaman sınav sonuçları, notlar ve akademik performans akla geliyor. Elbette akademik başarı önemlidir. Ancak bir çocuğun gelişimini yalnızca akademik başarısıyla değerlendirmek doğru değildir.
Çocuğun kendisini değerli hissetmesi, arkadaşlık ilişkileri kurabilmesi, duygularını ifade edebilmesi, hayal kırıklıklarıyla baş edebilmesi ve gerektiğinde yardım isteyebilmesi de en az akademik başarısı kadar önemlidir.
Bazen çocuklarımızın hangi sınavdan kaç puan aldığını biliyoruz ama o gün kendilerini nasıl hissettiklerini bilmiyoruz. Hangi derste zorlandıklarını soruyoruz fakat arkadaşlarıyla ilişkilerinde bir sorun yaşayıp yaşamadıklarını sormayı ihmal edebiliyoruz.
Oysa psikolojik iyi oluş ile akademik gelişimi birbirinden ayrı düşünmemeliyiz. Kendini güvende, değerli ve desteklenmiş hisseden bir çocuk, öğrenme sürecine daha sağlıklı katılabilir.
Anne babalara önerim, çocuklarıyla iletişim kurarken yalnızca sonuçlara değil, yaşadıkları sürece de önem vermeleridir. "Bugün okulda ne öğrendin?" sorusu kadar, "Bugün seni mutlu eden veya üzen bir şey oldu mu?" sorusunu da sormalıyız.
Çocuklarımıza kazandırabileceğimiz en önemli duygulardan biri, değerli olmanın yalnızca başarılı olmaya bağlı olmadığıdır. Başarı elbette desteklenmeli ancak çocuğun kendisine duyduğu saygı ve ailesi tarafından kabul gördüğüne ilişkin inancı, aldığı notlara bağlı olmamalıdır.
Çocuklarımıza verebileceğimiz en güçlü mesajlardan biri şudur: Başarılı olduğun için değil, sen olduğun için değerlisin.
Bilinçli farkındalık kavramını nasıl tanımlarsınız?
Bilinçli farkındalık, dikkatimizi içinde bulunduğumuz ana yönelterek duygu, düşünce ve yaşantılarımızı yargılamadan fark edebilme becerisidir. Başka bir ifadeyle, geçmişte yaşadıklarımızın veya geleceğe ilişkin kaygılarımızın etkisinde kalmadan, o anda olup bitenleri daha açık ve dengeli biçimde değerlendirebilmektir.
Örneğin bir anne ya da baba, çocuğunun davranışı karşısında çok öfkelenebilir. Bilinçli farkındalık, bu öfkeyi yok saymak değildir. Kişinin "Şu anda öfkeliyim, bu duygunun etkisiyle çocuğuma kırıcı davranabilirim" diyerek kendi duygusunu fark etmesi ve tepkisini buna göre düzenleyebilmesidir.
Günlük yaşamda çoğu zaman olaylara düşünmeden, alışkanlıklarımız doğrultusunda tepki veriyoruz. Bilinçli farkındalık ise bize tepki vermeden önce durabilmeyi, yaşadığımız duyguları anlamayı ve daha sağlıklı davranışlar seçebilmeyi öğretir.
Özellikle çocuk yetiştirmede bu becerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü çocuklar yalnızca kendilerine söylenenleri değil, yetişkinlerin zor durumlar karşısında nasıl davrandıklarını da öğreniyorlar.
Bilinçli farkındalık, hayatın bütün sorunlarını ortadan kaldıran bir yöntem değildir. Ancak bireyin duygularıyla daha sağlıklı ilişki kurmasını, dikkatini düzenlemesini ve yaşadığı olayları daha gerçekçi değerlendirmesini destekleyebilir.
Buradan yola çıkacak olursak Türk aile yapısında çocuk ve öğrenci yetiştirmeyle ilgili bilinçli farkındalık düzeyi ne durumda?
Türk aile yapısının güçlü yönlerinden biri, aile içi bağlılığa ve çocukların korunup desteklenmesine verilen önemdir. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Çocuğuyla ilgilenmek ile çocuğunu gerçekten anlamak her zaman aynı şey değildir.
Anne babalar çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için büyük fedakârlıklarda bulunabiliyor. Fakat günlük yaşamın yoğunluğu, çalışma koşulları, dijital teknolojiler ve akademik başarı beklentileri nedeniyle çocuklarıyla kurdukları iletişimin niteliğini zaman zaman gözden kaçırabiliyorlar.
Bilinçli ebeveynlik yalnızca çocukla daha fazla zaman geçirmek değildir. Birlikte geçirilen zamanda gerçekten orada olabilmek, çocuğu dikkatle dinlemek, duygularını anlamak ve kendi tepkilerimizin farkında olmaktır.
Örneğin çocuğumuz bize bir sorununu anlattığında hemen öğüt vermeye, eleştirmeye veya çözüm üretmeye başlayabiliyoruz. Oysa bazen çocuğun öncelikli ihtiyacı yalnızca dinlenmek ve anlaşılmaktır.
Diğer taraftan bütün Türk ailelerini bilinçli farkındalık açısından aynı düzeyde değerlendirmek bilimsel olarak doğru olmaz. Ailelerin yaşam koşulları, eğitim düzeyleri, ebeveynlik tutumları ve sosyal destek olanakları farklılık göstermektedir. Dolayısıyla ülkemizdeki bütün aileler için geçerli tek bir farkındalık düzeyinden söz edemeyiz.
Önemli olan ailelerimizin bu konudaki farkındalıklarını ve becerilerini geliştirmektir. Ebeveyn eğitimleri, aile danışmanlığı, okul-aile iş birliği ve psikolojik danışma hizmetleri bu bakımdan oldukça değerlidir.
Anne babalara özellikle şunu öneriyorum: Çocuklarınızla geçirdiğiniz zamanın yalnızca süresini değil, niteliğini de önemseyin. Telefonunuzu bir kenara bırakıp çocuğunuzu gerçekten dinlediğiniz birkaç dakika bile onun kendisini değerli hissetmesine katkı sağlayabilir.
Çocuklarımızın bizi dinlemesini istiyorsak önce onları gerçekten dinlemeyi öğrenmeliyiz.
Ülkece öğrencilerin ve ailelerin mutluluğu üzerinde bolca yazılar yazılmakta, çözümler aranmaktadır. Peki, öğretmenlerin mutluluğu konusunda neler söylersiniz? Öğretmenlerimiz mutlu mu?
Eğitimde mutluluktan söz ederken öğretmenleri bu değerlendirmenin dışında bırakmamız mümkün değildir. Çünkü öğretmen yalnızca bilgi aktaran kişi değildir; öğrencinin gelişimine katkıda bulunan, ona rehberlik eden ve hayatında iz bırakan önemli bir eğitim paydaşıdır.
Bir öğretmenin kendisini değerli, güvende, desteklenmiş ve mesleki açıdan yeterli hissetmesi hem kendi psikolojik iyi oluşu hem de öğrencileriyle kurduğu ilişkiler açısından önemlidir.
Öğretmenlerimiz mutlu mu sorusuna tek kelimeyle cevap vermek kolay değil. Ancak elimizdeki araştırmalar bize önemli bilgiler sunuyor.
OECD'nin TALIS 2024 araştırmasına göre Türkiye'deki ortaokul öğretmenlerinin yüzde 86'sı genel olarak işlerinden memnun olduklarını ifade ediyor. Bununla birlikte yüzde 50'si öğrenci başarısından sorumlu tutulmayı, yüzde 48'i ise fazla idari işi önemli stres kaynakları arasında gösteriyor. İş doyumunun OECD ortalamasının bir miktar altında olması ve öğretmenlerin çalışma yaşamına ilişkin stres kaynakları, üzerinde durmamız gereken konulardır.
Burada önemli olan, öğretmenlerimizin mesleklerine duydukları bağlılığı korurken karşılaştıkları güçlükleri de görmezden gelmemektir.
Öğretmenlerin psikolojik iyi oluşunu yalnızca bireysel dayanıklılıklarıyla açıklayamayız. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi, mesleki özerkliklerinin desteklenmesi, toplumsal saygınlıklarının korunması ve okullarda sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturulması gerekiyor.
Bu süreçte okul psikolojik danışmanlarıyla öğretmenler arasında kurulacak güçlü iş birliği de önemlidir. Psikolojik danışmanlar, öğrencilerin gelişimsel ihtiyaçlarının karşılanması ve olumlu okul ikliminin oluşturulması yoluyla öğretmenlerin eğitim süreçlerini de destekleyebilirler.
Şunu unutmamalıyız: Öğretmenin psikolojik iyi oluşu, eğitimin niteliğinden ayrı düşünülemez. Öğretmenlerimizin kendilerini iyi hissettikleri, desteklendikleri ve mesleki olarak değer gördükleri bir eğitim ortamı hepimizin ortak hedefi olmalıdır.
Son olarak şu cümlelerle söyleşimizi bitirmek isterim: Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken yalnızca onların ne kadar başarılı olduklarına değil, nasıl insanlar olarak yetiştiklerine de dikkat etmeliyiz.
Kendisine ve başkalarına karşı anlayışlı, şefkatli, merhametli, sorumluluk sahibi ve psikolojik açıdan sağlıklı bireylerin yetişmesi hepimizin ortak sorumluluğudur.
Unutmamalıyız ki eğitimin başarısı yalnızca yetiştirdiğimiz çocukların akademik başarılarıyla değil, onların insanlığa kattıkları değerlerle de ölçülmelidir.
Değerli Hocam katkılarınız için çok teşekkür ediyorum.
***
Günün Sözü: “Bir öğrenci bütün çalışma ve gayretlerine rağmen öğrenemiyorsa, sorun öğrencide değil çalışma yöntemlerindedir.” (Süleyman BELEDİOĞLU)
İsmail Yolcu / Haber7
Eğitimci-Yazar
Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü
İnstagram: @ismailyolcu58
Yorumlar2