Gündemin dışında kalan memleket
- GİRİŞ16.10.2026 09:32
- GÜNCELLEME16.10.2026 09:32
Birbirine cevap yetiştirenlerin arasında, sabah işe giderken cebindeki parayı sayan insanın hayatına ne kadar yer kalıyor?
Sabahın karanlığında yola çıkan işçi, hastanın başında nöbet tutan hemşire, toprağın başından ayrılamayan çiftçi, evin bütün yükünü üstlenen anne, dükkânını açık tutmaya çalışan esnaf… Memleketin gündelik hayatını devam ettiren milyonlarca insan. Yaptıkları iş aksadığında değerlerini hemen fark ediyoruz. Her şey yolunda giderken varlıklarını hayatın doğal akışı sayıyoruz.
Oysa hayat kendiliğinden devam etmiyor. Birileri yorulduğu, sorumluluk aldığı, işini düzgün yaptığı, başkasının hakkına el uzatmadığı için devam ediyor. Bu ülkenin gücü hakkında konuşurken onların emeğini ne kadar hesaba katıyoruz?
Bu katkıların içinde, parasal karşılığı kolayca hesaplanamayan şeyler var. Bir komşunun hastaya götürdüğü yemek, bir çalışanın işini sonraki kuşağa sabırla öğretmesi, aile içinde üstlenilen bakım, kimsenin denetlemediği yerde de dürüst kalabilmek… Bunlar toplumun birbirine güvenebilmesini sağlıyor.
İnsanlar her gün birbirlerinin hayatını kolaylaştırıyor, eksik kalan hizmetleri kendi zamanlarından ve imkânlarından karşılıyor. Peki, bu katkıyı hangi başarı hikâyesinde görüyoruz? Gündemimiz, kısa yoldan kazananları merak ettiği kadar, başkasının hayatına iyilik katanların ne yaptığını da merak ediyor mu?
Büyüme rakamlarını tartışıyoruz. Büyümeye katkı veren insanların küçülen hayatlarını da aynı dikkatle ele alıyor muyuz? Kirayı ödeyememe, hastalandığında çalışamama, işini kaybetme, çocuğunu güvenle okula gönderememe ya da borcunu ödeyememe korkularını mesela... Bir polemiğe dönüşmemeleri bu korkuları daha az önemli yapmıyor.
Çocuğunun kendisinden daha iyi yaşamasını istemeleri, kendi evine sahip olma arzuları, yaptığı işin takdir edilmesine dönük beklentileri, kimseye muhtaç olmadan yaşlanmaya, elden ayaktan düşmemeye yönelik duaları, nihayetinde ülkesinde huzur içinde yaşayabileceğine inanmak istemeleri siyasetin gündeminde ne kadar kalıcı yer tutuyor? Birbirinin açıklamasına yetişmeye çalışan siyaset, insanın gündelik hayatına yetişebiliyor mu?
İnsanları seçim yaklaşınca hatırlamak kolay. Sonra oy oranlarının içine yerleştiriyoruz. Tercihlerini öğreniyoruz, fakat o tercihin arkasındaki hayatı anlamaya aynı hevesi göstermiyoruz.
Neye inandıkları, neyi adalet saydıkları, hangi davranıştan incindikleri, çocuklarına hangi değerleri bırakmak istedikleri de kamusal meselelerdir. İnancı bir seçmen kategorisine, emeği bir maliyet hesabına indirgeyince insanın kendisini kaybediyoruz.
Medyanın burada ciddi bir sorumluluğu var. Bir insanın görünür olması için başına mutlaka korkunç bir olay mı gelmeli? Çalışırken gösterilmeyen insanı, işsiz kaldığında birkaç dakikalığına ekrana almak yeterli mi? Borcunu ödemek için gösterdiği çabayı bilmediğimiz kişiyi, çaresizliği büyüdüğünde tanımamız nasıl bir habercilik tercihi?
Elbette sorunlar haberleştirilecek. Ancak insanın yalnızca mağduriyetini göstermek, hayatını bütünüyle anlatmak anlamına gelmiyor. Ürettiği değerin, taşıdığı sorumluluğun, gösterdiği özenin de haber değeri var.
Buradan bir yoksulluk güzellemesi çıkarılmasın. İnsanların güçlükler karşısındaki direncini övmek, onları aynı güçlüklerle yaşamaya mahkûm etmenin gerekçesi olamaz. Fedakârlıklarından söz ederken haklarını da konuşacağız. Sabırlarını takdir ederken adil ücret, güvenli çalışma, erişilebilir bakım ve insanca yaşam taleplerini ertelemeyeceğiz.
Bu insanların dayanma gücü sınırsız değil. Yoruluyorlar, inciniyorlar, en kötüsü de güvenlerini kaybediyorlar. Sürekli fedakârlık beklenen insanın kendi geleceğine dair umudu azalırsa bunun bedelini bütün toplum öder.
O nedenle siyaset gündelik hayatın ayrıntılarına daha fazla eğilmeli. Medya, aynı yüzlere ayrılan zamanın bir bölümünü ülkeyi her gün çalışarak ayakta tutan insanlara açmalı. Geçim sorunlarıyla birlikte çözüm çabalarını, korkularıyla birlikte beklentilerini izlemeli. Onlara konuşacakları cümleyi öğretmeden, söylediklerini duymayı öğrenmeli.
Memleket adına konuşmakla memleketi dinlemek arasında önemli bir fark var. O farkı kapatmadan, milletin gündemini temsil ettiğimizi söyleyemeyiz.
Prof. Dr. Hakan Aydın / Haber7
Yorumlar1