Ümit Kocasakal’ın “yeni anayasa” fobisi!

  • GİRİŞ26.10.2026 09:02
  • GÜNCELLEME26.10.2026 09:02

O dönem Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olan ve doktorasını “karapara” üzerine yapan Ümit Kocasakal, mafya ile devletin içe geçtiği, ekonomik krizlerin yaşandığı, bankaların içinin boşaltıldığı 2000’li yılların başında sık sık gazete ve TV’lere demeç veriyor…

“Karaparanın demokrasiyi tehdit ettiğini”, “Karaparayı beyaz yakalılarla, kravatlı bürokratların akladığını” söylüyordu…

Türkiye’de dönen karaparanın miktarını tespit etmenin mümkün olmadığını kaydeden Kocasakal, “Otoparkçılıktan, bankalara kadar her yer karapara aklamada kullanılabilir” diyerek, ülkemizin o dönem nasıl bir “karapara aklama” cenneti olduğunu vurguluyordu.

Zamanla, “karaparadan yolsuzluklara, terörle mücadeleden ceza hukukuna” kadar hemen her mesele görüş serdeden Ümit Kocasakal, bu tür beyanatları sayesinde kısa sürede kamuoyunda tanınır oldu.

Hem Galatasaray Üniversitesi’nde hem de katıldığı TV’lerde millete “hukuk” öğrettiğini düşünen Kocasakal konuştukça, gerçek düşünce yapısı da netleşiyordu.

Rijit bir konuşmacı olan, ideolojik söylemlerle kötü bir performans sergileyen Kocasakal’ı dinledikçe, her şeyin berbat olduğu bir ülkede yaşadığınıza lanet ediyordunuz.

Özellikle 2007 yılında, Başbakanlığın ardından Cumhurbaşkanlığının da AK Partili bir isme geçmesiyle iyice kimyası bozulan Kocasakal, “Son ‘laik kale’miz Çankaya da elden gitti. Yargı da tamamen elden gidecek. Sonumuz ne olacak?” şeklinde triplere girmeye başladı.

2010 yılına gelindiğinde ise ilginç bir gelişme yaşandı.

O dönem ismi “İstanbul Barosu” olan İstanbul 1 Nolu Barosu’nun yönetimini kimseye kaptırmayan İlke Çağdaş Avukatlar Grubu, Muammer Aydın’ı aday göstermeye hazırlanırken…

Aydın’a muhalif olan eski başkan Kazım Kolcuoğlu’nun başını çektiği bir başka grup, Ümit Kocasakal’ı adayları olarak gösterdi.

Bu duruma tepki gösteren Aydın’ın,

“Kocasakal’ın şimdi aday olması Brütüs’lükten başka bir şey değil” sözleri ise her şeyi özetlemeye yetiyordu.

Seçim sonuçları tam da beklendiği gibi geçti.

7 Kasım 2010’da Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan seçimde, İstanbul Barosu yönetimi “Brütüs darbesi” ile değişti ve Ümit Kocasakal “başkan” oldu.

Kocasakal zafer konuşmasında, “Mesleğimize, sorunlarımıza ve cübbemize sahip çıkacağız. İstanbul Barosu,  kendisine yüklediği görev nedeniyle bir siyasi partiye yandaşlık yapmadan hukukun yanında dimdik ayakta duracak'' dedi.

Başkan seçildikten sonra son derece agresif ve itici bir tavır sergileyen Kocasakal, Aydın Barosu’nca düzenlenen “Hukuk Devleti ve Demokrasi” konulu panelde herkesi şaşırtarak, “Benim gerçekten samimi, inancı gereği başını kapatanla hiçbir sorunum yok. Artık hepimiz, her başı kapalı olanı Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olarak görmekten vazgeçelim” şeklinde ifadeler kullandığı halde…

Yardımcısı;

“Bizim türbana ilişkin bakış açımızı belirleyen tek unsur, cübbeyle türbanın bir arada olmayacağıdır” diyordu.

Derken…

Kısa süre sonra İstanbul Barosu’nun “staj eğitim merkezi”ndeki dersliklerin kapısına; “Başörtülüler giremez” yazılı bir afişler asıldı.

“Staj Eğitim Merkezi’ne başörtülü sokmama” uygulamasından sonra, “yasağın sınırı” daha da genişleyerek, Baro “mahkeme dışında” da başörtüsü yasağı uygulamaya başladı.

Başkan seçildikten sonra Ergenekon ve Balyoz davalarını takip ederek hâkimlere baskı kurmaya çalışan Ümit Kocasakal’ın “Mahkeme, mahkeme olmaktan çıkmış. İnsanları alıkoyma yeri, gözaltı ve dinleme yeri olmuştur. Ben eski Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni (DGM) istiyorum” sözleri ise adeta bilinçaltının dışa vurumuydu.

Kocasakal, darbe ürünü olan 1961 anayası ile hayatımıza sokulan, 12 Eylül sonrası yeniden açılan DGM’leri arzulayarak, açıkça vesayet dönemlerine duyduğu özlemi dile getiriyordu.

Zaten kısa süre sonra,

12 Eylül darbesinin mimarlarından Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya hakkında tam 32 yıl gecikmeli olarak açılan davaya, üstelik o dönem baro kapatıldığı ve 3 dönem üst üste başkanlığını yürüten Orhan Apaydın ise tutuklanarak işkenceye maruz kaldığı halde hiçbir şekilde müdahil olmayan Kocasakal ve ekibi, darbecileri üzecek bir eylemden uzak durdu.

Bu olaydan birkaç ay sonra Eskişehir’de giden Kocasakal, burada bir adım ileri giderek,

“Biz zannettik ki Cumhuriyet barolarda korunur. Biz zannettik ki günde 5 vakit laiklikten söz ederek laiklik korunur. Biz zannettik ki ordumuz var. O güçlü ordu bizi korur. Artık TSK vesaire yerine Türk silahsız kuvvetleri var. Siz Türk silahsız kuvvetlerisiniz” diyerek, şanlı ordumuza karşı ağır ifadeler kullandı.

“TSK yoksa biz varız!..” demeye getiren Kocasakal, 2009’da Taksim’de yürüyüş yapan İstanbul Barosu avukatlarını protesto için asılan; “Darbeci Baro Taksim’e hoş geldin” yazılı meşhur pankartı haklı çıkaracak sözler sarf etti.

28 Şubat’çıların jargonuyla darbe çığırtkanlığı yapan Ümit Kocasakal yönetimindeki İstanbul 1 Nolu Barosu, 2016 yılında “5 Nisan Avukatlar Günü”nü bahane ederek bir kez daha haddini aştı ve adeta devlete meydan okuyan bir bildiri yayımladı. “Kaygılıyız” ve “Uyarıyoruz” kelimeleriyle başlayan skandal bildiride bu defa “Yeni anayasa çalışmaları” sert bir dille eleştirildi.

2010, 2012 ve 2014 seçimlerini üst üste kazanarak üç dönem başkanlık yapan ve İstanbul Barosu’nu bir meslek yapılanmasından ziyade “marjinal sol bir örgüt” haline getiren Ümit Kocasakal, 2016’daki seçimlerde başkanlığa yeniden aday olmadı.

2018 yılında gerçekleşen CHP’nin 36. Olağan Kurultayı’nda “Genel Başkanlığa” adayı olduğunu açıkladı ama seçime girmek için gerekli olan 126 imzayı toplayamadığı için hevesi kursağında kaldı.

İstanbul Baro Başkanlığı görevini yürüttüğü dönemde, staj yapan başörtülü avukatları dersten kovan ve “görevi kötüye kullanmaktan” yargılanan Ümit Kocasakal, 2023 yılında eski program arkadaşı Ruhat Mengi’ye verdiği röportajda, “Her isteyen, aklına esen, canı sıkılan anayasa yapabilir mi?” diyerek kendi sorusunu sorup, “Yapamazzzz!” diye cevap verdikten sonra….

“Ancak yeni bir devlet kurulurken ya da darbe/karşı devrim halinde yeni anayasa yapılabilir” diyerek, mevcut Anayasa’da “yeni anayasa yapımıyla ilgili bir hüküm yok” ifadelerini kullandı.

Kocasakal’a göre “Ancak yeni bir devlet kurulduğunda veya darbe olduğunda yeni bir anayasa yapılabilirdi…”

Ve!..

Dün yine İstanbul 1 Nolu Baro’sunda seçim vardı…

PKK'ya desteği nedeniyle KHK ile çalıştığı üniversiteden kovulduktan sonra milletvekili olarak görev yaptığı CHP çatısı altında “eşit yurttaş” söylemi üzerinden “Federasyon Anayasası” taslağı hazırlayan mevcut Baro Başkanı Prof. İbrahim Kaboğlu’na karşı yarışan CHP’li Ümit Kocasakal bir kez daha seçimi kazanarak, 4. kez İstanbul 1. Nolu Baro Başkanı seçildi.

Ulusalcı ve cumhuriyetçi tabanı tek çatı altında toplamak amacıyla kurulan “Cumhuriyetçi Güç Birliği” adayı olarak seçilen Kocasakal, “Yeni Anayasa taslağı” hazırlayan CHP’li Kaboğlu’nun aksine yine bildiğini okudu ve…

Oylama öncesinde yaptığı konuşmada yine “Yeni Anayasa” konusunu açarak,

“Anayasada Meclis'in yeni bir anayasa yapabileceğine dair bir hüküm var mı? Hiçbir yerinde yok. O zaman bir yetki ve egemenlik gaspıyla yeni bir anayasa yapılmaya çalışılması açık bir darbe teşebbüsüdür” diyerek…

Meclis’in yeni yasama yılının ilk gününde düzenlenen özel oturumda yaptığı konuşmada, “yeni dönemde Meclis’in başlıca gündem maddeleri arasında yeni anayasa tartışmalarının da olacağı”nın işaretlerini veren…

Ve!..

“Milletimizin yeni bir anayasa özlemi üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri haline getirilmemelidir” diyerek, bu Meclis’in millete yeni bir Anayasa borçlu olduğunu vurgulayan Başkan Recep Tayyip Erdoğan’a, kendince cevap verdi.

Geçmişte;

“70 yıldır ordu bizi kurtaracak dedik, yattık” diyen ve “TSK yoksa biz varız!..” söylemiyle kendisini ve yandaşlarını “Türk Silahsız Kuvvetleri” diye tarif eden Ümit Kocasakal’ın daha başkan seçilmeden bir kez daha “Türkiye’nin en acil meselesi” olan “Yeni Anayasa” konusunu açması oldukça manidar…

Belli ki Kocasakal’ın aklından bir şeyler geçiyor ama unuttuğu bir konu var…

Türkiye, onun en son Baro Başkanlığı yaptığı 2016 yılındaki Türkiye değil…

Bence Ümit Bey, Meclis’in sorumluluk alanına giren “yeni anayasa” konusuyla ilgilenmek yerine, vatansever avukatlardan oluşan İstanbul 2 Nolu Baro karşısında irtifa kaybeden 1 Nolu Baro’nun sorunlarına kafa yorsun..

 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat