Fon Mağdurları İçin Adalet Vakti: Tasfiye Kanunu Revize Edilerek 28 Ağustos Sonrası Satışlar Geçersiz Sayılmalı
- GİRİŞ29.10.2026 09:02
- GÜNCELLEME29.10.2026 09:02
Yatırım fonları krizinde mağduriyetleri önlemek adına çıkarılan özel tasfiye kanununun eksikleri, piyasalarda derin bir endişe doğurmuştur. Yasal çerçevenin acilen revize edilerek Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) belli fonlara yönelik kritik kararlar aldığı 28 Ağustos tarihi sonrasında gerçekleştirilen işlemler tamamen geçersiz sayılmalıdır.
Bir devletin gücü, vatandaşının zor gününde yanında durabilmesinde saklıdır. İnsanlar yalnızca kaybettikleri birikimlerin hesabını sormakla kalmıyor; uğradıkları mağduriyetin görülmesini ve adaletin herkes için eşit şekilde işlemesini bekliyor.
Bugün fon mağdurlarının yaşadığı sorun, basit bir tasfiye sürecinden ibaret değildir. Her kaybın arkasında yılların emeği, ailelerin planları ve geleceğe dair umutları yer almaktadır. Bu nedenle meseleye sadece teknik bir düzenleme gözüyle bakmak, toplumda yaşanan güven kaybını anlamaya yetmez.
Mağdurlar, 27 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7596 Sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun ile getirilen düzenlemelerin geçmişe dönük etkilerini adil bulmuyor. Zararların tam anlamıyla giderilmesine odaklanılması gerekirken, mevcut yasal çerçeve mağduriyetin yükünü bir kez daha yatırımcıların omuzlarına bırakmıştır. Bu durum, kanunun köklü bir çözüm üretmek yerine günü kurtarmaya çalıştığı algısını güçlendiriyor.
28 AĞUSTOS’TA NE OLDU?
Paylaşılan bilgilere göre Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 28 Ağustos 2026 tarihinde fonlara ve portföy yönetim şirketlerine, işlem hacmi düşük hisselerden çıkarak BIST 30 kapsamındaki hisselere yönelmeleri yönünde bir talimat verdi. Bu kritik bilginin fon ortakları ve portföy yöneticileri tarafından belirli kişilere sızdırıldığı; bilgiye erken ulaşanların hızla satış yaparak fonlardan çıktığı, durumdan habersiz geniş yatırımcı kitlesinin ise içeride kilitli kaldığı iddia edilmektedir.
Bu tablonun merkezinde çok temel bir adalet sorusu yatmaktadır: Aynı fona yatırım yapan insanlar, kararlarını aynı bilgiye sahip olarak mı verdi? Eğer bazı imtiyazlı kişiler bu kritik bilgiye diğerlerinden önce ulaştıysa, bunun nasıl gerçekleştiği ve piyasayı nasıl etkilediği mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır.
SPK’nın ilgili fonları ancak 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla (2026/61 sayılı SPK Bülteni) alım-satıma kapatmış ve tasfiye sürecini başlatmış olması, şu soruyu sormayı zorunlu kılıyor: Bu tedbir neden daha önce alınmadı? Mağdurlara göre, riskin ve bilgi eşitsizliğinin açıkça ortaya çıktığı 28 Ağustos tarihinde işlemler dondurulsaydı, yatırımcılar arasında böyle büyük bir uçurumun doğması engellenebilirdi.
SPK’nın geç müdahalesi ne kadar hatalıysa, müdahalenin yöntemi de o kadar yanlış olmuştur. Hukuken en tartışmalı boyut, şok düzenleme kararları ile operasyonel durdurma mekanizmalarının eş zamanlı olarak işletilmemiş olmasıdır:
[28 Ağustos SPK Kararı] ──> Şüpheli Fonlar Açık Bırakıldı ──> İmtiyazlı Aktörler Hızla İtfa Etti (Kaçış)
│
▼
[Küçük Yatırımcının Durumu] <── Fonlar Kepenk İndirdi <── Aylık Değerleme Maddesine Sığınma
• Operasyonel Durdurma Hatası: Piyasada bu ölçekte sert bir regülasyon yapılacaksa, bunun ilk şartı; sınırları aşan ve hakkında daha önce adli makamlarca usulsüzlük incelemesi talep edilmiş olan şüpheli fonların alım-satım ve itfa işlemlerinin aynı gün, resen ve tamamen dondurulmasıydı.
• İçeriden Kaçış: Şüpheli fonlar işleme açık bırakıldığı için düzenlemenin yaratacağı felaketi önceden öngören portföy yöneticileri, büyük pay sahipleri ve içeriden bilgiye (6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m. 106 kapsamında düzenlenen Bilgi Suistimali / Insider Trading) yönelen "ayrıcalıklı" aktörler, hisseler kilitlenmeden ve fon değerleri çökmeden önce paylarını hızla itfa ederek nakde geçmişlerdir.
• Aylık Değerleme Kalkanı: SPK'nın Yatırım Fonlarına İlişkin Rehberi'nin 4.3. Maddesi ile fonlara tanınan "fiyat hesaplama sıklığını aylığa çıkarma ve itfayı erteleme" gibi operasyonel esneklikler, kurumsal suiistimali yönetenlerin elinde yasal bir kalkana dönüşmüştür. Ayrıcalıklı sermaye sistemden kaçtıktan sonra fonlar bu maddelere sığınarak kepenk indirmiş; olup biteni en son öğrenen küçük tasarruf sahipleri ise içi boşaltılan portfolyolarla içeride kilitli kalmıştır.
Bu nedenle 28 Ağustos talimatının içeriği, kimlere ve ne zaman iletildiği, tüm iletişim kayıtları ve sonrasındaki işlemler titizlikle incelenmeli; ortaya çıkan bulgular şeffafça kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Geçmişe Etkili Düzenleme Mağdurun Lehine Olmalı
Mağdurların temel talebi, geçmişe etkili bir kanuni düzenleme yapılacaksa bunun kendi aleyhlerine değil, bilgi eşitsizliğinin adaletsiz sonuçlarını gidermeye yönelik olmasıdır. Bu doğrultuda, ilgili fonlarda 28 Ağustos 2026 sonrasında yapılan tüm işlemlerin geçersiz sayılması ve durumun bu milada göre yeniden yapılandırılması önerilmektedir.
Bu önerinin arkasındaki adalet duygusu çok nettir: Bilgiye erken ulaşanların haksız avantaj elde ettiği, sessiz çoğunluğun ise fonda kalarak devasa bir kayba uğradığı bir senaryoda, çözümün faturası yalnızca geride kalan iyi niyetli yatırımcıların omuzlarına yüklenemez.
7596 Sayılı Kanun’un 3/6. maddesi, SPK tarafından bilgi suistimali (SerPK m. 106) veya piyasa dolandırıcılığı (SerPK m. 107) yaptığı tespit edilen kişi ve kurumlara geri kazanım hesabından ödeme yapılmamasını hükmetmektedir. Ancak bu hüküm, sızıntıdan faydalanıp parasını kurtaranların haksız kazançlarını sisteme geri döndürmeye yetmemekte, sadece içeride kalan paralarının üzerine bloke koymaktadır.
Ancak, tüm işlemlerin ayrım gözetmeksizin iptal edilmesi, sızıntıdan haberi olmayan ve tamamen olağan gerekçelerle hareket eden üçüncü kişileri de mağdur edebilir. Hukuki çözüm tasarlanırken amaç, bir mağduriyeti giderirken yenilerini yaratmak değil, yatırımcılar arasında adil bir denge kurmak olmalıdır.
Tam da bu yüzden, 7596 Sayılı Kanun revize edilerek 28 Ağustos'tan sonra yapılan tüm işlemler ilkesel olarak geçersiz sayılmalı; ancak bu tarihten sonra satış yapan iyi niyetli yatırımcılara aksini ispat etme hakkı (karine aksinin ispatı) tanınmalıdır.
Örneğin, bir yatırımcı 4 Eylül 2026 tarihinde satış yapmış olabilir. Eğer bu kişi, o dönemde vadesi gelen bir kredi borcunu kapatmak için bu satışı gerçekleştirdiğini ve elde ettiği tutarı doğrudan krediyi kapatmada kullandığını resmî belgelerle ispat edebiliyorsa, bu işlem koruma altına alınmalıdır.
Prof. Dr. Rauf Karasu
Hacettepe Üni. Hukuk Fak. Sermaye Piyasası Hukuku Öğr. Üyesi
Yorumlar2