Necip Fazıl yaşıyor…

  • GİRİŞ29.10.2026 08:59
  • GÜNCELLEME29.10.2026 08:59

Merhum üstat Necip Fazıl, benim gibi 60’lı yıllarda doğanlara ve hatta ondan önceki nesle kendi tabiriyle “süt anneliği” yaptığı bir fenomendi…

O üstat ki, kendisini ‘dava adamı’ diye niteleyen her genç, birçok şiirini ezbere bilir, haykırırcasına kaleme aldığı mahkeme müdafaalarını dik ve onurlu duruşun evrak-ı müsbitesi addederdi.

Kültüre, sanata ve estetiğe dair entelektüel birikiminin en mühim referansı olduğunu tereddüt etmeksizin ifade eden bu nesil, imana ve İslâm’a dair birçok umdeyi de kendisinden öğrendiğini iftiharla söylerdi…

Vefat ettiği tarihte tam 20 yaşındaydım.

Benim de dahil olduğum jenerasyon; 70’li yılların kaotik tortusunu üzerinde taşıyan, siyasallaşma ile depolitizasyon arasında git-geller yaşayan, tüccar yayınevlerinin tercüme bombardımanına maruz kalan, bütün bunlar yetmezmiş gibi karanlık odakların tertipleriyle çocukluk arkadaşına bile düşman kesilen, kafası karmakarışık talihsiz bir gençlikti maalesef.

İşte böylesi bir dönemde üstat, hiçbir şey söylemese bile sığınılacak bir liman, kapkaranlık bir dönemin içinden karanlıkları yara yara gelen bir kandil gibiydi bizim için…

Ötekileştirilmiş, yok sayılmış ve hatta horlanmış bir nesle özgüven aşılayan, onları bir üst lige taşıyan bir kahramandı Necip Fazıl…

Yoksul insanların sanattan ve edebiyattan nasip almasını sağlayacak olan idari mekanizma, o dönemlerde bu insanları sadece sosyolojik manada ötekileştirmekle kalmamış, medeni haklar bakımından hukuken de cebir altına almıştı.

İşte, onlar için ‘olmaması gereken’ insanları en başköşeye taşımıştı muhterem üstad…

Bunca sözü; Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın davetlisi olarak önceki hafta katıldığım programın açılışında gösterilen, merhum üstadın ‘Bir Adam Yaratmak’ isimli tiyatro oyununun sinema uyarlaması vesilesiyle hatıralarımda canlanan muhteşem portresinin etkisine atfen sarf ettim.

2026-27 Kültür-Sanat Sezonunu “Hoşça Bak Zâtına” temasıyla açan Yıldırım Belediyesi'nin, Şeyh Galib’in insanlar yaşadıkça yaşayacak olan harikulade şiirinin en tesirli mısralarını koca bir sezonun ana teması olarak seçmesi, açık söylemek gerekirse pek etkileyici ve gayet isabetli bir tercih olsa gerektir:

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”

İnsanın kâinatın tesadüfi bir parçası değil; bütün varlık aleminin özü, özeti ve yaratılmışların gözbebeği olduğunu vurgulayan bu hikmetli ifadenin seçilmesi bile tek başına güçlü bir iddiaya işaret eder zira çıtayı üst bir noktaya koydukları aşikâr…

İnşallah bütün bir sezonu bu konsepte uygun programlar silsilesiyle devam ettirirler…

Gelelim Necip Fazıl üstadımızı hatıralarımızda bir kez daha canlandıran ve içimizde capcanlı bir biçimde yaşadığını hissettiren filme…

Şunu en başından ifade etmek isterim; bugüne kadar ‘yazar, edebiyat ve felsefe’ temalı onlarca film izledim. Buna tiyatrodan sinemaya uyarlanan eserler de dahil elbette.

Bu yönüyle bakıldığında, bir tiyatro oyununun sinemaya uyarlanmasının bir hayli riskli ve bir o kadar da zor olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Riskli ve zordur çünkü birbiri ardına sökün eden tiratların ve uzun diyalogların seyirciyi filmin içinde tutarak aktarılabilmesi ciddi bir maharet gerektirir.

Bu nedenle filmin yönetmeni ve yapımcısı Murat Çeri’yi hem cesareti hem de tüm zorluğuna rağmen ortaya koyduğu bu muvaffakiyet için yürekten tebrik etmek istiyorum.

Çeri’nin cesareti iki yönlü…

Birincisi, yukarıda da ifade ettiğim gibi tiyatro eserinin filme çekilmesi bir hayli müşküldür; diğeri ise gişe hasılatı bakımından ciddi bir risktir…

Çeri, bu teşebbüsü ile Necip Fazıl’ın “‘Kim var?’ diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan ‘Ben varım!’ cevabını verici bir gençlik...” diyerek portresini çizdiği genç insanlardan birisi olduğunu kanıtlamıştır.

Keşke “Biz de varız” diyen başka gençler de olsaydı da filmin haftalarca vizyonda kalması sağlansaydı.

Bu bakımdan Yıldırım Belediyesi'nin çabasını da takdirle anmak lazım zira keyfiyet planında zaten bir hayli nitelikli olan bir eseri maddi anlamda da kıymetlendirmek, tam manasıyla bir hatırşinaslık örneğidir…

‘Bir Adam Yaratmak’ zorlu bir eser…

Hem felsefi hem edebi hem de sanatsal manada paha biçilmez bir şaheser…

Bu üç değerin, taşıdığı bütün handikaplara rağmen bihakkın yansıtılması ise gerçekten büyük bir başarı bence.

Film, sinema sanatı açısından ziyadesiyle muvaffak olduğu gibi, felsefenin modern problematiği mesabesinde olan varoluş sancısının izleyiciye aktarımı yönünde de takdiri şayan bir muhtevaya sahip.

Tam bu noktada yönetmenle birlikte oyuncuları da kutlamak lazım zira dönemin dilini aslına sadık kalarak canlandırabilmek, günümüz sinema yaklaşımı bakımından zordan da öte bir mahiyete sahiptir ve bunun üstesinden gelmiş olmaları tebriki hak ediyor doğrusu…

Netice-i kelam…

Üstatla bir kez daha hemhal olmaklığıma vesile olan Başkan Oktay Yılmaz’a ve Kültür-Sanat ekibine hassaten teşekkür etmek isterim.

Bu isabetli tercih yeni nesillere Necip Fazıl’ı tanıtmakla kalmamış, nevzuhurların eski, bizim de ‘eskimez’ dediğimiz lisanla yollarının kesişmesine sebebiyet vermiştir.

Ben, en azından böyle tahakkuk etmesini diliyorum…

Yolları açık olsun…

Yorumlar4

  • Kemalettin 30 dakika önce Şikayet Et
    reenkarnasyon mu?
    Cevapla
  • MALCOLM X 1 saat önce Şikayet Et
    ÜSTAD hepimize bir meşale oldu.. BİR ADAM YARATMAK VE REİS BEY de, meşalenin ışığı oldu.. Tahlil ve bilgileriniz için teşekkürler Nihat hocam.. Ama bu tekerlek bu tümsekte kalmasın..
    Cevapla Toplam 5 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat