Metruk köy okullarını “Yaşlı Yaşam Merkezleri”ne dönüştürmeliyiz
- GİRİŞ31.10.2026 08:59
- GÜNCELLEME31.10.2026 08:59
Birkaç günlüğüne köyüme uğradım. Çay mevsimi bittiği için sessiz mi sessiz. Evden bahçeye bakarken gözlerim “köy okulu”na kaydı anlık; o metruk haline.
Bir zamanlar siyah önlüklerle yağmur-çamur, kar-kış demeden çay tarlaları arasında gidip geldiğim ilkokulum, şimdi metruk.
Çocuk sesleriyle şenlenen, bahçelerinde “yakalamacılık” gibi oyunlar, “maç” gibi koşturmacalar olan köy okullarının hemen hepsi metruk çünkü köylerde kimseler kalmadı; az sayıda kalan da yaşlı ve yalnız.
Belki bu metruk köy okulları yeniden hayat bulabilir, hem de giderek büyüyen bir sorunumuz olan “yaşlı yalnızlığı”na çözüm üreterek!
TÜİK’in “İstatistiklerle Yaşlılar” verileri, üzerinde düşünmemiz gereken bir tablo ortaya koyuyor zaten.
Türkiye’de 65 yaş ve üzerindeki yaşlı nüfus, son beş yılda % 20,5 artarak 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaşmış durumda.
Yaşlıların toplam nüfus içindeki payı % 11,1.
Daha da dikkat çekici olanı, tek başına yaşayan yaşlıların sayısının 1 milyon 836 bin 496’ya ulaşması. Bu sayı, 2019’da yaklaşık 1 milyon 374 bindi.
Yani yalnız yaşayan yaşlıların sayısı altı yılda % 33,6 gibi bir oranla belirgin biçimde artmış vaziyette.
Elbette tek başına yaşamak, mutlaka yalnızlık hissetmek anlamına gelmiyor. Ancak bu rakamlar, yaşlılarımızın sosyal destek ve dayanışmaya duyduğu ihtiyacı gözler önüne seriyor.
Özellikle çocukları başka şehirlere göç etmiş, eşini kaybetmiş veya hareket kabiliyeti azalmış yaşlılar için sağlık sorunları bir yana günlerce kimseyle yüz yüze dertleşememek ciddi risk/sorun.
Zira uzun süreli yalnızlık; depresyon, bilişsel gerileme, fiziksel sağlığın bozulması ve yaşam kalitesinin düşmesi riski demek.
Bu nedenle, bir bardak çay eşliğinde sohbet etmek, hatırının sorulması, bir topluluğun parçası olduğunu hissetmek, yaşlılar için altından daha kıymetli.
Köyde, yaşı seksenlik yalnız Nazmiye yengenin her gördüğü kişiyle birkaç kelam etmek istemesi, hatta hep aynı soruları tekrar tekrar sorup muhabbet kapısını aralamaya çalışması da bundan kaynaklanıyor.
Peki, ne yapabiliriz?
Basit bir hamle yeter aslında: Metruk köy okullarını “Yaşlı Yaşam Merkezleri”ne dönüştürelim.
Öncelikle; kurulacak merkezlerde, yaşlı sağlık veya bakım hizmetleri temel düzeyde de olsa gerekiyor.
Zira en sağlıklı ve bakıma muhtaç olmayan yaşlı için bile sağlık personelinin varlığı “psikolojik” anlamda olumlu katkı yapar.
İkincisi; sıcak yemek etrafında muhabbetler, bahçe çalışmaları ve el sanatları ile meşguliyetler yaşlılarımızın sosyal hayata katılımını sağlama adına elzem.
Aksi halde “işe yaramaz, değersiz yığınlar” olarak onlara “ölümü bekleyin” demiş oluyoruz eğer yalnız ve işlevsiz bırakırsak!
Bu noktada genç kuşakların, sürece farklı şekillerle dahil edilmesi, kuşaklararası dayanışma açısından da önemli. Bu nedenle, örneğin, ÜNİDES gibi proje imkanlarını kullanmak mümkün; üniversite kulüp öğrencileri için bulunmaz nimet çünkü.
Son olarak; “üçüncü yaş üniversitesi” anlayışıyla yaşlıların “beşikten mezara kadar eğitimi” bizzat tatmalarına yardımcı olunmalı.
Çünkü öğrenmenin yaşı yok; yaş almak, hayattan ve yeni deneyimlerden uzaklaşmak demek değil; hele hele dijital dünyada eğitim biraz daha fazla ihtiyaç.
Bunun için de “her ile üniversite” gibi stratejik imkândan istifade etmek gerekiyor. O ki her ilde üniversite var, o halde o ildeki ihtiyaçlara dönük “sosyal sorumluluk” dertleri de olmalı.
Köyümden bahsettiğim için memleketim Rize’nin Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nin sosyal sorumluluk konusunda çok ileri düzeyde olduğunu not edeyim! Üniversitenin Rektörü Yusuf hoca zaten işinin ehli, sosyal sorumluluk ekibinden Yavuz Selim hoca da tam görev adamı.
Öte yandan, “Yaşlı Yaşam Merkezleri” için yeni binalar yapmaya gerek yok.
Metruk köy okulları hizmete hazır hale getirilebilir ki bunu yapan ilçeler varmış diye duydum, çünkü kaymakamların vizyonuna bakıyor bu işler!
Kaymakamlar ve üniversiteler kadar belediyeler de işin içine dahil olmalı, edilmeli; varsa güçlü sivil toplum kuruluşları da sürecin parçası olmalı.
Üstelik taşımalı eğitim sistemi mantığından da yararlanarak çevre köylerde yaşayan yaşlılarımızı servislerle bu merkezlere ulaştırmak da mümkün.
Böylece bir zamanlar çocuklara okuma-yazma öğretilen sınıflarda yaşlılarımız kitap okuyabilir, yeni beceriler kazanabilir, bahçesinde yeniden üretim, salonlarında yeniden sohbet başlayabilir, dostluklar kurabilir.
Demem o ki, köy okullarına “geçmişin hatırası” olarak bakmayalım; hatta yok olmaya mahkûm etmeyelim. Onları yaşlılarımızın bakımı, kaynaşması ve yaşam boyu öğrenmesinin buluştuğu Yaşlı Yaşam Merkezleri’ne dönüştürelim.
Böylece yalnızca bir metruk okulu değil, yaşlılarımızı da hayata yeniden kazandırmak ve onların dualarını almak mümkün olsun, “Yaşlılara saygı göstermek, Allah Teâlâ’yı tazimdendir (yüceltmendir).” Hadis-i Şerif’i de yerine getirilmiş olsun.
Prof. Dr. Faruk TAŞCI / Haber7
Yorumlar3