Yaşasın Türk dünyasının birliği!

  • GİRİŞ31.10.2026 09:54
  • GÜNCELLEME31.10.2026 09:55

Türk Devletleri Teşkilatının kurulması, son çeyrek asırda atılan en önemli adımlardan biridir.

Coğrafyayı doğru okuyanlar için bu, başlı başına bir devrimdir. Ne var ki son tartışmalar, bu birlikteliğin ne anlama geldiğinin henüz yeterince kavranamadığını göstermiştir.

Cumhurbaşkanımızın stratejik bir ufukla omuzladığı bu beraberliğin önemini, kendisine destek vermesi gereken bazı kimselerin bile yeterince idrak edememesi üzücüdür.

Coğrafya bilinci yüksek olanlar, yaşadıkları coğrafyanın geleceğinde söz sahibi olur.

Coğrafya şuuru olmayanlar ise kendi topraklarında bile oyun kurmakta zorlanır.

Bir zamanlar haritaların şekillenmesinde belirleyiciydik; çünkü coğrafyayı tanıyor, onun gerektirdiği sorumlulukları üstleniyorduk.

Son yüzyılda ise savaşlar, işgaller, siyasi baskılar ve iç meseleler yüzünden tarihî sorumluluklarımızdan uzaklaştık.

Oyun kurmakta zorlandığımız gibi üzerimizde kurulan oyunları engellemekte de güçlük çektik.

Öyle dönemlerden geçtik ki Balkanlar’dan Türkistan’a kadar Türkiye’ye umut bağlayan toplulukların beklentilerine yeterince karşılık veremedik.

Kimi zaman imkânsızlıklar, kimi zaman dış baskılar, kimi zaman da ufkumuzu sınırlarımızın içine hapseden anlayışlar yüzünden yapmamız gerekenleri yapamadık.

Sürekli kendi meselelerimizle uğraşırken hem İslam dünyasına hem de Türk dünyasına yönelik kalıcı politikaları arzu edilen düzeyde geliştiremedik.

Türk Devletleri Teşkilatını bu tarihî arka plan içinde değerlendirdiğimizde, atılan adımın büyüklüğünü daha iyi anlayabiliriz.

Bu noktaya gelinmesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın gayreti ve liderliğinin önemli bir payı vardır.

Uzun yıllar Rus baskısı altında yaşamış ve birbirine düşman edilmiş kardeş toplulukların bağımsız devletler olarak ortak bir masa etrafında buluşması bile şükür sebebidir.

Bir coğrafyada söz sahibi olmak, sürekli emek vermeyi ve sahada bulunmayı gerektirir.

Büyük devletler önce tohum eker, sonra sabırla o tohumun meyve vermesini bekler. Türkiye’nin Türk dünyasıyla geliştirdiği ilişkileri de bu uzun vadeli anlayışla değerlendirmeliyiz.

Bugün verilen emeğin sonuçları, gelecek yıllarda daha açık biçimde görülecektir. Engeller pürüzler muhakkak çıkacaktır.

Azerbaycan üzerinden yürütülen tartışmalara da bu sorumlulukla yaklaşmak zorundayız.

Kardeşler arasında anlaşmazlıklar yaşanabilir; kırgınlıklar, farklı değerlendirmeler ve hatalar olabilir. Fakat sonra oturulur anlaşılır ve kucaklaşılır.

Azerbaycan bizim için tarihî, kültürel ve stratejik bakımdan büyük önem taşımaktadır.

Yangına körükle gidenler, bir bardak suda fırtına koparanlar Cumhurbaşkanımızın açıklamalarındaki ısrarlı birlik ve kardeşlik vurgusuna dikkat etmelidir.

Birliğimizi korumak ve güçlendirmek zorundayız. Hem Türk dünyasının hem de İslam dünyasının parçalanmışlığının kimin işine yaradığı ortadadır.

Türk Devletleri Teşkilatına dair kuracağımız her cümleyi düşünerek kurmalıyız. Teşkilata üye devletlerin veya yöneticilerin hataları olduğunda, ilişkileri silip atmak yerine yanlışları gidermeyi ve birliği güçlendirmeyi esas almalıyız.

Eleştiri elbette gereklidir; fakat eleştirinin amacı kardeşliği zedelemek değil, ortak geleceğimizi sağlamlaştırmak olmalıdır.

Toplamak zor, dağıtmak kolaydır. Yapmak zor, yıkmak kolaydır. Akif’in dediği gibi Süleymaniye’yi yıkmak için birkaç kazma yeter; onu yeniden inşa etmek ise Sinan’ın ustalığını, Süleyman’ın iradesini gerektirir.

Devletler arasında güven ve iş birliği kurmak da böyledir: Yılların emeğiyle oluşan birikim, düşüncesizce söylenen sözlerle zarar görebilir.

Cumhurbaşkanımızın güçlü iradesiyle öncülük ettiği bu birlikteliği geleceğe taşımak için herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

Özellikle aydınlarımız, birlik fikrini daha sık işlemeli; bu beraberliğin tarihî, kültürel, ekonomik ve stratejik anlamını topluma anlatmalıdır.

Yoksa Cemil Meriç üstadımızın dediği gibi, “Aydınların aydınlatamadığı halkı, soytarılar aldatır.”

Türkiye’nin Türk dünyasında söz sahibi olmasını istemeyenlerin kışkırtıcı söylemlerine fırsat verilmemelidir.

Kamuoyuna moral bozucu açıklamalardan ziyade, meseleleri aklı selim çerçevede ortaya koyan ve çözüm iradesini güçlendiren mesajlar verilmelidir.

Azerbaycan halkını rencide edecek paylaşımlar bize yakışmaz. Yönetimler değişir, liderler değişir, şartlar değişir; fakat kardeşlik bakidir.

Türk dünyasına bakışımız, Gaspıralı İsmail’in “Dilde, fikirde, işte birlik” idealiyle aynı hizada olmalıdır.

Biz, Osmanlı’nın devamı olan Türk milletinin evlatlarıyız. İmha ile değil, ihya ile sorumluyuz.

Türk dünyasının birliği için çırpınan Cumhurbaşkanımızın ağır yüklerden yorulmuş omuzlarına omuz vermek, her Türk’ün millî görevidir.

Çağları okumasını bilenler birliğin derin anlamını büyükler daha iyi anlamış ve yorumlamışlardır. İslam milletinin büyük mütefekkiri Sezai Karakoç’un şu sözü ne muhteşemdir:

“Bin yıllık ömrüm olsa, ömrüm boyunca konuşmam ve yazmam nasibimde varsa, hep Müslümanların birleşmesinden, bir araya gelip şuurlu birliklerini oluşturmalarından bahsederim. Bundan bıkmam ve yılmam. Çünkü bundan daha büyük bir dava bilmiyorum.”

Ömrünü davasına adayan üstat, Türk Devletleri Teşkilatının kuruluşuna en çok sevinen ve heyecan duyan isimlerden olmuştur.

Rusya’nın ya da diğer emperyalist devletlerin birliğe sıcak bakmayacaklarını, fonksiyonel olmasına yönelik engeller çıkaracaklarını belirtenlere de bu Türk Devletleri Teşkilatının tabelasının olmasının bile büyük bir mana taşıdığını söylemiştir.

Bu sebeple birliği zedeleyecek her cümlenin, düşmanın lehine taşınmış bir taş olduğunun farkına varmalıyız.

Biz taşlarımızı Türk Devletleri Teşkilatının temelinin daha da güçlenmesi için taşımalıyız.

Her şeye ve herkese rağmen, “Yaşasın Türk dünyasının birliği!” diye en gür şekilde haykırmalıyız.

Cenab-ı Allah devletlerimize zeval vermesin. “Çok devlet, tek millet” inancıyla birliğimizi daim etsin.

Mahmut Bıyıklı / Haber7
 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat